Doğruluk Sapıklıktan Ayrılmıştır

24 Temmuz 2004 Cumartesi, Vakit gazetesi

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur." (Bakara, 2/256)

İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime ensardan Sâlim bin Avf oğullarından olan el-Husayn adındaki bir adam hakkında inmiştir. Onun iki oğlu vardı ve hıristiyan olmuşlardı. O ise Müslümandı. Bu kişi Resulullah (a.s.)`a: "Onları (Müslüman olmaları için) zorlamayayım mı? Onlar hıristiyanlıktan başka bir şeyi kabul etmiyorlar" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.

Bu âyeti kerimenin çoğunlukla "dinde zorlama yoktur" kısmı öne çıkarılıp, diğer kısmı gözden uzak tutulmaktadır. Evet, dinde zorlama yoktur, çünkü din insanın kendi tercihidir. Eğer zorlama olsaydı insanın iradesiyle seçim yapmasının bir anlamı kalmazdı. Oysa sevap ve günâhta esas alınan insanın iradesini kullanmasıdır. Fakat ayetin devamında doğruluğun sapıklıktan ayrıldığı, insanların bunu görmeleri gerektiği vurgulanıyor. Bir de âyetin nüzul sebebi oldukça önemlidir. Çünkü el-Husayn'ın iki oğlunun hıristiyanlıkta ısrar etmelerine karşılık Yüce Allah, doğruluğun sapıklıktan ayrıldığına işaret etmekte ardından da bir insanın sağlam kulpa yapışabilmesi için tağutu inkâr edip, Allah'a hakkıyla iman etmesi gerektiğini bildirmektedir. Tağut kavramı hakkında ise muhtelif açıklamalar vardır. Bazı tefsir âlimleri tağut ile şeytanın kastedildiğini söylemişlerdir. Bazılarına göre bununla kastedilen putlardır. Ancak kelimenin sözlük anlamı da göz önünde bulundurularak yapılan açıklamalara göre insanları sapıklığa çağıran, sapıklıkta başkalarına öncülük eden veya insanların kendisine körü körüne bağlanıp kendisini yüceltmelerini isteyen herkes tağutlar zümresindendir.

Yüce Allah, bir âyeti kerimesinde de şöyle buyurur: "De ki: "Hak geldi bâtıl çöktü. Şüphesiz bâtıl çökücüdür." (İsra, 17/81) Bu ayetin metnindeki "zeheka" kelimesine "zail oldu, yok oldu" gibi muhtelif anlamlar verilmektedir. Ancak bâtıl tümüyle ortadan kalkmadığına göre burada kastedilen, bâtılın çökmesi, tamamen geçersiz hâle gelmesidir. Bu ayetten öncelikle anlaşılması gereken şudur: Allah'ın insanlara vahiyle bildirdiği hakkı zaman içinde insanlar farklı yönlere çekip içine bâtıl karıştırmaktadırlar. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in görevlendirilmesi öncesinde de bu vuku bulmuştu. Ancak Hz. Muhammed (s.a.s.)'e gelen vahiyle hak yeniden net bir şekilde açıklanmış, bâtıl tamamen ayrıştırılmış, böylece insanların karıştırdığı bâtılın geçersizliği ortaya çıkmış ve çökmüştür. Artık Allah katında geçerli olan hakkı yani hak dini başka yerlerde aramanın bir anlamı yoktur.

Üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir âyeti kerime de şudur: "Allah katında din İslam'dır. Kendilerine kitap verilmiş olanlar kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve kinden dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin ki) Allah hesabı çabuk görendir." (Ali İmran, 3/19) Bu âyeti kerimenin ilk cümlesi Müslümanların hemen hemen tamamının zihinlerine adeta kazınmıştır. Birçokları bu cümleyi metniyle birlikte bilirler. Ama ilginçtir ki güncel konular karşısında pek üzerinde düşünemezler.

Fakat âyetin sadece birinci cümlesi değil devamı üzerinde de ciddi şekilde durmak gerekir. Bazı tefsirlere göre ikinci cümlede, kendilerine kitap verilenlerin "ayrılığa düşmeleri" ile kastedilen, içlerindeki kin ve kıskançlık sebebiyle Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğini kabul etmeyerek onunla ayrılığa düşmeleridir. Onların kendilerine ilim verildikten sonra zikredilen sebeplerden dolayı ayrılığa düşmeleri hakkında da bazı tefsirler şu açıklamayı yapıyorlar: Daha önce kendilerine kitap verilen milletlere, ahir zaman peygamberinin geleceği hakkında bilgi verilmişti. Ama bu peygamberin Arap toplumundan olmasını Yahudi bilginleri içlerine sindiremedi, taşıdıkları kin ve kıskançlık yüzünden ona muhalefet ederek ayrılığa düştüler. Ayetin son cümlesinde de Yüce Allah böyle yapanların inkârcılıklarına işaret ederek, onlara karşı hesabı çabuk göreceğini vurguluyor.

Bütün bu âyetler ve daha birçok âyet hakla bâtılın tamamen ayrıştığını, yeniden bunları birbirine karıştırmak isteyenlerin başarılı olamayacağını, böyle bir şeye kalkışanların da büyük vebal altına gireceğini göstermektedir.