AB Yarışı Kızıştı

4 Aralık 2004 Cumartesi, es-Sebil gazetesi

Türkiye oldukça uzun süreden beridir AB (Avrupa Birliği) üyeliği için kapıları zorluyor. Türkiye'den çok sonra bu birliğe iştirak için müracaatta bulunan ülkelerin birçoğu dâhil edildiği halde Türkiye hâlâ kapıda bekletiliyor. Normalde Türkiye'nin onayı olmadan Kıbrıs Rum yönetiminin Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmemesi gerekirken AB bu konudaki anlaşmaları da göz ardı ederek Rum yönetimini "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla üyeliğe kabul etti. Şimdi bu yönetim AB'nin sağladığı tüm imkânlardan ve kolaylıklardan yararlanabiliyor. Türkiye, AB üyeliği çabalarının olumsuz etkilenmemesi için Rum yönetimine tanınan bu imtiyaza göz yumdu ve itiraz haklarının hiçbirini kullanmadı. Böyle olmasına rağmen üyeliğe kabul edilip edilmeyeceği konusunda henüz net bir şey ortaya çıkmış değil.

Türkiye'nin AB üyeliği çabalarının gidişatını belirlemede 17 Aralık 2004 tarihi bir dönüm noktası olacak. Tabii Türkiye'nin istediği manada bir "olumlu" karar alınsa bile bu tarih Türkiye'nin üyeliğinin fiilen başlaması anlamına gelmiyor. Bu tarihte sadece Türkiye'ye müzakere tarihinin verilip verilmeyeceği kesinlik kazanacak. Müzakere tarihinin verilmesi üyelik sürecinin işletilmesi için görüşmelerin başlatılması anlamına geliyor. Ama bu süreç de epey bir zaman alabilir. Bununla birlikte sonu Avrupa Birliği'ne çıkan bir yola artık kesin bir şekilde girilmiş olacak. Bu yolun sonuna varılmasının ne kadar zamana alacağı ise hem yol şartlarıyla, hem şoförle, hem de kullanılacak araçla ilgili olacak. Yol şartlarını AB bizzat kendisi oluşturacak. Şoförlüğü Türkiye'deki yöneticiler yapacak. Araç olarak ise Türkiye'deki siyasi ve ekonomik sistem kullanılacak. Bu itibarla müzakere tarihi verilse bile bu bütün meselelerin bittiği ve artık kesin sonuca ulaşıldığı anlamına gelmeyecek.

17 Aralık tarihinin yaklaşmasıyla birlikte gerek Avrupa'da ve gerekse Türkiye'de tartışmalar kızışmaya başladı. Bazı Avrupa ülkeleri Türkiye'ye üyelik yerine imtiyazlı ortaklık hakkı tanınmasını istiyorlar. Örneğin Fransa'nın böyle bir tercihten yana olduğu açıklamalarına zaman zaman yansıyor. Bazı ülkeler ise böyle bir oyalama taktiğine başvurulmasına karşı çıkıyor ve müzakere tarihinin mutlaka üyelik süreciyle ilgili olması gerektiğini söylüyorlar.

Avrupa genel anlamda, Türkiye'nin üyelik sürecinin önünü tümüyle kapatmanın kendi aleyhine olacağını biliyor. Çünkü özellikle İslâm coğrafyasına yönelik siyasi planlarda ABD ile AB'nin çıkar hesapları birbirine karışıyor ve ters düşüyor. Bu şartlarda Türkiye bir kilit vazifesi görüyor. AB da 21. yüzyılın hâkimiyet ve çıkar çatışmalarında Türkiye'yi her zaman yanında görmek istiyor.

Yapılan açıklamalardan 17 Aralık'ta müzakere tarihi verme konusunda Belçika, Almanya, İtalya ve İspanya'nın Türkiye'den yana tavır koydukları anlaşılıyor.

Belçika başbakanı Guy Verhofstadt Almanya'ya düzenlediği ziyaret esnasında yaptığı açıklamada 17 Aralık'ta üyelik konusunda bir karar verileceğini imtiyazlı ortaklıktan söz etmenin yersiz olduğunu ifade etti. Verhofstadt, Almanya başbakanı Gerhard Shröder ile düzenlediği ortak basın toplantısında: "Türkiye ile AB üyelik müzakereleri sadece üye olup olmaması konusunda yapılacak, başka seçenek yok. 'İmtiyazlı ortaklık' gibi seçenekleri kastediyorum.Türkiye ile zaten imtiyazlı ortaklık var. Ankara Anlaşması ile Gümrük Birliği ile" dedi. Almanya ve Belçika'nın Türkiye'nin üyeliğine destek verdiklerini söyleyen Verhofstadt: ''Biz her zaman AB Komisyonu'nun tavsiyeleri doğrultusunda Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasından yanaydık. Üyelik müzakerelerine 2005 yılında başlanabileceğini sanıyorum" diye konuştu.

Türkiye'nin dış ekonomisiyle ilgilenen Devlet bakanı Ali Babacan 17 Aralık 2004'te Türkiye'ye müzakere tarihi verileceğini iddia etti. Babacan, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda tüm sözlerini yerine getirdiğini bunun da şeffaflık ve siyasi istikrar sayesinde sağlandığını iddia etti. Türkiye'nin 17 Aralık'ta müzakere tarihi alacağı konusunda son derece olumlu bir beklenti içinde olduklarını vurgulayan Babacan, bunun tersi bir gelişmenin sürpriz olacağını söyledi.

Bu arada Türkiye'deki bazı medya organlarının müzakere tarihi tartışmalarının gölgesinde yine cunta ve darbe şarlatanlığı yapmaya başlamaları dikkat çekiyor. Darbe şarlatanlığı yapan yayın organları müzakere tarihinin verilmemesi durumunda Türkiye'de askerin sivil hükümeti sıkıştırmaya başlayacağı iddiasında bulunuyorlar. Oysa böyle bir sıkıştırma için herhangi bir sebep olmadığı gibi demokratik ülkede normalde sivil hükümetin yönetimi altında olması gereken askerin de hükümeti sıkıştırma gibi bir yetkisi bulunmuyor. Bu itibarla söz konusu iddialar aslında Türkiye'de gerçek anlamda bir sivilleşmenin henüz tahakkuk etmediği mesajını içermektedir. Sivilleşme ise AB sürecinde en çok üzerinde durulan hazırlık alanını oluşturuyor. Söz konusu iddiaların hâlâ piyasada dolaşabiliyor olması ve zihinleri bulandırabilmesi Türkiye'nin sivilleşme konusunda henüz söze gelir bir mesafe kat edemediğini, müzakere tarihi verilse de verilmese de bu konuda daha epey bir yol kat etmeye ihtiyacının olduğunu gösteriyor. Bu ise uluslar arası platformda Türkiye'nin imajına en çok zarar veren durum.