ABD Oyunu Sahneye Koyuyor mu?

18 Şubat 2005 Cuma, Vakit gazetesi

Refik Hariri cinayeti ABD ve İsrail'in bundan önce muhtelif planlar için kullandığı fitili ateşleme operasyonlarına çok benziyor. 350 kg patlayıcının kullanıldığı büyük bir bombalama. On kişinin ölümüne, yüz kişinin yaralanmasına, orta çaplı bir yangına, onlarca aracın ve binanın zarar görmesine sebep olan büyük bir patlama. Çünkü olayın ses getirmesi, tüm dünyada duyulması, yeni stratejiler için kullanılmaya elverişli olması gerekiyor.

ABD cinayeti, hedefe yerleştirdiği Suriye'nin üzerine yıkmak istiyor. Ama Suriye eğer ki bir muhalifini ortadan kaldırmak için böyle bir suikast yolunu seçecek olsaydı bile bunun infazı için en azından içinde bulunduğu kritik dönemi seçmezdi. Hadi kritik dönemde olmasını da bir yana koyalım. Böylesine ses getirecek gürültülü bir suikast metodunu seçmezdi. Hariri'yi tasfiye etmenin başka yollarını da bulabilirdi. Kaldı ki bu değerlendirmeler ABD'nin cinayeti Suriye'nin üstüne yıkmaya çalışmasına karşı mantıki değerlendirmelerdir. İşin gerçeğinde Suriye'nin Hariri'yle onu tasfiye etmesini gerektirecek kadar köklü bir anlaşmazlığı da yoktu.

ABD, cinayetin hemen ardından 15 Şubat Salı akşamı Suriye'deki büyükelçisini geri çağırdı. Dışişleri bakanı Bayan Rice bu geri çağırma işleminin arkasında duran sebebin Hariri cinayeti olduğunu açıkladı. Dışişleri bakanlığı sözcüsü de Bush'un Şam büyükelçisini kendisiyle acil görüşmelerde bulunmak amacıyla çağırdığını ifade etti.

ABD'nin bu olayda da bir taşla birkaç kuş vurmaya çalıştığını görüyoruz. Çünkü açıklamalarında Suriye'yi doğrudan "fail" olarak göstermekten kaçınırken "suçlu" göstermeye çalışıyor. "Suçlu" göstermesine gerekçe olarak da Lübnan'da asker bulundurmasını gösteriyor ve Suriye'nin Lübnan'da asker bulundurarak güvenlik mekanizmasının zayıflamasına yol açtığını, böylece cinayetin önünü açtığını iddia ediyor. Muhtemelen fail olarak da kendince bazı "terör" örgütlerini gösterecek, bir sonraki merhalede bu örgütlerle Suriye arasında bağlantı kurmaya çalışacaktır.

ABD, kendisinin Afganistan ve Irak'ta asker bulundurmasının oralarda güvenlik şartlarını tamamen sıfırladığını, bu ülkelerde sokağa çıkan her insanın kendini ölümle burun buruna hissetmeye başladığını hiç gündeme getirmezken, bugün kontrol noktalarından tamamen çekilen, buraları Lübnan emniyetine bırakan Suriye askerlerinin orada güvenlik şartlarını zayıflattıkları, siyasi cinayetlerin önünü açtıkları iddiasında bulunuyor. Ama tabii ki maksat gerçeğin ortaya çıkarılması değil, yeni hâkimiyet ve tasallut stratejisinin önünü açmak.

Bazı yorumcular ABD'nin Suriye büyükelçisini geri çağırmasını bu ülkeye yöneltilen bir uyarı yani tehdit mesajı olarak değerlendiriyorlar. Bu tehditler zaten ABD'nin resmi açıklamalarına da bir şekilde yansıyor. Bazı Amerikan gazetelerinin yayınladığı haberlere göre ABD yönetimi Suriye'ye yeni yaptırımlar uygulamayı planlıyor. Mayıs 2004'ten buyana ilaç ve gıda maddeleri dışında ABD ürünlerinin Suriye'ye satılması, acil seferler dışında uçak seferleri düzenlenmesi yasaklanmıştı. Hazine bakanlığının Suriyelilerin banka hesaplarını dondurmayı da planladığı haberlerde dile getiriliyor. Haberlerde bildirildiğine göre ABD Kongresi'nin üyeleri bunları sembolik buluyor ve çok daha kapsamlı yaptırımlar uygulanmasını istiyorlar. ABD Kongresi üyelerinin birçoğunun ülkedeki Siyonist lobiyle yakın ilişki içinde olduğunu hatırlatalım. Kongre üyelerinin bu yaklaşımları ve talepleri sebebiyle ABD yönetimi şimdi Suriye'ye yönelik yaptırımları genişletmenin planlarını hazırlıyor. Örneğin Suriye bankalarıyla tüm ilişkilerin kesilmesi, bu ülkeyle ticari ilişki içinde olan firmalara da yaptırım uygulanması vs. bunların içinde yer alıyor.

Bütün bu gelişmeler Refik Hariri cinayetinin planlı ve yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi önceden hazırlanmış bir stratejinin fitilini çekme amacıyla gerçekleştirilmiş cinayet olduğunu göstermektedir. Bu da cinayetin arkasında duranların asıl bu planları hazırlayanların ve o cinayete dayandırılan stratejileri geliştirenlerin olması ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Cinayetin tam da ABD'nin yeni Dışişleri bakanı Condolezza Rice'ın Ortadoğu ziyaretinin hemen ardından gerçekleştirilmiş olması acaba bir tesadüf müdür?