Türkiye-İran İlişkileri

29 Temmuz 2004 Perşembe, Vakit gazetesi

Sömürgeciler İslâm coğrafyasından çekilirken genellikle komşu ülkeler arasında ikili problemler bırakmaya özen göstermişlerdir. Bunların çoğu da sınır problemleridir. Türkiye ile İran arasında ise böyle bir problem yoktur. Zaman zaman Batı'nın ve ABD'nin güdümündeki medya organlarının İran'daki devrim sonrasında "rejim ihracı"na çalıştığı iddiaları etrafında yaygaralar koparıldı. Ama bunların da birçoğu ABD'nin İran'ı yalnız bırakma ve yıpratma amacına yönelik uluslar arası kampanyalarının birer parçasını oluşturuyordu.

Türkiye'nin ve İran'ın her zaman birbirlerine ve birbirleriyle ilişkilerini geliştirmeye ihtiyaçları olmuştur. Ne var ki bu yöndeki ataklar hep ABD engeline takılmıştır. Oysa Türkiye'nin önemli bir yakın komşusuyla ilişkisini geliştirmeye, ABD'nin talimatlarına uymaktan daha çok öncelik vermesi gerekirdi. Ayrıca Türkiye'nin İran'la ilişkisini geliştirmemesinden yarar sağlayacak olan sadece ABD ve onun sürekli beslediği, kanatlarının arasında koruduğu İsrail işgal devletidir. Bu iki gücün kendi çıkarlarını önemsedikleri kadar Türkiye'nin de kendi çıkarlarını önemsemeyi bilmesi ve komşularıyla ilişkilerini geliştirirken buna dikkat etmesi gerekir.

Bu sıralarda, ABD ve İsrail'in her ikisinin birden İran'ı hedefe yerleştirdikleri, füzelerle vurma tehditleri yaptıkları ve İran üzerinden kendi psikolojik tehdit güçlerine yeniden itibar kazandırmaya çalıştıkları bir dönemde Türkiye başbakanı Tayyib Erdoğan'ın bu ülkeyi ziyaret etmesi önemli bir gelişmedir. Daha önce Suriye'nin hedefe yerleştirildiği bir dönemde Türkiye, Suriye'yle ilişkilerini geliştirmekten çekinmeyerek diplomatik alanda "bağımsız" hareket etme arzusunda olduğunu belli etmeye çalıştı. Bugün İran'a ziyaret tertip edilmesi ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi için öneriler götürülmesi de aynı arzunun bir kez daha dışa yansıtılmasıdır.

Haberlerde bildirildiğine göre, ziyaret konusunda ABD, Tayyib Erdoğan'a uyarıda bulunmuş, kaygılarını iletmiş. Türkiye'deki ABD ve Batı lobisinin de bu uyarılardan ve kaygılardan yola çıkarak aleyhte yayın yapmaları, yorum ve değerlendirmelerde bulunmaları muhtemeldir.

Ama Türkiye'nin kaygılanmasına sebep teşkil edecek bir şey yoktur. ABD'nin kaygılarıyla Türkiye'nin kaygılarının aynı olması gerekmez. "Kaygıların iletilmesi aynı zamanda tehdit olabilir" denirse, deriz ki ABD'nin mevcut şartlarda Türkiye'yi gözden çıkarması mümkün değildir. İran'a yönelik tehditleri de daha önce bir yazımızda dile getirdiğimiz üzere psikolojik savaştan, tehdit gücünü kaybetmeme gayretinden ibarettir.

Biz, Türkiye'nin İran'la ilişkilerini geliştirmesine ideolojik açıdan bakmıyoruz. Bu alandaki müspet gelişmelerin başta Türkiye'ye yararı olacaktır. ABD tasallutuna ve tehditlerine karşı da İslâm coğrafyasında yakınlaşmaya ve işbirliğine ihtiyaç var. İslâm âleminin ekonomik ve siyasi alanda bağımsız politikalar geliştirebilmesi için de Amerika'ya ve Batı'ya mahkûm olmaktan kurtulması gerekir. Bu da kendi içinde işbirliğini artırmasına bağlıdır.