Arap Reformu

9 Temmuz 2004 Cuma, Vakit gazetesi

Amerikan emperyalizminin, Ortadoğu'ya demokrasi ihracı planını ve Büyük Ortadoğu Projesi'ni ortaya atmasından sonra Arap ülkelerinde de bir reform tartışması başladı. ABD, samimiyetten ve gerçekçilikten tamamen uzak olan "demokrasi ihracı" ve BOP için, Arap ülkelerinin demokratik, teknolojik ve kültürel yönden geri kalmışlıklarını kullanmaya ve bu ülkelerin değişime ihtiyaçlarının olduğunu, bu değişimin de kendilerinin uygulamaya koyacakları planlarla gerçekleşebileceğini ileri sürmeye başladı.

ABD yönetiminin iddiaları Amerikan emperyalizminin sicilini ve oyunlarını iyi tanıyan basiret sahiplerini hiç heyecanlandırmadı. Ama diğer kesimlerde iki yönlü bir heyecana sebep oldu: Despotik yönetimlerin baskılarından kurtulma beklentisi içinde olan kitleler ve siyasi oluşumlar söz konusu projelere gerekçe oluşturan manzaraların değişmesi için yapılacak baskıların siyasi özgürlüğü getirebileceği beklentisi içine girdiler. Yönetimdekiler ise saltanatlarını koruyabilmeleri için birtakım reformlar gerçekleştirmeleri gerektiği düşüncesiyle pratikte değil ama sözlü olarak bir değişim rüzgârı estirmeye başladılar. Hatta değişimi dışarıdan gelen dayatmalarla değil de kendi iradeleriyle gerçekleştirecekleri imajı verebilmek için erken davranmaları gerektiği havası oluşturmaya çalıştılar.

Söz konusu gayretkeşliğin bir sonucu olarak reform planlarının tartışılması amacıyla değişik zamanlarda uluslar arası paneller ve toplantılar düzenlendi. Geçen Haziran ayının başında Katar'da demokrasi ve reform konulu bir panel düzenlenmişti. Geçtiğimiz günlerde Mısır'ın başkenti Kahire'de "Arap Dünyasında Reformun Öncelikleri ve Mekanizmaları" başlıklı bir uluslar arası panel düzenlendi. Dikkat çeken bir şey ise bu paneli Dünya Bankası'nın finanse etmesiydi.

5 Temmuz Perşembe günü başlayan ve üç gün süren Kahire toplantısında birçok fikir adamının ve siyasetçinin konuşma yapmasına ve rapor sunmasına imkân verildi. Raporlarda her bir Arap ülkesinde reform ve değişimin farklı öncelikleri olduğu, dolayısıyla öncelikler ve mekanizmalar konusunda genelleme yapma imkânı olmadığı vurgulandı.

Konuşmacıların üzerinde ittifak ettiği bir şey vardı: Arap dünyasında kitleler üzerinde en etkili siyâsi akımların İslâmi akımlar olduğu. Ancak liberal ve ulusçu kesimleri temsil edenler, bu akımların aktif siyasi cepheye dahil edilebilmesi için demokrasi konusundaki tutumlarını değiştirmeleri ve başkasını kabullenebilmeleri gerektiğini ileri sürdüler. Oysa bu iddia onların değişimin nimetlerinden İslâmi camianın yararlanmasına imkân verilmesi durumunda kendilerinin bütün siyasi rekabet imkânlarını kaybedecekleri endişesinden kaynaklanan tutumlarına "gerekçe" oluşturma çabasından ileri geliyordu. İşin gerçeğinde "tahammülsüzlük" sorunu İslâmi kesimin değil bu kesimle aynı kulvarda yarışmaktan korkanların sorunudur.

Üzerinde durulan değişim planlarının gerçekte siyasi özgürlüğü içerip içermediğini, içermesi durumunda bunun ABD'nin planlarıyla ne kadar uyuşacağını ise inşallah müteakip yazımızda ele alacağız.

Devamı için tıklayın