19 Mart 2001 Pazartesi
İslam coğrafyasında ne yazık ki politikacıların çoğunun söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmadığından propaganda faaliyetlerinde sarf ettikleri sözler, yaptıkları vaadler pek fazla güven verici olmamaktadır. Ama Batı dünyasındaki politikacıların bu yönden biraz daha "iyi" oldukları sanılır. Ne var ki Amerika'nın yeni başkanı Bush herhalde İslam alemindeki politikacıları taklide özenmiş olmalı ki seçim öncesinde sarf ettikleriyle, başa geçtikten sonra yaptıkları arasında bazı önemli farklılıklar görüyoruz. İsrail işgal devletinin azgınlığı karşısında dengeli bir politika izleyeceği intibaı veren Bush'un başa geçtikten sonra Ariel Şaron'un bütün azgınlığına rağmen ona tam destek vermeye çalıştığını görüyoruz. Aynı Bush, çevre temizliği konusundaki vaadlerinden de döndü.
Bugünlerde Şaron, Filistin topraklarında sergilediği vahşete daha çok destek sağlamak için Bush'un ziyaretine gitti. Bakalım bu ziyaretin ardından ne gibi gelişmeler yaşanacak?
"Beyrut Kasabı" olarak anılan Ariel Şaron'un başbakanlığa seçilmesinin temelinde Filistin halkına karşı izlenecek psikolojik savaşın etkili olması beklentileri vardı. Onun başa geçmesinin Filistin halkı üzerindeki şiddetin artmasına sebep olacağı değişik şekillerde dile getirildi. O da iş başına gelir gelmez kendisinden beklenenleri yapacağı mesajı vermek için daha ilk günlerinden itibaren azgınlığını bütün boyutlarıyla ortaya koyma çabası içine girdi. Filistinlilerin ikamet ettiği bölgelere açılan yolların önlerine setler ördürerek, yığınlarla toprak yığdırarak Filistinlileri ablukaya alması onun vahşi yüzünü gösteren önemli bir uygulama oldu. Fakat Türkiye kamuoyunun gündemine pek yansımayan önemli bir vahşet de iki ayrı yerde okuldan çıkan çocukların üzerine silahlı ve bombalı saldırılar düzenlenmesi oldu. Bunlardan biri Batı Yaka'da meydana geldi. Diğeri ise geçtiğimiz Pazartesi günü Gazze'nin Rafah mülteci kampı yakınlarında vuku buldu. İsrail işgal kuvvetleri 19 Mart Pazartesi günü öğle saatlerinde, Filistin ile Mısır arasındaki sınırda bulunan Rafah kentindeki Han Yunus mülteci kampının yakınında bulunan bir okulun öğrencilerinin dışarıya çıktıkları sırada, üzerlerine toplarla ve otomatik silahlarla ateş ettiler. Verilen bilgilere göre bu saldırı herhangi bir olay sebebiyle değil hiçbir sebep yokken gerçekleştirildi ve saldırıda yaşları 10 ile 13 arasında değişen sekiz çocuk yaralandı. Bölgedeki Nefiye Dekalim Yahudi Yerleşim Merkezi'nin etrafına yığılmış olan işgal kuvvetleri daha sonra aynı mıntıkada bulunan Avusturya mahallesindeki Filistinlilerin evlerini de mermi yağmuruna tuttular.
Hiçbir sebep yokken, evlerine gitmek üzere okullarından çıkan çocukların üzerine böyle vahşice mermiler yağdırılması ve aynı derece vahşet niteliği taşıyan daha başka saldırılar Şaron'un Sabra ve Şatilla'da gösterdiği yüzünü bugün de gösterme niyetinde olduğunu ortaya koyuyor. Ancak öte yandan Filistin halkının direnişi bütün bu vahşete ve psikolojik savaşa rağmen devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde ilk kez işgal merkezlerinden birine Filistinliler tarafından roket saldırısı gerçekleştirildi. Yine değişik bölgelerde muhtelif direniş eylemleri gerçekleştirildi. Bu gelişmeler, girdaba düşen İsrail'i kurtarmak için çirkin yüzünü göstermesi amacıyla iş başına getirilen Şaron'un İsrail'i kurtarmasının pek de kolay olmayacağını gösteriyor.
Türkiye kamuoyu kendi iç gündemine kapatıldığından dış dünyada meydana gelen gelişmelerle ilgilenmeye pek fırsat bulamıyor. Hatta doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren gelişmelerden bile habersiz kalıyor. Oysa son zamanlarda Ermeni meselesiyle ilgili olarak Türkiye aleyhine yoğun bir çabanın olduğunu görüyoruz. Yani Ermeni dosyası Fransız parlamentosunun çıkardığı kanunla kapatılmadı. Hatta bazı Ermeni örgütleri Türkiye'nin bazı bölgelerinin Ermenistan'a verilmesi yönünde açıktan talepte bulunacak kadar işi ilerlettiler. Bu durum aslında tehlikeli bir gelişmedir. Bu tehlikeli gelişme karşısında resmi platformda söze gelir bir şeyin de yapılmadığını görüyoruz.