Neden Reform?

11 Temmuz 2004 Pazar, Vakit gazetesi

Bundan önceki yazımızda Arap dünyasındaki reform veya ıslahat tartışmalarını, vakıa ve amaç yönünden tahlil ettiğimizde samimiyetten uzak bir tavırla karşı karşıya kaldığımızı dile getirmiştik. Peki, buna rağmen neden reform konusu gündeme getirildi?

Burada birinci olarak dikkat çeken, ABD'nin özelde Arap dünyası genelde bütün İslâm âlemi üzerinde yeni bir otorite oluşturma çabası içine girmesidir. Bu çabanın en önemli yanını tabii ki ABD'nin bir dünya sultası oluşturma ve uluslar arası güç yarışında öne çıkma hedefi oluşturmaktadır. Ancak özellikle Aksa İntifadası sürecinde ciddi krizler ve gelecekle ilgili endişeler yaşamaya başlayan Siyonist işgal devletini güvenceye alma planı da söz konusu çabada önemli bir boyuttur. Bunun için de bilhassa Arap ülkelerinden başta, İsrail'le pürüzsüz bir diplomatik ve ekonomik ilişki içine girmeleri istenmektedir. İkinci önemli talep ise Filistin direnişine, gönüllüler tarafından da olsa en ufak bir yardım ve desteğin gitmesini önlemeleri için azami gayret sarf etmeleridir. Bu yolla Filistin direnişinin, hatta Filistin topraklarında varlık mücadelesi sürdüren halkın bütün ekmek kaynaklarının kurutulacağı ve İsrail şiddetinin sonuç vereceği, Siyonist işgali korkutan mücadelenin son bulacağı umulmaktadır. Bu arada Arap ülkelerinin işgal devletiyle diplomatik ve ekonomik ilişkileri normal düzeye ve açık konuma getirmeleri durumunda işgal devletinin geleceğinin garantiye alınacağı düşünülmektedir. Zaten ABD'nin Irak işgalinin temel hedeflerinden biri buydu. Ama buradaki bağımsızlık mücadelesi bölgeyle ilgili askeri planın devam ettirilmesini engelledi.

Bu ve benzeri amaçları için bölge üzerinde daha güçlü siyasi otorite kurmayı hedefleyen ABD buna gerekçe oluşturma ihtiyacı duyuyordu. Gerekçenin, mevcut yönetimlerin kötü politikalarından ciddi şekilde rahatsız olan ve çıkış yolu arayan kitlelerin hoşuna gidecek türden olması ABD'nin işini kolaylaştıracaktı. Bu, tıpkı Irak'a askeri müdahale ve bu ülkenin işgali için Saddam zulmünün gerekçe olarak kullanılmasına benzemektedir.

Reform dayatmalarının inandırıcı olması için vakıanın kötü yanlarının cesaretli bir şekilde ortaya konmasına ihtiyaç vardı. Bu yüzdendir ki, reformla ilgili raporlarda ağırlığın mevcut manzaralara verildiğini görüyoruz. Tabii mevcut manzaraların akılcı bir şekilde tahlil edilmesi durumunda kötü yönlerin öne çıkarılması zor değildir. Ama o kötü manzaraların nasıl iyiye dönüştürüleceği, reform adı altında neler getirileceği ve bunların ne şekilde yapılacağı hakkında belirgin bir şeyler ortaya konduğunu göremiyoruz. Ne var ki kötü manzaraların ortaya konması birçoklarına cazip geliyor ve bu konuda samimi bir şeyler yapılması yönünde girişimler olduğu zannına kapılıyorlar.

Söz konusu raporlarla Arap dünyasındaki mevcut siyasi, kültürel ve ekonomik geriliklerin ortaya konması bir kimseye: "Sen ne kadar kötü bir evde oturuyorsun; mükemmel ve sana lâyık bir evde oturman gerekmez mi?" demeye benzer. Oysa bunu diyen kişi o kötü evde oturanı ne şekilde lâyık olduğu güzel eve kavuşturacağı, böyle bir imkâna sahip olup olmadığı hakkında bilgi vermekten kaçınıyor. Üstelik gizli bir niyeti de var: Onu güzel ev ümidiyle kendine mahkûm ve muhtaç etmek istiyor.

Irak'ta yaşananlar, ABD'nin vakıanın kötülüğünü, kendi müdahalesine ve otorite kurma çabalarına gerekçe olarak kullanmasının nasıl bir sonuç doğurduğunu gözler önüne serdi. Aynı şey bugün Dünya Bankası'nın finanse ettiği panellerde tartışılan "Arap Reformu" açısından da söz konusudur.

Burada dikkat çeken bir şey de, reform öncesinde İslâmi oluşumların törpülenmesi talepleridir. Çünkü Arap dünyasında Batı tipi bir demokrasinin uygulanması durumunda bundan birinci derecede İslâmi oluşumların yararlanacağı tahminleri, aynı zamanda mevcut yönetimlerin gözlerinin korkutulması ve bu yönetimlerin söz konusu oluşumları şimdiden törpülemeleri için değerlendiriliyor. Suudi Arabistan'da artan şiddet, Mısır'da devlet terörü trendinin yükseltilmesi, bazı ülkelerde ise yeni Müslümanlık modelleri geliştirilmesi bu amaç içindir. Yani törpüleme iki yönlü yapılmaktadır: Bir: Devlet şiddetinin kullanılması suretiyle bazı oluşumların toplum dışına itilmesi, marjinalleştirilmesi ve onların demokrasinin nimetlerinden yararlanma haklarının olmadığı imajının verilmesi. İki: Kimlik yıpratılması ve Amerika'yla, İsrail'le uzlaşabilecek yeni bir "Müslüman kimliği" ortaya çıkarılması.