Avrupa Birliği Türkiye'yi Kabul Etti

17 Aralık 2004 Cuma, es-Sebil gazetesi

Avrupa Birliği'nin uzun süreden beridir gündemi oluşturan ve Türkiye açısından büyük ehemmiyet arz eden 17 Aralık 2004 zirvesi tamamlandı. Bu zirve 41 yıldan beridir Avrupa Birliği'nin kapısını zorlayan Türkiye ile ilgili kritik kararın alınacağı toplantıydı. Çünkü bu zirvede Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlatılması için bir tarih verilip verilmeyeceği konusunda kesin karar belirlenecekti.

Sonuçta zirve gerçekleştirildi ve gergin pazarlıkların neticesinde Türkiye'ye bir müzakere tarihi verildi. Alınan son karara göre Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacak. Ancak müzakerelerin başlatılması tam üyeliğin kesinleşmesi anlamına gelmiyor. Müzakerelerin başlamasından sonra 10 yıllık bir müzakere süreci olacak. Tam üyelik ise bu sürecin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasından sonra başlayacak. Bununla birlikte tam üyeliğin başlamasının hemen ardından Türkiye vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı tanınmayacak. Bunun için de bir uyum sürecine ihtiyaç duyulacak. Bu sürecin de beş - sekiz yıl arası bir süre içinde tamamlanması bekleniyor ki buna göre Türkiye vatandaşlarına en erken 2020 yılından sonra serbest dolaşım hakkı tanınacak.

Avrupa Birliği'nin 17 Aralık Brüksel Zirvesi'nden çıkan sonuca nasıl gelindiği ve bu sonucun Türkiye açısından ne anlam ifade ettiği hakkında özet bilgiler verelim.

Brüksel Zirvesi öncesinde Türkiye'nin önüne konan oldukça kritik ve Türkiye'deki yönetimi zorlayan önemli şartlar vardı. Bu şartlar 17 Aralık Zirvesi öncesinde Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen ve Türkiye'nin Birliğe alınmasını öngören kararda da özet bir şekilde zikrediliyordu.

Bu şartların en önemlisi ve Türkiye'yi en çok zorlayacak olanı Kıbrıs meselesiyle ilgili olanıydı. Türkiye'ye Kıbrıs'ın Rum yönetimini bağımsız bir devlet olarak tanıması şart koşuluyordu. Bunu kabul etmesi ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili taleplerinden vazgeçmesini ve Kıbrıs meselesinde önemli tavizler vermesini gerektiriyordu. Bu meseleyle ilgili tartışmaların ve pazarlıkların ateşli noktasına geldiği yerde Türkiye başbakanı Recep Tayyib Erdoğan daha fazla diretilmesi durumunda görüşmeleri bırakıp Türkiye'ye dönebileceği tehdidinde bulundu. Bunun yanı sıra BM genel sekreteri Kofi Annan da görüşmelere müdahale ederek Avrupa Birliği'nin tutumunu tenkit etti. Annan, Avrupa Birliği'nin Rum yönetimini tek taraflı olarak üyeliğe kabul etmesinin de hatalı olduğuna dikkat çekerek bugün en azından bu hatasını telafi etmesini mümkün kılacak bir adım atması gerektiğini üstü kapalı bir şekilde dile getirdi. Bu gelişmeler üzerine Avrupa Birliği anlaşma metninin Kıbrıs'la ilgili paragrafını değiştirerek Türkiye'nin Rum tarafını yazılı olarak kabul etmesi şartından vazgeçti. Sadece Kıbrıs konusunda bazı olumlu adımlar atacağı üzere sözlü taahhütte bulunmasını yeterli göreceğini açıkladı.

Tayyib Erdoğan zirve sonrasında düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin yapacağı sözlü açıklamanın Kıbrıs'ın Rum yönetimini resmen tanıma taahhüdü olmadığını dile getirdi. Bu açıklamadan anlaşıldığına göre Türkiye, Kıbrıs konusunda iddia edildiği kadar büyük bir taviz vermiş değil.

Rum yönetimi başlangıçta Türkiye'nin yazılı taahhütte bulunması için direteceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Ancak zikrettiğimiz gelişmelerde Avrupa Birliği bünyesinde yalnız kalacağını anladığından bu konudaki ısrarından vazgeçme temayülü gösterdi. Böylece bu mesele üzerinde bir uzlaşma noktasına varılmış oldu.

Zirve öncesinde Türkiye'nin önüne sürülen şartlar arasında, Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesi, Fener Rum patrikhanesine ekümenik (yani Vatikan'daki papalığa benzer bir bağımsız yapı) sıfatı vermesi, sınır problemlerini kesin çözüme kavuşturması vs. de vardı. Özellikle Ermeni soykırımı ile ilgili iddialara Fransa büyük önem veriyor ve bu konuda diretmelerde bulunuyordu. Ancak son görüşmelerde bu söylenenlerin birer şart olarak ileri sürülmediği sadece Avrupa Parlamentosu kararındaki metinde yer alan tavsiyeler şeklinde kaldığı ve Türkiye'nin daha önce kabul etmiş olduğu Kopenhag kriterleriyle iktifa edildiği anlaşıldı. Kopenhag kriterleri ise daha önce onaylanmıştı ve Türkiye bu konuda epey bir ilerleme kaydetmişti.

Başta da belirttiğimiz üzere Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi alması üyeliğini kesinleştirmesi anlamına gelmiyor. Çünkü kararın ucu açık olduğu özellikle belirtildi. Bu ise gerek Avrupa Birliği'nin, gerekse Türkiye'nin hazırlık merhalesinde üyelik müzakerelerini dondurma hakkına sahip olması anlamına geliyor.

Böyle olmakla birlikte Türkiye bundan önce yaşadığı Avrupa sürecinde ucu görünmeyen bir tünelde ilerliyor durumdaydı. 17 Aralık Zirvesi'nde alınan kararlı ucu görünen bir tünele girmiş oldu. Kıbrıs, Ermeni meselesi, Rum patrikhanesi, Heybeliada Rum okulu, Alevilerin ibadethaneleri olan Cem evlerinin resmen dini mabedler olarak kabul edilmesi, Kürt meselesi vs. müzakere süreci içinde de karşısına çıkarılacak, bütün bu konularla ilgili hararetli tartışmalarla karşı karşıya gelecektir. Yapılacak tartışmalardan ne gibi sonuçlar çıkacağını ise şimdiden tahmin etmek mümkün değil.

Türkiye, AB üyeliği konusunda ucu görünen bir tünele girmekle bazı önemli avantajlar da elde etmiş olacak. Bunların başında gelen ise devlet yönetiminde sivilleşme olacaktır. AB sürecinin Türkiye'de askeri darbelere heveslenenlerin önlerini kapatacağını dolayısıyla halk iradesinden rahatsız olan birtakım odakların ikide bir: "Asker göreve!" çağrısı yapma cesaretini artık gösteremeyeceklerini tahmin ediyoruz.