Hedefte İran mı Var?

25 Temmuz 2004 Pazar, Vakit gazetesi

İran, 1979 devriminden buyana sürekli ABD'nin hedefidir. Ancak zaman zaman bu ülkeye yöneltilen tehdit ve baskıların dozajı artırılıyor. Son günlerde de gerek ABD'nin ve gerekse İsrail işgal devletinin bu ülkeyi hedef alan tehditleri ve saldırı senaryoları bayağı gündemi meşgul ediyor. Bu tehditler ve senaryolar, "şimdi de hedefte İran var" türünden yorumların ve iddiaların gündeme getirilmesine sebep oluyor.

Biz, hem ABD'nin hem de Siyonist işgalcilerin son dönemde İran'la ilgili saldırı senaryolarının tümünün spekülasyon olduğuna ve mevcut şartlarda hiçbirinin böyle bir saldırıya teşebbüs edemeyeceğini düşünüyoruz.

Bugünlerde gerek ABD ve gerekse işgalci Siyonist yönetim oldukça sıkıntılıdır. Irak'taki sözde egemenlik devri Amerika'yı rahatlatamadı. İşgalcilere ve onların çıkarlarını korumak üzere görev üstlenen yerel yönetime karşı direniş sürüyor. ABD, bu ülkeye 20 bin takviye asker göndereceğini açıklamıştı, ancak henüz bu işlem gerçekleştirilemedi ve sanıyoruz bu plan biraz da küllenmeye terk edildi. Çünkü seçim havasının kızıştığı bu ortamda asker gönderme işlemi Bush'a yaramayacaktır. Asker takviyesi yapılmaması durumunda ise orada uzun süredir tutulan askerler her geçen gün biraz daha moral yönünden yıpranacak ve savaş güçlerini kaybedeceklerdir.

Kabil'de ikamet eden ve bir süre için Türkiye'ye gelen Afganistanlı bir tanıdığımla geçen oturup uzunca sohbet ettim. Gelişmeler hakkında kendisinden sıcak bilgiler almaya çalıştım. Amerikan işgal güçlerinin orada da oldukça zor durumda olduklarını ve her gün Amerika'ya birkaç asker ölüsünün gönderildiğini ifade etti. Onun verdiği bilgilere göre hâlen bu ülkede on bin ABD askerinin bulunduğu tahmin ediliyor. Bu kadar askerle ve üstelik sürekli kan kaybederek o ülkede kontrolü elinde tutması mümkün değil.

Afganistan ve Irak'ta ortaya çıkan manzaralar ABD'nin psikolojik savaş gücünü sürekli kaybetmeye başladığını gösteriyor ki bu onun için bir tükenişin başlangıcı sayılır. Çünkü ABD saltanatının ve tasallutunun dörtte üçü psikolojik tehdit gücüne dayanır. Dolayısıyla bu gücünün canlı ve etkili kalmasını sağlamak için sürekli bir yerlere sataşma, tehditte bulunma ihtiyacı duymaktadır. Suriye'den sonra İran'a ve Sudan'a yüklenmesinin, bu iki ülkeyi sürekli tehdit etmesinin en önemli sebeplerinden biri budur.

ABD'nin, İran ve Sudan'a yüklenmesinin ve tehditler savurmasının başkanlık seçimleriyle de ilgisinin olduğu sanılıyor. Halkın karşısına "yok aslında birbirimizden farkımız, ama ben biraz daha tazeyim" diyerek çıkması gereken Kerry'nin Bush'a bayağı fark atmaya başladığı görülüyor. "11 Eylül Komisyonu"nun raporunda hem Bush, hem de Clinton yönetiminin tenkit edilmesi de mevcut başkanın imajına bayağı zarar verdi. Bu sebeple Bush'un hem gündemi kendi istediği doğrultuya çekme hem de kendine yeni bir atak alanı oluşturma amacıyla İran'ı hedefe yerleştirmiş olması muhtemeldir.