Güney Asya'da Bir Cihad Üçgeni

Bugün bütün dünyada Müslümanlar, küfür güçlerinin birlikteliğine karşı kendilerinin dağınık halde varlık mücadelesi vermek zorunda kalmalarının ızdırabını çekiyorlar. Eğer ki bütün Müslümanlara ümmet olma şuurunun kazandırdığı birlik ve beraberlik anlayışı hâkim olsaydı ve bu anlayış aynı zamanda pratiğe de yansısaydı "küfür milleti" Müslümanlar karşısında kendini bu kadar rahat hissedemezdi. Hatta tüm İslâm coğrafyasında değil bu coğrafyanın sadece bir parçasında bile imân sahiplerinin ortak bir zemin üzerinde birlikte hareket etmeleri küfür güçlerini endişelendirmektedir. Demek ki Müslümanların şu an içinde bulundukları ızdıraplarının birinci sebebi kendilerinden kaynaklanıyor. Bu sebebin ortadan kaldırılması ise sürekli bir suçlu aramakla değil "ben de bu ümmete mensubum" diyen herkesin sorumluluğunu bilmesiyle ve yerine getirmesiyle mümkündür. Suçlu aramak isteyen mutlaka kendisinin dışında bir suçlu bulacak, dolayısıyla kendi sorumluluğunu görmekte zorlanacaktır.

Afganistan cihadı yıllarca bütün Müslümanların göğsünü kabartan onurlu bir cihad olarak kendini gösterdi. Ama tam meyvelerin toplanması merhalesine gelinince "dağınıklık sorunu" bütün yolları tıkadı. Bu yüzden herkesin ümidi kursağında kaldı. İşin gerçeğinde görülen manzaralar, bu cihadın Müslümanların beklediği sonucu vermesini istemeyenlerin ektiği nifak tohumlarının ürünleriydi. Ama bu gelişmeleri değerlendirirken, dün "büyük kahramanlar" olarak ilan ettiğimiz kişilerin üzerine "büyük taşlar" yağdırmaya başladık. Yüce Allah'ın: "Eğer mü'minlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine tecavüz ederse tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever." (Hucurat, 49/9) emrini aklımıza getirmeyi bile düşünmedik. Hatta bazıları, mü'minlerin birbirleriyle çatışamayacakları varsayımından yola çıkarak cihad liderlerinden bazılarında birtakım dış bağlantılar bulabilmek için kendilerini yormaya başladılar. Oysa yukarıdaki âyeti kerime Müslümanlara sorumluluklarını hatırlatmadan önce mü'minlerin aralarında çatışabilecekleri realitesini gözlerimizin önüne seriyor.

Afganistan'da yaşananlar aynı zamanda Müslümanlarda hâlen cihadın yaşandığı bölgelerle ilgili ciddi tereddütlere yolaçtı. Zaman zaman dünyadaki İslâmi mücadele hakkında konferanslar veriyoruz ve bu konferanslardan sonra en sık karşılaştığımız soru şu oluyor: "Filanca yerde şöyle şöyle İslâmi grupların varlığından söz ettiniz. Bunlar niye biraraya gelmiyorlar. Afganistan'da yaşananlar gelecekte orada da yaşanabilir mi?" Bu sorunun muhatabı aslında hepimiziz. Bütün herkes: "Eğer ben kendi çevremde dayanışmanın bir örneğini sergileyebilirsem, bu örnek gittikçe yayılabilir" diye düşünmeli. Tıpkı: "Herkes kapısının önünü süpürse bütün şehir tertemiz olur" sözünün işaret ettiği manada olduğu gibi. Şunu da bilmek gerekir ki kişisel yorumların ve değerlendirmelerin etrafında birliktelik sağlanamaz. Birliktelik ancak Allah'ın kitabının ve Resulullah (s.a.s.)'ın sünnetinin açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu ilkeler etrafında sağlanabilir. Bu konudaki ölçümüz de Yüce Allah'ın şu emirleri olmalıdır: "Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün." (Nisa, 4/59) "Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir." (Şurâ, 42/10) Eğer fertler veya gruplar kendi kişisel yorumlarını dinin bizzat kendisi zannederlerse işin başında dağınıklığa ve ayrılığa mahkum olmuş olurlar.

Afganistan cihadı Müslümanların yeniden uyanış hareketlerinde önemli bir rol oynamıştır. Bunu asla gözden uzak tutmamalıyız. Şunu da unutmamalıyız ki, yaşanan bütün tatsız gelişmelere rağmen Afganistan'a sahip çıkmak zorundayız. Bugün birtakım olumlu gelişmelerin yaşanması İslâm coğrafyasının bu önemli toprak parçasına ve İslâm ümmetinin oradaki mensuplarına sahip çıkılması için bir fırsat olarak değerlendirilmeli. Eğer bu fırsat kaçırılırsa bugün Afganistan'daki olumlu gelişmelerden rahatsız olan uluslararası sömürgeci güçlerin yeni birtakım oyunlar çevirmesi mümkün olabilir. Yaşanan siyâsi olaylardan söz konusu sömürgeci güçlerin, "Allah'ın hükmüne gelmemekte ısrar eden" Tâlibân grubuna destek verdikleri anlaşılıyor. Bu açıdan Afganistan olayının dününden çok bugününün çok iyi bir şekilde kritik edilmesine ve ümmetin burayla ilgili sorumluluğunun ortaya konmasına ihtiyaç var.

Güney Asya'daki cihad üçgeninin çok önemli bir noktası durumundaki Keşmir'de de, yine Müslümanların dağınıklığından kaynaklanan yalnız kalmışlığın, sahipsizliğin ızdırabı yaşanıyor. Çağdaş sömürgeciliğe bir "uluslararası toplum" maskesi geçirmeyi başarabildiğini inkâr edemeyeceğimiz BM'in ise Müslümanları ilgilendiren konularda hep iki yüzlü davrandığını, Müslümanların lehine gibi görünen kararlarını hep vitrin kararı olarak kullandığını artık hepimiz biliyoruz. İşte bu yüzdendir ki, Keşmir halkının Pakistan veya Hindistan'dan hangisini tercih ettiğinin belirlenmesi için referanduma gidilmesini isteyen BM kararı tamamen küllenmeye terkedilmiş durumdadır.

Bölgedeki cihad üçgeninin önemli bir noktası da Güney Asya'yla Orta Asya'nın birleşme noktasında bulunan Tacikistan. Buradaki cihadın başarısı bütün Orta Asya'yı etkileyecek. Rusya bunu bildiği için Tacikistan'a büyük önem veriyor. Müslümanların ise bu beldeye Rusya'dan çok daha fazla önem vermeleri gerekir. Yeni Dünya dergisinin bu sayısında, sözünü ettiğimiz üç cihad noktasıyla ilgili önemli bilgiler bulacaksınız.