ABD'nin Rehineleri

18 Nisan 2004 Pazar, Vakit gazetesi

Kavramlar ve isimlendirme konusuna biz daha önce de değişik vesilelerle dikkat çekmiştik. Ne yazık ki bu konuda çağdaş emperyalizmin hizmetindeki medya organlarının oyununa getiriliyoruz ve çoğu zaman fikri alt yapımızı onların literatürlerine göre şekillendiriyoruz. Hatta bazen kendi kavramlarımıza ve isimlerimize sahip çıkmamız neredeyse "ayıp" ya da taassup sayılıyor. Oysa İslâm kavramlara ve isimlendirmelere büyük önem verir. Kur'an-ı Kerim'de mü'minlerden yahudilerin kötü anlamda kullandıkları "raina" kelimesinin yerine "unzurna" kelimesini kullanmaları özellikle isteniyor. Resulullah (s.a.s.), Abduluzza vs. gibi cahiliye inançlarıyla bağlantılı şahıs isimlerini değiştirmiştir.

Kavramlar ve isimler konusu İslâm aleminin bugünkü aktif meselelerinin merkezinde yer alan Filistin davasıyla ilgili birçok konuda zihinlerin yanlış yönlendirilmesine sebep olmuştur ki biz bu konuda zaman zaman düzeltmeler yapıyoruz. Ama İslâmi camiayı temsil eden birçok yayın organının bile ithal kavramları ve isimleri tercih etmeleri zihinlere oturan yanılgıları düzeltmemizi zorlaştırıyor.

Kavramlar ve isimlendirmeler konusundaki yanıltmalar Irak'ta son günlerde yaşanan gelişmelerde de dikkat çekiyor. Bunlardan biri Irak'taki direnişçilerin tutukladığı kişilerin "rehine" işgalcilerin çölde toplama kamplarına attıklarının ise tutsak ya da tutuklu olarak nitelendirilmesidir. Ortada bir savaş var ve bu savaşta her iki tarafın da kontrol altında tuttuğu kişiler savaş esirleridir. Savaş ortamında bazen savaşla ilgileri olmayanların da esir alınmaları söz konusu olabilir. Bu konuda yine en insaflı davranan tarafın Irak direnişçileri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eğer direnişçilerin kontrol altına aldığı kişiler rehineyse işgalci saldırganların çölde kavurucu güneşin altında tuttukları da rehinedir. Iraklı direnişçilerin kontrol altına aldığı kişilerden bazılarının savaşla ilgilerinin olmadığı doğrudur. Onlar da bu şekilde savaşla dolaylı ya da doğrudan ilgilerinin olmadığını tespit ettikleri tutsakların birçoğunu serbest bıraktılar. Ama işgalci saldırganların tutuklayıp çöllerdeki toplama kamplarına gönderdikleri insanların % 95'ini silaha sarılmamış olanlar oluşturmaktadır ki onlar sadece ve sadece kendi öz yurtlarında yaşamaya devam ettiklerinden bu muameleye maruz kalmışlardır.

Bunun ötesinde son günlerde konuyla ilgili oldukça önemli ve dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor. İşgalciler 200 kadar Iraklı askeri, halklarına silah çekmediklerinden dolayı gözetim altında tutuyorlar. Ama medyanın bu olaydan haberi bile yok. O insanlar kendi kardeşlerine ve halklarına silah çekmediklerinden dolayı işgalcilerin elinde rehin durumdalar. Bu uygulama insanları rehin almanın ötesinde tarihte benzeri nadir görülebilen bir vahşettir. Üstelik işgalci saldırganlar bu askerleri "isyancılar" olarak isimlendiriyor. Şu işe bakın ki insanların kendi öz yurtları çağdaş emperyalizmin iğrenç cephesini oluşturan saldırganlar tarafından işgal ediliyor ve onların Ortaçağ'ın barbar Avrupa'sında bile örneği görülmemiş vahşi emirlerini yerine getirmemek "isyancılık" oluyor. Burada da isimler ve kavramlar yoluyla kafaları işgal politikasıyla karşı karşıyayız.