Arap Reformu ve İslâmi Oluşumlar

10 Temmuz 2004 Cumartesi, Vakit gazetesi

Batıda "reform" olarak isimlendirilen ve bizim dilimize de genellikle bu isimle yerleşen eylem Arapça'da "ıslahat" olarak adlandırılıyor. Reform genelde değişimi içermekle birlikte "ıslahat" ile kötüden iyiye doğru bir değişim kastedilir. Dolayısıyla Amerikan emperyalizminin "demokrasi ihracı" ve "BOP" formüllerini ortaya atmasından sonra Arap dünyasında gündemi meşgul eden "ıslahat" tartışmalarıyla esasta bu ülkelerde mevcut yapılanmanın önemli eksiklerinin ve olumsuz yanlarının olduğu kabul edilmiştir. Zaten "reform" veya "ıslahat" formüllerinin birtakım gerekçelerinin olması için bu olumsuz ve kötü tarafların varlığının kabul edilmesi zorunludur.

Islahat veya reform isteklerine gerekçe teşkil eden kötü yanlar üç alanda toplanmaktadır: Yönetimlerin demokrasiyi gereği gibi uygulamamaları, özgürlüklerin yetersizliği ve çağdaş uygarlığa ayak uydurulamaması. Gerekçeler bunlar olunca "ıslahat" talepleri insanlara sevimli geliyor. Çünkü bu alanlarda iyileştirme yapılması bütün herkeste bir ümide, müspet bir beklentiye sebep oluyor.

Peki, zikredilen alanlarda gerçek anlamda bir iyileştirme söz konusu olsa bundan en çok kimler istifade edecek? Arap ülkelerinin hemen hepsinde İslâmi oluşumların en geniş kitlesel desteğe sahip olduğu yapılan toplumsal araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Nitekim Kahire'de geçtiğimiz günlerde düzenlenen "Arap Dünyasında Reformun Öncelikleri ve Mekanizmaları" konulu panelde de bu gerçek dile getirildi. Özgürlüklerin genişletilmesiyle düşünce ve sivil eylem özgürlüğü kastediliyorsa bundan da birinci derecede yararlanacaklar İslâmi kesimlerdir. Çünkü özgürlüklerin kısıtlanmasından ve sivil eylemlerin engellenmesinden en fazla zarar görenler onlardır. Çağdaş uygarlıktan ve teknolojik gelişmelerden ise toplumun bütün kesimleri, gösterecekleri çaba oranında yararlanacaklardır. Bu alanda İslâmi kesimlerin bayağı bir çaba içinde oldukları ve sunulan bütün imkânları değerlendirmeye çalıştıkları ise inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Önemli olan bu alandaki imkânların devletin tekelinde olmaması ve sivilleşmesine fırsat verilmesidir.

Bir de hadiseye, zikrettiğimiz alanlardaki olumsuz manzaraları reform formülleri için gerekçe olarak kullananların penceresinden bakalım. İslâm âlemi üzerinde sistematik bir hâkimiyet kurmak amacıyla BOP'u gündeme taşıyan ve reform dayatmalarında bulunan ABD, gerçekte İslâmî bilinçlenmeye karşı çok yönlü bir savaş içindedir. Bu amaçla "terör" olgusunu İslâmî bilinçlenmeyle özdeşleştirmeye çalışıyor. Bizzat kendisinin organize ettiği ve kabulü mümkün olmayan şiddet olaylarından "teröre karşı savaş" adını verdiği insanlık dışı savaşta yararlanıyor. İslâmi camianın demokrasinin ve özgürlüğün sunacağı fırsatlardan yararlanmasının kendi politikasına ters düşeceğini açığa vurmaktan da çekinmiyor. Bu amaçla "ılımlı İslâm vs." gibi yeni Müslümanlık modelleri geliştirmeye, bazı kişilerin bu alanda fikirler ve modeller ortaya koyması için onlarla işbirliği yapmaya çalışıyor.

Reform veya ıslahat modellerini gündeme alan Arap yönetimlerinin ise en önemli sorunları İslâmi oluşumların kitlesel tabanlarını günden güne genişletmeleridir. Bu oluşumların imajlarının kötüleştirilmesi amacıyla birtakım provokatif şiddet olaylarından yararlanılmasının istenen sonucu vermediği görüldü. Öte yandan, söz konusu yönetimlerin reform modellerini gündemlerine almalarının amacı bir iyileştirme değil kendi saltanatlarını uzatmaktır. Oysa demokrasi ve siyasi özgürlükler alanında bu kavramların anlamına uygun bir ıslahat olsa, Arap ülkelerinin birçoğunda Cezayir'dekine benzer bir sarsıntı yaşanacağı tahmin ediliyor. Bu durumda mevcut yönetimlerin bu konularda gerçekçi ve samimi olduklarına inanmamız mümkün olabilir mi?

Olaya bir de ABD ve Arap ülkelerindeki mevcut yönetimler arasındaki irtibat açısından bakalım: Mevcut yönetimler, kendi halklarıyla uzlaşma içinde olmayan bu yüzden de dış güçlerin desteğine ihtiyaç duyan yönetimlerdir. ABD ise bu ihtiyaçtan son raddesine kadar yararlanıp mevcut yönetimleri kendi istekleri doğrultusunda kullanabiliyor. Ama halklarıyla bütünleşebilen ve halklarının değerlerine sahip çıkan yönetimlerden aynı ölçüde yararlanması mümkün değildir.

Peki, buna rağmen niçin reform veya ıslahat konusu gündeme getiriliyor? Demokrasi, özgürlük ve çağdaş uygarlık alanında "iyileştirme"den söz ediliyor? Bu konulara da inşallah müteakip yazımızda temas edeceğiz.

Devamı için tıklayın