1997 Değerlendirmesi

Arnavutluk'ta İsyan

Arnavutluk yıllar süren komünist diktatörlük rejiminden çıktıktan sonra kendisini sözde "hür dünya (!)"da baş döndürücü sorunların içinde buldu. Üstelik "hür dünya (!)"nın koyun postuna bürünmüş kurtları her taraftan etrafını sarmışlardı. Enver Hoca'nın Arnavutluk'un kapılarını dünyaya kapamasından önce doğrudan sömürge ve işgal metodunu kullanan yönetimler bu kez farklı metotlarla sömürgecilik yapıyorlardı. Güya "yardım" amacıyla borç para veriyor ama bu paralar vasıtasıyla ülkelerin ve halkların kollarını, bacaklarını bağlayarak onları kendilerine mahkum ediyorlardı. Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ülkeleri içinde kişi başına düşen en yüksek para "yardım (!)"ını Arnavutluk'a yaptı. Böylece, yaklaşık üç buçuk milyon nüfusa sahip olan bu ülkenin dış borçları kısa sürede 1,5 milyar dolara ulaştı.

Ülke yönetimi aldığı borçları kendi kendini amorti edecek alanlarda kullanmış olsaydı belki alınan paralar halkın önemli bir sorunu olan fakirlik probleminin çözümünde bir işe yarayabilirdi. Ama verenler fakirlik probleminin çözümü için değil halkın daha da fakirleştirilmesi ve ülkenin ekonomik yönden dışa bağımlı hale gelmesini sağlamak için veriyorlardı. Dolayısıyla ülkenin dış borç yükünün artması yüksek enflasyona yol açtı. Bu da fakirlik sorununun daha da artmasına sebep oldu. Zaten faizli ve kullanım alanları verenler tarafından belirlenmiş şartlı borçlardan şimdiye kadar kim yarar görmüştü ki Arnavutluk yarar görecekti. Fakirlik ve enflasyon sorunları yeni birtakım sorunları da beraberinde getirdi: Gecekonduların artması, kuzeyden güneye göç, toprakların kullanımı konusunda uzlaşmazlıklar, göç yüzünden kuzeylilerle güneyliler arasında ihtilaflar çıkması vs.

İktidardaki Demokratik Parti'den olan Salih Berişa'nın (Arnavutlar "h" harfini telaffuz etmediklerinden Sali Berişa demektedirler) kuzeyli olması ve devlet kadrolarında kuzeylilere ağırlık vermesinin de kuzey - güney fitnesinde olumsuz etkisi oldu.

Muhalefet partileri de sorunların çözümü için alternatifler üretmek yerine saydığımız bütün olumsuzlukları ne yazık ki kendi siyâsi hesapları için kullandılar. Bu tür tavırlar da "çağdaş demokrasi"nin Arnavutluk'a hediyesiydi.

Arnavutluk'un Yunanistan'la arası eskiden beri iyi değildir. Bunda Yunanistan'ın Arnavutluk'a karşı takındığı baskıcı tavrın ve bu ülkeyi adeta kendisinin bir sömürgesi gibi görmeye çalışmasının etkisi olmaktadır. Ayrıca Arnavutluk'taki fakirlik ve işsizlik probleminin büyümesi sonucu çok sayıda Arnavut'un iş bulmak için kaçak yollardan Yunanistan'a girmesi de ikili sorunların büyümesine yol açtı. Arnavutluk cumhurbaşkanı Berişa'nın zaman zaman konuşmalarında Yunanistan'ı hedef alan ifadeler kullanması da Yunanistan'ın "kinci" tutumunun büyümesine sebep oldu. Yunan yönetimi bu tutumundan dolayı Arnavutluk'un istismara açık yönlerini özellikle de kuzey - güney fitnesini ve fakirlik problemini kullanarak patlamaya hazır dinamitlere fitil yerleştirdi, diyebiliriz.

Son olarak bir bankerler krizinin patlak vermesiyle birlikte bütün fitiller ateşlenmiş oldu. Yönetim bu krizin patlak vermesinden sonra bankerlerin iflas etmesinden dolayı zarar görenlerin zararlarının telafi edileceği vaadinde bulundu. Ancak muhalefettekiler bu vaadlerin siyâsi amaçlı olduğunu ileri sürerek ateşin üzerine körükle yürüdüler. Muhalefetin özellikle Güney bölgede güçlü olması ve kızgın kitlenin daha çok bu bölgede yoğunlaşması dolayısıyla isyan en çok buralarda etkisini gösterdi. Sonuçta "faiz" Arnavutluk'un başına epey bela açmış oldu. Hem sömürgeci ülkelerden "faizli" dış borç almak, hem de bankerlerin kabarık "faiz" vaadlerine aldanmak. Birinci hatayı devlet yönetimi, ikincisini ise halkın kendisi işledi. Ancak bu ifademizden, bütün sorunları sadece "faiz" belasıyla izah etme gibi bir kolaycılığa kaçtığımız sanılmasın. Olayın değişik boyutlarına yukarıda işaret etmeye çalıştık. Sadece "faiz"in ne tür bir bela olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.