ABD'nin İnsan Hakları Raporu

2 Mart 2005 Çarşamba, Vakit gazetesi

Bekri Mustafa fıkraları, Nasreddin Hoca fıkraları kadar yaygın ve çok olmasa da düşündürücü ve ibretamiz içerikler taşımaktadır. Bunlardan biri bugün üzerinde duracağımız konuyu çok güzel izah ediyor.

Bekri Mustafa içki masasının başından kalkmaz, zevk ü safa içinde hayatını sürdürmeye çalışırmış. Bir gün ikamet ettiği köyde bir cenaze olmuş. Ancak cenazeyi kaldıracak birini bulamamışlar. Köyün ileri gelenleri bir araya gelip düşünmüşler ve: "Bu işi gene becerirse Bekri Mustafa becerir" demişler. Gidip adamı kahvehanede bulmuşlar. Adam, bir elinde kadeh, öbür elinde iskambil kâğıtları; bir yandan kafa çekerken öbür yandan da bir sonraki şişenin parasını kumardan çıkarabilmek için kafa yoruyor. Gidenler, adamın kulağına eğilip durumu izah ediyorlar. Adam: "Bırakın beni. Ben bu işten ne anlarım! Bakın oyunum da iyi gidiyor, birkaç şişe parası daha çıkaracağım" diyor. Adamlar ısrar ediyorlar ve: "Sen cenazeyi kaldır biz sana, kumardan kazanacağından fazlasını veririz" diyorlar.

Adam paranın kokusunu alınca dayanamayıp gidiyor, teşyi işlemlerini bitirdikten sonra cenazeyi kabre koyuyorlar. Bekri Mustafa gelenek üzere telkin verdikten sonra kabre doğru eğilip bir şeyler konuşuyor. Etraftakiler bunun sebebini soruyorlar. Adam şu cevabı veriyor: "Ölüye dedim ki: Biraz sonra sorgu sual melekleri gelip sana: "Öbür dünyada ne var ne yok?" diye sorarlarsa: "Bekri Mustafa köye imam oldu" de onlar gerisini anlarlar."

Bugün, zulmün, eşkıyalığın, işkencenin ve vahşetin sembolü haline gelen ABD'nin kendini aynı zamanda insan hakları konusunda gözcü ve hakem tayin ederek insan hakları raporları hazırlaması da buna benziyor. Üstelik ABD, birileri zorladığı için değil kendini her konuda dünya üzerinde hüküm ve yetki sahibi olarak gördüğünden bunu yapmaktadır. Dolayısıyla ABD'nin insan hakları konusuyla ilgilenip raporlar hazırlaması da gerçekte zulmün bir boyutunu oluşturmaktadır. Çünkü bu raporlarını, insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için değil dünya ülkeleri üzerinde siyasi baskı oluşturmak amacıyla değerlendiriyor. Bu itibarla hedefe yerleştirdiği bir ülkeyi her yönden köşeye sıkıştırmak, zora sokmak istediğinde insan hakları raporu da oklardan bir ok vazifesi görüyor.

Guantanamo'da ve Ebu Gureyb'de sergilediği vahşetle tüm dünya halklarının nefretlerini üzerine çeken ABD 28 Şubat 2005 tarihinde, 2004 yılı insan hakları değerlendirme raporu yayınlayarak yine hedefe yerleştirmiş olduğu ülkelere yüklenmeye çalıştı. Tabii bu sıralarda hedefindeki ülkelerin başında İran ve Suriye geldiğinden raporda en çok suçladığı ülkelerin başında da bu ikisi yer alıyor. Her iki ülkeyi de en başta siyasi muhalefete fırsat vermemekle ve tutuklulara işkence etmekle suçluyor. Suriye'yi özellikle Kürtlere karşı ayrımcı politika uygulamakla suçlayarak bu meseleyi ileriye dönük fitne politikasının malzemesi yapmaya çalışıyor.

Arap dünyasında, ABD suçlamalarından en çok pay alan ülkelerden biri de, Amerikan emperyalizmiyle sorunlu olduğu bilinen Sudan. Doğal olarak Sudan'a yönelik suçlamalarda en çok Darfur meselesi konu ediniliyor.

Raporda İsrail işgal devletinin işkenceleri ve insanlık dışı uygulamaları da kısmen gündeme getirilmiş. Ancak aynı ölçüde Filistin özerk yönetimi de suçlanarak bir tür dengeleme yapılmış.

İnsanlık tarihinin benzerlerine nadiren şahit olduğu Ebu Gureyb ve Guantanamo işkenceleri ise raporda hiç gündeme bile getirilmiyor. Bunun yerine başkan Bush'un dış politikasının başarılı olduğu iddia ediliyor ve Ukrayna, Afganistan ve Irak'a demokrasiyi hâkim kılması (???) buna delil olarak gösteriliyor. Şu iddiaya bakın! İnsanların akli muhakeme kabiliyetleriyle ve hafızalarıyla alay ediliyor açıkça.

Anlaşıldığı kadarıyla ABD sözde insan hakları raporuyla bir bakıma kendi kirli yüzünü örtmeye çalışmış ve uluslar arası alanda kendisine "yüzün kara" diyeceklere, "seninki benimkinden de kara" diyebilmek amacıyla bu yola başvurmuş. Ama bu tür raporların hiçbiri insanlık nazarında onun kirli yüzünü örtemez.

ABD'nin izlediği resmi politika açısından bu tür raporlar hazırlaması belki normaldir. Ancak asıl önemli olan akıl sahiplerinin bu raporlara yaklaşımıdır. Bu raporları güvenilir ve itibara değer bulmak yukarıda sözünü ettiğimiz Bekri Mustafa'nın köyündeki ahalinin durumuna düşmek anlamına gelir.