1992 Değerlendirmesi

Mısır'da Baskı Uygulamalarına Kanuni Dayanak

Mısır'da İslâmi harekete karşı uygulanan bütün baskılara rağmen İslâmi hareketin güçlenmesi yönetimi yeni çözüm arayışları içine soktu. Bu amaçla "Terörle Mücadele Kanunu" adıyla bir kanun tasarısı hazırlanarak parlamentoya sunuldu. Parlamento bu kanun tasarısını 16 Temmuz 1992 tarihinde kabul etti. Yeni kanun emniyet güçlerine şüpheli gördüğü kişileri anında tutuklayarak hiç mahkeme önüne çağırmadan altı ay süreyle tutuklu bulundurma yetkisi veriyordu. Kanun aynı zamanda rejimin "terör örgütü" diye adlandırdığı örgütlere veya cemaatlere mensup olanların yahut bunlara yakınlık duyanların beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarına imkân tanıyordu.

Mısır hükümetinin bu kanunu uygulamaya koyması muhalefetin sert tepkilerine yol açtı. Muhalefetteki partilerin liderleri kanunun insan hak ve hürriyetlerini büyük ölçüde kısıtladığını ve düşünce özgürlüğüne büyük darbe indirdiğini dile getirdiler. Muhalefetteki Amel (Çalışma) Partisi'nin lideri İbrahim Şükri, Hüsni Mübarek'in güdümündeki hükümetin geçmişte Enver Sadat'ın koltuğunu sağlama almak amacıyla başvurduğu uygulamaları yeniden getirdiğini ifade etti.

İşin gerçeğinde ise, Temmuz ayında yürürlüğe konulan Terörle Mücadele Kanunu bu ülkede uzun süreden beri devam etmekte olan baskı uygulamalarına kanuni dayanak oluşturmaktan başka bir mahiyet taşımıyordu. Yani Mısır hükümeti geçmişte kanunsuz olarak yaptıklarını artık kanuni olarak yapabilecekti.

Mısır yönetimi böyle bir kanunu çıkarmasına gerekçe olarak Prof. Ömer Abdurrahman'ın liderliğindeki Cihad örgütü tarafından işlendiği ileri sürülen bazı suikastleri gösteriyordu. Özellikle laik - batıcı yazar Ferac Fevde'nin Kahire'de öldürülmesi olayı hükümetin kendini haklı göstermek için en çok kullandığı olay oldu. Ancak asıl sebep bütün dünyada İslâmi hareketlerin her geçen gün güç kazanması ve bunun Mısır'ı etkilemesi idi. Özellikle Cezayir'deki İslâmi Selamet Cephesi'nin gösterdiği başarı Mısır yönetimini vidaları daha fazla sıkmaya yöneltti.

Laik yazar Ferac Fevde'nin öldürülmesi olayını bahane ederek İslâmi cemaatlere mensup pek çok kişiyi tutuklayan Mısır emniyet güçleri, İslâmi hareketin güçlü olduğu güney bölgeye yönelik baskı uygulamalarını da şiddetlendirdiler. Bu bölgede bazı kıptilerin amaçlı olarak Müslümanları tahrik etmelerinden kaynaklanan bazı olaylar da emniyet güçlerinin resmi terör uygulamalarına gerekçe gösterildi. Emniyet güçleri bu bölgede gerçekleştirdikleri geniş çaplı tutuklama uygulamaları ile yetinmeyerek bölgeye havadan birkaç saldırı düzenlediler. Gerek bu hava saldırılarında ve gerekse kara harekâtlarında çok sayıda ölen oldu. Bunun yanı sıra Kahire ve İskenderiye'de de Terörle Mücadele Kanunu'nun verdiği yetkilerle, değişik İslâmi cemaatlere mensup yüzlerce kişi tutuklandı. Tutuklananlardan mahkeme önüne çıkarılanların yargılamaları basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Mısır yönetimi de gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada İslâmi cemaatlere yönelik operasyonların kesintisiz devam ettirileceğini bildirdi.

Mısır yönetimi ülkedeki İslâmi faaliyetleri hedef alan baskı uygulamalarından camileri de müstesna tutmadı. Yönetim özellikle Müslüman halk tarafından inşa edilerek devlet kuruluşlarına teslim edilmeyen yetmiş bin kadar camiyi hedef aldı. Yönetim bu camilerin İslâmi hareketlerin güçlenmesinde önemli bir fonksiyonlarının olduğunu ileri sürerek bunların tamamının devlete teslim edilmesini istiyordu. Devlet bu camilerin mülkiyetini aldığında oralardaki görevlileri de kontrol altına almış olacaktı. Çünkü ciddi ekonomik problemlerin yaşandığı ve halkın büyük çoğunluğunun fakirlik sınırının altında bir gelire sahip olduğu Mısır'da "işten atılma" korkusu insanlar üzerinde ciddi şekilde etkili olmaktadır.