Bütün insanlığın ciddi bir işgalle karşı karşıya olduğu bir dönem geçiriyoruz. Makamlar lâyık olmayan kişilerce işgal edilmiş. Dünyanın birçok yerinde topraklar asıl sahiplerinden alınarak gaspçılar tarafından işgal edilmiş. Bunların hepsinden daha kötüsü: Kafalar, zihinler karmaşık fikirlerle ve kavram kargaşasıyla işgal edilmiş. İşin gerçeğinde diğer bütün işgaller zihinler üzerindeki işgal sayesinde devam ediyor. Zihinler üzerindeki işgal de çıkarcı güçlere hizmet eden medya ve kalemlerini kiraya vermiş yazarlar sayesinde sürdürülüyor. İnsanlığın içine düştüğü girdaptan kurtulabilmesi için öncelikle bu zihinler üzerindeki işgale son verilmesi gerekir.
Zihinler üzerinde öyle bir işgal var ki insanları düşüncelerinden ve inançlarından dolayı zindanlarda süründürmek, kafalara "adalet" diye işleniyor. Vatanları ellerinden zorla alınmış, kutsal değerleri kirletilmiş bir halkın başkaldırısı bütün dünya kamuoyuna "terör" olarak kabul ettiriliyor. Hatta, kafalar o kadar bunaltılıyor ki, bir başka yerdeki aynı türden mücadeleyi her yönden destekleyenler medyanın yoğun propagandasından etkilenerek beri taraftaki haklı direnişe "terör" diyebiliyorlar.
İşte böyle bir ortamda, dünyaya yön vermeye çalışan çağdaş sömürgeci güçler İslâm'a karşı topyekün bir savaş başlattı, bu savaşın adını da "Terörle Mücadele" koydular. Bu savaşta değişik cepheler açılmıştır. Bir cephede insanlar düşünce ve inançlarından dolayı sorguya çekiliyor, işkenceye maruz bırakılıyor, zindanlara atılıyor. Tabii bu şekilde düşünce ve inançlarından dolayı işkenceye maruz bırakılan, zindanlara atılan insanlar "terörist" olarak ilan edildiklerinden zihinleri çıkarcı güçlerin hizmetindeki medya tarafından işgal edilmiş kalabalıklar ya olanları görmezlikten geliyor, ya da "zaten hak etmişti" deyip hayıflanıyorlar. Bir başka cephede yargı sistemindeki esnekliklerden yararlanılarak insanlar basit gerekçelerle uzun vadeli zindan hayatlarına mahkum ediliyorlar. Yargı sistemleri de zaten siyâsi sistemleri ayakta tutanlar tarafından şekillendirildiğinden istenilen şekle sokulması zor olmuyor. Bir başka cephede yetişen neslin İslâmi inanç ve anlayışa kavuşturulması amacıyla kurulmuş kurumların "terörist" yetiştiren kurumlar olduğu iddiasından yola çıkılarak buraların zayıflatılmasına uğraşılıyor. Hatta yetim çocuklara, evsiz barksız insanlara sahip çıkan, babaları zindanda olduğu için bakacak kimseleri bulunmayan dolayısıyla yetimlerden bir farkları olmayan çocuklara aylık düzenli bir şekilde yardım ulaştıran kurumlara yardım göndermek "teröre finans sağlamak" olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla bu değerlendirmeden yola çıkılarak söz konusu kurumlara giden yardımların kısılmasına uğraşılıyor. En önemli cephede ise iftiracı medya tarafından, İslâmi kimlikleriyle öne çıkmış kişilere ve hareketlere karşı yoğun iftira kampanyası yürütülüyor, haklarında çıkarılan yalan haberlerle bu kişilerin ve hareketlerin yıpratılması için uğraşılıyor.
Bugün bazıları "biz ılımlı olduğumuz için kimse bize dokunmuyor", "biz zaten katırcının katırlarını ürkütmüyoruz", "efendim biz hoşgörülü insanlarız, kimseyle alıp veremeyeceğimiz yok" diyebilirler. Herkes iyi bilsin ki, bu savaşta İslâmi kimlik ve canlanma topyekün hedef alınmıştır. Ancak savaşı başlatanlar bütün herkesi bir anda karşılarına almamak için sinsi bir politika izliyorlar. En önce "bunlar katırcının katırlarını ürküttüler dolayısıyla bunlar teröristtirler" diyerek mimlediklerini tasfiye etmenin yoluna bakıyorlar. Eğer bu ilk atılımda başarılı olabilirlerse yavaş yavaş katırcının katırlarını ürkütmediklerini sananlara doğru yaklaşacaklar. Tunus tecrübesi aklı başında herkes için bir ibret vesikası olmalıdır. Bugün Tunus'ta başörtülü bir bayanın uçağa binmesine bile izin verilmiyor. Şunu da unutmayalım ki, bugün İslâm'a karşı başlatılan topyekün savaşta Filistin'deki İslâmi varlık ilk hedeftir. Bu hedefin zayıf düşürülmesi İslâm cephesinin zayıf düşürülmesi demektir. Bu yüzden ümmetin bu cepheye sahip çıkması, bu cephenin zayıf düşürülmesine fırsat vermemesi gerekir. Niçin böyle olduğuna Allah'ın izniyle bu gazetede yayınlanacağını daha önce söylediğim bir dizi yazıda geniş bir şekilde cevap vermeye çalışacağım. Değerli okuyucularımdan, Allah izin verirse, o yazıyı mutlaka okumalarını ve çevrelerindeki insanlara okutmalarını tavsiye ediyorum.