Arap Birliği Zirvesi

2 Nisan 2001 Pazartesi

Geçtiğimiz hafta içinde Arap dünyasının en önemli gündem maddelerinden biri Ürdün'ün başkenti Amman'da gerçekleştirilen Arap Birliği zirvesiydi. Türkiye'de kamuoyu kendi iç gündemine mahkum hale getirildiğinden söz konusu zirve çok fazla gündeme gelmedi. Hatta birçok yayın organında haber olarak bile geçmedi. Oysa İsrail işgal devletinin kasap başbakanı Ariel Şaron'un iyice azgınlaştığı, saldırılarını artırdığı, özerk yönetimin kontrolünde bulunan bölgelere bile askerlerini sokarak bu yönetimin güvenlik güçlerine ait önemli merkezleri bombaladığı günlerde gerçekleştirilen Arap Birliği zirvesi büyük ölçüde ilgi odağıydı.

Arap Birliği zirvesinin gündeminde oldukça önemli ve kritik meseleler bulunuyordu. Bu kritik meselelerin başında ise Filistin halkının direnişine verilecek destek, İsrail işgal devletine ve onu her yönden destekleyen Amerika'ya karşı takınılacak tavır ve ayrıca Irak'a uygulanan ambargonun derhal kaldırılması talepleri geliyordu. Fakat bu konuların tümünde de Amerika'nın politikasını reddederek bağımsız bir politika belirleme gibi zor bir seçenek söz konusuydu. Arap Birliği ülkeleri ise ne yazık ki henüz ABD'nin politikalarını göz ardı ederek bağımsız bir karar verme, tercihlerini kendi halklarının talepleri doğrultusunda yapma noktasına gelebilmiş değiller. Ayrıca ortada her ne kadar bir "Arap Birliği" teşkilatı bulunsa da fiili olarak Avrupa Birliği'ne benzer veya ona kısmen benzeyen bir birliktelik, bir ittifak gerçekleşmiş değil. Eğer ki bir ittifak gerçekleşebilse, ortak tavır sergilenebilse bağımsız kararlar alınması daha kolay olacaktır. Çünkü ABD bugün her ne kadar kendini silah yönünden oldukça güçlü görse de önemli bir pazar niteliği taşıyan ve ekonomik açıdan etkin bir yaptırım gücüne sahip Arap dünyasını göz ardı etmesi söz konusu olamaz. Arap dünyasını ABD ve Avrupa karşısında zayıf duruma düşüren en önemli etken işte bu ittifakın, dayanışmanın, işbirliğinin fiili olarak gerçekleşmemiş olmasıdır. Tabii bunda da Arap ülkelerinin birçoğundaki yönetimlerin sırtlarını kendi halklarına değil de dış güçlere dayamış olmalarının önemli rolü bulunmaktadır.

Sonuçta zirve gerçekleştirildi ve bazı olumlu kararlar alındı. Ama yorumcular, bundan öncekiler gibi bu kararların da tamamen kağıt üzerinde kalmasından endişe ediyorlar. Filistin halkının direnişine destek verilmesi ve ABD'nin İsrail'i her şartta desteklemesi durumunda ekonomik boykota başvurulması yönündeki düşüncelerin fiiliyata geçirilmesi söz konusu olsa İsrail ve ona arka çıkan ABD zor durumda kalabilir. Ama bundan önceki toplantılarda alınan kararların, gündeme getirilen düşüncelerin ve temennilerin fiiliyata geçirilmesi konusunda elle tutulur bir şey ortaya konmamış olması bu son zirvede alınan kararların uygulamaya geçirilmesi konusunda da karamsarlığa sebep olmaktadır.

Aslında Arap Birliği teşkilatı potansiyel yaptırım gücünü kullanma konusunda daha dirayetli olabilseydi, Amman'da bu teşkilatın zirvesinin gerçekleştirildiği günlerde siyonist işgal devletinin Filistin topraklarında o vahşi saldırıları gerçekleştirme cesareti göstermesi biraz zor olurdu. İşgal devletinin bu saldırıları gerçekleştirme cesareti göstermesi onun da söz konusu zirveyi çok fazla ciddiye almadığını gösteriyor. Ya da belki o saldırılar söz konusu zirveye bir "kasap mesajı" niteliği taşıyordu.

Fakat bu arada şunu ifade edelim ki Arap dünyasındaki devlet yönetimlerinin İsrail ve ABD'ye karşı açık ve net tavır takınmakta sıkıntı çekmesine rağmen halkların takındığı tavır etkisini gösteriyor. Beyrut kasabının sergilediği onca vahşete rağmen Filistin halkının direnişi kesintisiz bir şekilde ve tam bir kararlılıkla devam ediyor.

Öte yandan İslam aleminde, özellikle de Arap dünyasında İsrail ve ABD mallarının boykot edilmesi kampanyası etkisini gösteriyor. Uluslararası Yahudi Kongresi tarafından yapılan açıklamaya göre, son Aksa İntifadası münasebetiyle, Arap dünyasında sürdürülen, İsrail'in ve İsrail'e destek veren iktisadi kuruluşların ürünlerini boykot kampanyası İsrail ekonomisinde 3 milyar dolarlık bir zarara yol açtı. Boykot kampanyasında sadece İsrail ürünlerinin boykot edilmesiyle yetinilmiyor, aynı zamanda diğer ülkelerin iktisadi kuruluşlarıyla herhangi bir ticari anlaşma yapılacağı zaman da İsrail'le ticari ilişki içinde olmaması şartı aranıyor. Bu yüzden geniş Arap dünyası pazarını kaybetmek istemeyen çeşitli kuruluşlar İsrail işgal devletinin şirketleriyle olan ilişkilerini kesiyorlar. Bu uygulama da İsrail ekonomisine önemli darbe vuruyor.

Amman zirvesinde bu boykotun resmi düzeyde de desteklenmesi istendi. Bu talep devlet yönetimleri sıfatıyla uygulamaya geçirilmese bile özel kuruluşların ve genelde halkın boykotu sürdürme konusundaki çabalarının önünü açacaktır.