IMF'nin İnsafına Kalmak

Haziran 2001

IMF görünüşte üye ülkelerden para toplayarak yine üye ülkelerden acil ihtiyaç içinde olanların bu ihtiyaçlarının giderilmesi işini organize etmektedir. Bu görünümüyle bir tür uluslararası yardımlaşma ve dayanışma fonu imajı vermektedir. Gerçekte ise çağdaş emperyalizmin başta İslam ülkeleri olmak üzere geri kalmış ve kalkınmakta olan ülkelere yönelik olarak uyguladığı "fakirleştirme politikası"nı sistemli bir şekilde yürütmektedir. Çağdaş emperyalizmin söz konusu politikada kullandığı daha başka uluslararası teşkilatlar da bulunmaktadır. Ancak IMF bunların başında gelir. Bu teşkilat geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkeler statüsüne sokulan ülkelere kredi vereceği zaman, krediyi vermeden önce bir ön rapor hazırlar. Sonra da krediyi verirken bu kredinin nasıl kullanılacağına dair bir rapor verir. Her iki raporun da ana hedefleri kredi alan ülkelerin ve halklarının çağdaş sömürgeciliğe olan mahkumiyetlerini artırmak, çağdaş sömürgeciliğin başını çeken ülkelerin kontrolündeki sanayi kurumlarının kalkınmakta olan ülkelerde gelişmesini engellemek, ekonomik yönden geri kalmışlık sebebiyle üretim alanından çok tüketim alanına ağırlık veren ülkelerin bu özelliklerinin devam etmesini sağlamak, bu ülkelerdeki insan potansiyelinin ucuz iş gücü olarak kalması ve vasıflı insan potansiyelini değerlendirme konusunda bu ülkelerin "gelişmiş" ülkelerle rekabet etmelerini önlemek vs.dir.

IMF'nin verdiği raporlar genellikle toplum bünyesindeki ekonomik sıkıntıları artırıcı, fakirlik oranını yükseltici mahiyette olmaktadır. Bu teşkilatın verdiği krediler ise ne öldürücü, ne kaldırıcı niteliktedir.

IMF'nin verdiği raporlar bazen ayaklanmalara ve toplu hareketlere yol açmaktadır. Örneğin Mısır hükümeti 1977'de IMF'in isteğiyle bazı tüketim maddelerinden sübvansiyonu kaldırınca 18-19 Ocak 1977 tarihlerinde halk sokaklara döküldü. Ama uzun süreli olmadı ve yönetim tarafından kuvvet kullanılarak bastırıldı. Yine Ocak 1984'te Tunus'ta, Nisan 1985'te Sudan'da, Nisan 1989'da Ürdün'de çıkan olayların sebebi IMF'nin verdiği "reçetelerin" uygulanmasıydı. Bu olaylar uzun sürmeyen birtakım sarsıntılara yol açtıysa da, IMF'nin "reçeteleri" yine de uygulamaya kondu. Peki ne getirdi bu "reçeteler"in uygulamaya konması? Zikrettiğimiz ülkelerde fakirlik, geri kalmışlık ve ekonomik sıkıntılar daha da arttı. Alınan krediler ise hiçbir yaraya merhem olmadı.

IMF'nin verdiği raporlarda farklı konular üzerinde durulmaktadır. Bazen bir ülkede enflasyonun düşürülmesi için başka alanlarda kısmalara gidilmesi ve bunun getireceği sıkıntılara katlanılması istenirken, bir başka ülkede doğrudan paranın değerinin düşürülmesi istenir. Örneğin Nisan 1989'da Ürdün'de ayaklanmaya sebep olan şey IMF'nin isteğiyle Ürdün parasının değerinin % 50 oranında düşürülmesiydi.

IMF'nin verdiği raporlarda genel olarak şu hususlar üzerinde durulur:

1.Ekmek, şeker, yakacak, ilaç gibi temel ve zorunlu tüketim maddelerinden sübvansiyonun kaldırılması.

2.Ulusal paranın değerinin düşürülmesi. Bu yolla rapora muhatap ülkenin ürünlerinin ihracının daha da kolaylaşacağı ileri sürülmektedir.

3.Devletin yükünü artırdığı iddiasıyla kamu iktisadi kuruluşlarının kapatılması veya özelleştirilmesi. Bu uygulamanın yol açacağı işsizlik ve bazı tüketim maddelerinin fiyatlarında ortaya çıkacak artıştan kaynaklanacak problemlerin çözümü üzerinde ise durulmaz.

4.İthalatın kolaylaştırılması için dış ülkelerden gelen mallara karşı uygulanan gümrüklerin kaldırılması veya düşürülmesi. Bunun amacı ise gelişmiş ülkelerde üretilen ürünlerin geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde rahatça pazarlanmasına imkan sağlamaktır. Bu arada şunu hatırlatalım: Gümrük vergilerinin amacı sadece devletin hazinesine para girdisi sağlamak değildir. Aynı ürünlerin benzerlerinin dışarıdan daha ucuza temin edilmesi ihtimaline binaen içeride üretilen ürünlerin onlarla rekabet etme imkanının sağlanması için dışarıdan ithal edilenlerle içeride üretilenlerin fiyatları arasında bir denge sağlanması amacıyla gümrük vergileri alınmaktadır. Çünkü gelişmekte olan ülkelerin sanayi kuruluşları gelişmiş ülkelerin sanayi kuruluşlarıyla rekabet etme imkanlarından yoksundur. Modern sanayi ürünlerinin teknolojik yönden gelişmiş ülkelerde daha ucuza üretilmesi ve buna binaen daha ucuza pazarlanması mümkündür. İşte gümrük vergilerinin kaldırılması veya düşürülmesi ithal ürünlerine rağbetin artmasına, bu da içerideki sanayinin ölmesine sebep olabilir.

5.Ücretlerde ve maaşlarda kısıntı yapılması yahut enflasyona paralel bir ücret artışının engellenmesi. Görünüşte bu uygulamanın amacı devletin harcamalarında kısıntı yapılmasıdır. Asıl amacı ise vasıflı insan potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda geri kalmış ülkelerin gelişmiş ülkelerle rekabet etmelerinin engellenmesidir. Bu ise geri kalmış ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru bir beyin göçüne sebep olmaktadır. Bu uygulama vasıfsız elemanlar açısından da ipleri ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçlerin veya onların uzantılarının işlerine yaramaktadır. Çünkü hammadde temini ve ağır işlerin görülmesi konusunda kendilerinden yararlanılacak insan unsurunun "ucuz işgücü" olarak kalmasını sağlamaktadır.

6.Son zamanlarda bir de taban fiyatlarının düşürülmesini, destekleme alımlarının ve tarıma destek kredilerinin azaltılmasını tavsiye etmeye başladı.

Bunların dışında da farklı bazı taleplerde bulunabiliyor.

Bunların tümünü hazırladığı her raporda istemiyor. Tabii ki, ilgilendiği ülkenin durumunu inceliyor ve ona göre rapor çıkarıyor. Ama sonuç itibariyle hedeflenen şey uluslararası sömürgeciliğin fakirleştirme politikasına katkıdır.

Saydığımız şeylerin toplumdaki fakirliği, işsizliği dolayısıyla ekonomik sıkıntıları artırdığı açıktır. Bu uygulamalar karşısında verilen krediler ise belirttiğimiz gibi herhangi bir yarayı sarmazken dış borç yükünü artırmak suretiyle bağımlılık oranını ziyadeleştirmektedir.

IMF raporlarının ve kredilerinin özellikle İslam ülkeleri açısından neler getirdiği hakkında daha net bir fikir edinilmesi için bir iki örnek üzerinde durmak istiyoruz:

Sudan'da Ömer Hasan el-Beşir'in liderliğinde gerçekleştirilen devrim öncesinde bu ülkenin gıda yönünden kendine yeterli bir ülke olamamasının ardında, IMF'nin sağladığı dış borçlar ve yardımlar vardı. Esas itibarıyla Sudan arazisinin tamamı olmasa bile, önemli bir kısmı tarıma elverişlidir. Mısır'a hayat veren Nil nehri Mısır'a gitmeden önce Sudan'dan geçmektedir. Özellikle Nil nehrinin ve bu nehri besleyen ırmakların suladığı alan, hububat üretimine son derece elverişlidir. Ancak IMF, geçmişte sağladığı dış borçlarla birlikte takdim ettiği tavsiye mektuplarında, ülke yönetiminden Nil nehri havzasında hububat yerine pamuk ekimi yapılmasını istedi. IMF raporuna göre pamuk ekimi Sudan ekonomisine hububata göre daha çok katkıda bulunacaktı. Zaten IMF Sudan'ın ihtiyacı olan hububatı ABD'den ve Avrupa ülkelerinden sağlamayı taahhüt ediyordu. Sudan ürettiği pamuğu ihraç etmek suretiyle, önemli miktarda döviz girdisi sağlayacağını bunun bir kısmı ile halkının ihtiyacı olan hububatı ithal edeceğini, kalan kısmını da diğer ihtiyaçlara harcayacağını hesap ediyordu. Ama ülke yönetimi halkın büyük çoğunluğunun istediği İslam kanunlarını uygulamaya koyduğunda ABD ve diğer ülkeler hububat yardımlarını kısmaya başladılar. Tabii ki, bu uygulama karşısında Sudan yönetimi zor durumda kaldı. Çünkü halk acıkınca pamuk yiyemiyordu.

Bir ülkenin gıda ürünleri yönünden kendine yeterli hale gelmesi, siyasi bağımsızlık ve idari istikrar çizgisinde önemli bir merhaledir. Sudan yönetimi IMF'nin ülkedeki dahili gelişmeleri kontrolünde tutabilmek için gereken zemini hazırlamak amacıyla verdiği raporu aynen uygulamakla büyük bir hata etti. Rapor görünüş itibarıyla Sudan'ın iyiliği için hazırlanmış gibi bir mahiyet arzediyordu. Ama IMF'nin bu raporun uygulamaya konmasını istemekteki asıl amacı emperyalizmin bu ülke üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmaktı. Sözünü ettiğimiz el-Beşir devriminden sonra ülke yönetimi politikasını değiştirerek, ülkeyi gıda yönünden kendine yeterli hale getirmeyi başardı. Böylece ülkeyi IMF'nin ve onun arkasında duran uluslararası güçlerin güdümünden çıkarmayı da başardı.

Son dönemde IMF'nin çarptığı ülkelerden biri de Cezayir oldu. Bu ülkenin ekonomisiyle ilgili en son araştırmalara göre IMF raporlarına dayandırılan uygulamalar ülkede 9 milyon kişinin fakirleşmesine 350 bin kişinin de işten çıkarılmasına sebep oldu. Bu tabii kısa zaman içinde olan bir şey değil. 1992'den beridir devam eden uygulamaların bir sonucu. Yani IMF raporları tıpkı AIDS mikrobu gibi yavaş yavaş yıpratıyor, zayıflatıyor. Ama IMF'nin sebep olduğu ekonomik AIDS öldürücü bir AIDS değil. Çünkü sömürgeci güçlerin geri kalmış ülkelere ihtiyaçları var. Bu ülkeler onlar için iyi bir pazar ve ucuz iş gücü temin etme yerleri.