Arap Ülkeleri ve Irak

24 Kasım 2004 Çarşamba, Vakit gazetesi

Bazı haber kaynaklarında dile getirildiğine göre ABD, Felluce'ye yönelik vahşi saldırısını başlatmasının ilk günlerinde Arap ülkelerindeki yönetimlere de bir talimat göndererek bu saldırı karşısında sert bir uslup kullanmaktan kaçınmalarını istemişti. Habere göre ABD talimatında, kendisinin Ebu Musa ez-Zerkavi'nin adamlarıyla savaştığını, bu hareketin ise Arap ülkelerindeki tüm yönetimleri "tekfir" ettiğini ve bu yönetimler için de bir tehdit oluşturduğunu, dolayısıyla kendi operasyonunun söz konusu yönetimlerin de lehine olduğunu ileri sürmüştü. Eğer haber doğruysa -ki gidişat doğru olduğunu göstermektedir- Arap ülkelerindeki onca yönetimi korkutmaya varlığı bile şüpheli olan bir Zerkavi'nin hareketi yeterli olmaktadır. Arap ülkelerindeki yönetimlerin söz konusu iddiayı ciddiye almaları küçük çocukları sakinleştirmede kullanılan öcülerden korkmaları gibidir. Ama ne yazık ki tüm İslâm âlemini sultası altına almaya çalışan ABD, böyle vehmi öcüler üreterek uzaktan kumanda ettiği yönetimleri sakin sakin oturmaya zorlamada kullanabilmektedir.

ABD, Irak'ta Saddam yönetiminin devam ettiği dönemde Arap ülkelerindeki yönetimlere karşı öcü olarak onu kullanıyor ve istediği siyasi desteğe ek olarak Körfez'de beklettiği askerlerin masraflarını da bu ülkelerden çıkarabiliyordu. Hatta rivayete göre ABD'nin eski Dışişleri bakanı ve "çirkin bayan" olarak tarihe geçen Madleine Albright, Suudi Arabistan'a giderek veliaht prens Abdullah'la görüşüp Körfez'deki askeri birliklerin giderleri için para istiyor. Hemen gerekçesini de ortaya koyuyor: "Bakın biz bu askeri güçler sayesinde Saddam'ı kontrol altında tutuyoruz. Bunu yapmasaydık o sadece Kuveyt'i işgal etmekle kalmayacak, Körfez'deki tüm emirlikleri ilhak edip Suudi Arabistan'a doğru ilerleyecekti. Onun bu idealleri sona ermiş değil. Saddam tüm Arap yarımadası, hatta tüm Arap dünyası için tehdit olmaya devam ediyor." Bütün bunları dile getirirken Saddam'ın elinde bol miktarda kimyasal ve nükleer silah olduğunu, Halepçe'de bunlardan bazılarının denemesini yaptığını da hatırlatmaktan geri kalmıyor. Bunun üzerine veliaht prens Abdullah kendisine bir fıkra anlatıyor: "Eski zamanlarda bir köyde bir çoban varmış. Bunun sürülerine kurt dadanıyor. Köylüler kendisine güçlü kuvvetli köpek tedarik etmesini tavsiye ediyorlar. O da kurtların rüyalarını karabasana dönüştüren bir köpek buluyor. Ama köpeğin saldırgan kurda karşı güvenlik görevini yerine getirebilmesi için karnının iyi doyurulması gerekiyor. Bu yüzden çoban her gün veya iki günde bir koyun kesip önüne atmak zorunda kalıyor. Aradan iki ay geçince koyunlarının bayağı azaldığını gören çoban: Kurt kalsaydı daha iyiydi, diyor." Veliaht Abdullah da bunu anlattıktan sonra: "Saddam kalsaydı daha iyiydi" diyor. (Malum ABD, Irak'ı da bu ülkenin halkını Saddam'dan kurtarmak için işgal etti!)

Bir dönem Suudi Arabistan ile ABD arasında ciddi gerginlik yaşandı. Bu gerginlik aslında Suud yönetiminin ABD'nin istediği paraları ödemekte çekingen davranmasıyla başlamıştı. Ama daha sonra bu gerginlik işgalci Siyonist devletin işine yarayacak birtakım baskı uygulamalarına gerekçe olarak kullanıldığından en çok onun işine yaradı. ABD, Filistin'deki mağdur ve mazlum Müslümanlara, Suudi Arabistan'daki zenginlerin yardımda bulunmalarını engellemek amacıyla bu ülkeden el-Kaide'ye yardımlar gittiği iddiasını kullandı. Çünkü Filistin'de evleri yıkılan ailelere, babaları öldürülen yetim çocuklara, kocaları zindana atılan dul kadınlara, işlerine gitmeleri engellenen yoksul insanlara yardım yapılmasını doğrudan itham gerekçesi olarak kullanma imkânı yoktu. Bu sebeple, başka yerlerde olduğu gibi burada da el-Kaide ve Usâme bin Ladin gerekçesini kullandı. Bin Ladin'in akraba çevresinin Suudi Arabistan'da olması da bu konuda epey işe yaradı. Bu sebeple Suud yönetiminden gönüllü yardımları sıkı bir denetim altına almasını istedi. Suud yönetimi de yapılan baskılar karşısında tüm infak çalışmalarını sıkı kontrol altına aldı. Okullarda ve muhtelif sosyal kurumlarda ne amaçla olursa olsun infak toplanmasını yasakladı. Tabii bu uygulama el-Kaide'ye veya Bin Ladin'e değil Filistin'deki mağdur insanlara darbe vurdu. Zaten ABD'nin ve ona el altından yön veren işgalci Siyonist devletin amacı da buydu. Dolayısıyla amaç tahakkuk etmiş oldu. İşte buna karşı Müslümanların yeni alternatifler geliştirerek Filistin'deki mağdur Müslümanlara yeni yardım kaynakları bulmaları gerekmektedir.

Dün Saddam, bugün de Zerkavi öcüleriyle korkutulan Arap yönetimlerinin Felluce'deki vahşi saldırılar karşısında söze gelir bir tavır koyduklarına şahit olmadık. Ama kendilerini tümüyle olayın dışında da göremiyorlar. Bu yüzden son günlerde Mısır'ın Şarmu'ş-Şeyh kasabasında bu ülkeyle ilgili bir zirve gerçekleştirdiler. Bu zirvenin mahiyeti, amacı, getirisi ve götürüsü hakkında ise inşallah müteakip yazımızda bilgi vermeye çalışacağız.