İran'da Hatemi'nin İkinci Zaferi

11 Haziran 2001 Pazartesi

İran'da geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini hali hazırdaki cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi büyük bir farkla kazandı. Yapılan açıklamalara göre Hatemi oyların yaklaşık % 77'sini aldı, kalan oyları da diğer adaylar paylaştılar. Bu durum Hatemi açısından önemli bir zafer sayılır. Çünkü bu oylar onun açısından sadece bir "seçim" oyları değil aynı zamanda "onaylama" oylarıdır. Zira o, bir önceki dönem aday olmuş ve cumhurbaşkanlığına seçilmişti. Dört yıldan beridir de bu görevi yürütüyor. Dolayısıyla bu haliyle tecrübe edilmiş, tanınmış bir cumhurbaşkanı niteliği taşımaktadır. İran halkı onu ikinci kez ve büyük bir oy farkıyla cumhurbaşkanlığına seçmek suretiyle onun icraatlarını, izlediği politikayı da onaylamış, ona olan desteğini sürdürdüğünü açıklamış olmaktadır.

Bundan önceki seçimlerde Hatemi'nin karşısında güçlü olarak kabul edilen bir aday vardı. O da, radikal görüşlere sahip olduğu söylenen Ali Ekber Natık Nuri'ydi. Fakat seçimlerde Natık Nuri oyların % 25'ini alırken, Hatemi % 68'ini alarak cumhurbaşkanlığına seçilmeyi başarmıştı. Hatemi bu seçimlerde % 77 oranında oy alarak, aldığı oy oranını 8 puan daha artırmış oldu.

Bundan önceki seçimlerde yapılan değerlendirmelerde Muhammed Hatemi daha çok dışa açık ve İran'ın esas aldığı değerlerden taviz vermeksizin Batı'yla iyi ilişkiler içine girilmesine sıcak bakan biri olarak gösteriliyordu. Bu yönü dolayısıyla Batılı ülkeler ve özellikle Almanya, Muhammed Hatemi'nin kazanmasını arzuladıklarını dile getirmişlerdi.

Yine bir önceki seçimlerle ilgili yorumlarda Muhammed Hatemi'nin İran içinde en çok üniversite kesiminden, kadınlardan ve Müslüman Aydınlar Hareketi'nden destek gördüğüne dikkat çekilmişti.

Muhammed Hatemi'nin "Huccetulislam" ünvanına sahip bir din bilgini, Humeyni'nin şaha karşı başlattığı direniş hareketinde önemli roller üstlenmiş ve İran İslam inkılabı sonrasında bu ülkede Kültür bakanlığı görevinde bulunmuş biri olduğu göz önüne alınırsa, genel değerler konusunda ülkenin diğer yöneticileriyle arasında fazla bir görüş farkının olmadığı anlaşılır. Bununla birlikte dört yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde birçok konuda yenilik yapmayı da başarabilmiş biridir. Fakat bu yenilikleri İran'ın genel tavrının temelden değişmesi olarak algılamak yanlıştır. Çünkü bunun gerçekleşmesi sadece cumhurbaşkanının kararlarına bağlı değildir.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası normalde cumhurbaşkanına geniş yetkiler vermektedir. Örneğin anayasanın 113. maddesine göre Rehberlik Makamı'ndan sonra ülkenin en yüksek resmi makamının cumhurbaşkanlığı olduğu vurgulanır. Başbakan ve Bakanlar Kurulu ona bağlıdır. Fakat onun tarafından tayin edilen başbakanın Şura Meclisi üyelerinin çoğunluğu tarafından da kabul görmesi şartı aranır. Şura Meclisi'nin çıkardığı kanunlar onun onayından geçer ve gerekirse bu kanunları yeniden incelenip düzeltilmek üzere geri gönderebilir. Bakanlar Kurulu'nun kabul ettiği tüzüklerin de uygulamaya konabilmesi için cumhurbaşkanının onayından geçmesi gerekir. Ayrıca İran'da cumhurbaşkanının icraattaki etkinliği daha fazladır. Cumhurbaşkanlığı makamı sadece bir onay makamı değildir; aynı zamanda fikir beyan etme ve uygulamaya geçirme makamı olarak da etkisini gösterebilmektedir. İşte bu yüzden Muhammed Hatemi'nin bundan önceki seçimlerden önce vaad ettiği şeyleri yerine getirmesi kendisi açısından çok fazla zor olmamıştır.

Ben şahsen geçtiğimiz Nisan ayında İran'a gittiğimde halkın Hatemi hakkındaki görüş ve intibalarını öğrenmeye de çalışmıştım. Bu konuda sorduğum sorulara aldığım cevaplar onun hakkında olumlu bir intibanın olduğunu ve halkın onun icraatlarını desteklediğini gösteriyordu. Son seçimlerden çıkan sonuçlar da bu konudaki tespitlerimizi teyit eden bir gelişme oldu.

Hatemi'yle ilgili yorumlarda genellikle onun reformcu olduğuna vurgu yapılmaktadır. Bununla birlikte onun reformculuğuna dikkat çekilirken, Ali Hamaney'in de onun reformlarına karşı olduğuna işaret ediliyor. Fakat şunu ifade edelim ki, Hamaney'in makamı cumhurbaşkanlığı makamının üstündedir. Bu itibarla ülkenin temel siyasetini ve yerleşik düzenin geleceğini ilgilendiren temel konular doğrudan Hamaney'e bağlı konulardır. Dolayısıyla bu konularda Hamaney'in onayı olmadan Hatemi'nin herhangi bir reform veya değişiklik yapması söz konusu olamaz. Ayrıca yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu konularda Hamaney ile Hatemi arasında herhangi bir görüş ayrılığının olduğunu da sanmıyorum. Reforma açık konular ise yasal düzenlemelerle veya doğrudan yürütmeyle yapılacak değişikliklere açık, esnek konulardır. İşte Hatemi de bu konularda bazı değişiklikler yapmış diyebiliriz. Bu konulardaki değişikliklerin özellikle kadınların sosyal aktivitelerine yansıdığı hissediliyor. Hatemi'nin kadınlardan büyük bir destek görmesi de belki bu yüzdendir. Fakat onun aldığı oy sayısının, ülkedeki oy kullanma hakkına haiz tüm kadınların sayısının bir buçuk katından daha fazla olduğunu düşünürsek onun geniş bir sosyal tabandan destek gördüğü neticesine varabiliriz.

Hatemi'nin reform politikasının önemli bir yanını da dış politikayla ilgili ataklar oluşturuyor. Bugün İran'ın, İslam ülkeleri de dahil olmak üzere dış ülkelere yönelik politikasında, "devrim ihracı" anlayışına dayanan bir tutum içinde olmadığını söyleyebiliriz. Bunun yerine uluslararası platformda geniş bir işbirliği ağı oluşturma hedefine yönelik diplomatik ataklar içine girilmektedir. Bu tutumunda ise İran'ın kısmen eski "Bağlantısızlar Hareketi"ne benzer bir hareketin öncülüğünü yapma gibi bir gayret içinde olduğu hissediliyor. Ancak böyle bir harekete öncülük etmeye çalışırken, bu hareketin lideri olma gibi bir iddia içinde olmadığı bunun yerine fikir babası olmayı tercih ettiğini hissettirmeye çalışıyor. Bu yönden attığı diplomatik ataklardan bazı önemli sonuçlar elde ettiğini de söylemek mümkündür. Örneğin Suudi Arabistan'la arasındaki anlaşmazlığı büyük ölçüde çözmüş durumda. Bu ülkeyle diplomatik ilişkileri başlattığı gibi bazı konularda görüş alış verişi ve işbirliği içine de girebilmektedir. Benzer şekilde Arap ülkelerinin birçoğuyla iyi ilişki içine girmeyi başarabildiğini söyleyebiliriz. Doğrudan diplomatik ilişki içine girmediği ülkelerle ise herhangi bir sürtüşme içine girmekten kaçınma konusunda oldukça hassasiyet gösteriyor. ABD'nin muhalefetine rağmen Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini de geçmişe nispetle büyük oranda geliştirdi. Fakat bu gelişmenin sadece Hatemi'nin izlediği politikanın bir sonucu olmadığını, genel olarak İran dış politikasında gerçekleşen değişim sürecinin bir sonucu olduğunu düşünmek gerekir. Bu değişim aslında Hatemi'den önce başlamıştı. Ancak Hatemi bu sürece hız kazandırdı.

Muhammed Hatemi şimdi ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. İran İslam Cumhuriyeti anayasasına göre cumhurbaşkanlığı seçimleri dört yılda bir yapılıyor ve bir kişi bu makama en fazla iki kere seçilebiliyor. Buna göre Hatemi, cumhurbaşkanlığına son kez seçilmiş olmaktadır. Onun başlattığı değişim sürecinin bu dönemde de devam edeceğini sanıyoruz. Fakat İran'a bakış tarzlarında da bir değişim sürecinin başlatılması gerekir. Bizce özellikle Türkiye'nin İran'la ilişkilerini geliştirmesi ekonomik ve siyasi açıdan Türkiye'ye çok şey kazandıracaktır. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Avrupa, ABD'nin muhalefetine rağmen kendi hesaplarını ve ekonomik çıkarlarını göz önüne alarak, İran'daki değişim sürecini kendi lehine değerlendirdi ve onunla ilişkilerini geliştirdi. Aynı şeyi Türkiye'nin de gerçekleştirmesi mümkün. Ama bunun gerçekleşebilmesi için İran'a bakış tarzında da bir değişim sürecinin gerçekleşmesi gerekir. Son gelişmeler ve özellikle son zamanlarda gerçekleşen bazı ziyaretler de böyle bir değişim sürecinin başladığı sinyallerini veriyor.