Asya'da Değişen Dengeler

Ağustos 2001, Ribat

Doğu blokunun çökmesinden sonra dünya kamuoyunun gözleri büyük ölçüde Batı'ya yöneldi. ABD'nin kendisinin bütün dünyaya hükmetmesi esasına dayanan "Yeni Dünya Düzeni" gibi teoriler geliştirmesi sebebiyle dünyanın artık tek merkezden ve karşıt kutuplar olmadan yönlendirileceği kanaatleri hakim olmaya başladı. ABD bu yöndeki kanaatleri kendi hesabına sonuna kadar değerlendirebilmek ve istediği yeni yapılanmanın alt yapısını oluşturmak için Körfez Savaşı gibi insanlığa, özellikle de bölge halklarına gayet pahalıya mal olan bir savaşın fitilini de çekti. Bu savaş neticesinde özellikle Fransa'nın "Ortadoğu" olarak adlandırılan coğrafi bölgedeki etkinliği ortadan kaldırıldı ve bu bölgede kontrol büyük ölçüde ABD ile onun işbirlikçilerine geçti. ABD, Balkanlar'daki gelişmeler karşısında takındığı tavırlarda da yine tek kutuplu dünya teorisini esas almaya ve kendisinin gücünün inkâr edilemeyeceği fikrini bütün herkese kabul ettirmeye çalıştı.

Ancak şu bir gerçek ki, ABD'nin Yeni Dünya Düzeni teorisi artık çöküş dönemine girmiştir. Dünyada yeni kutuplar doğmakta ve Amerika'nın uluslararası siyasi dengeler üzerindeki etkisi gittikçe zayıflamaktadır. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkeleri, ABD'nin uluslararası dengelerdeki tesirini azaltarak kendi ittifaklarını da önemli bir güç haline getirebilmek için yoğun bir çalışma içine girmişlerdir. İran, eski Yugoslavya Federasyonu'nun öncülüğünde oluşturulan Bağlantısızlar Hareketi'ne benzer bir hareketin öncülüğünü yapmak ve böylece ezilen halkları bir araya getirerek Amerika'ya karşı yeni bir güç ortaya çıkarabilmek için özel çaba sarf ediyor. İran bu çalışmasında kendi siyasi ve ideolojik kimliğini öne çıkarmaktan da büyük ölçüde sakınarak sadece Amerika'ya ve çağdaş sömürgeciliğe karşı güç birliği oluşturma fikrini esas almaya çalışmaktadır.

En çok dikkatlerden kaçan ise Asya'daki güç merkezleridir. Dediğimiz gibi son dönemde dikkatler hep Batı tarafına yöneldiğinden Asya'daki gelişmeler çok fazla görülmüyor. Oysa dünyanın nüfusça en kalabalık iki ülkesi Asya'da bulunmaktadır. Bunlar bugün nüfusu 1 milyarı bir hayli aşmış olan Çin ile, 800 milyon ile 1 milyar arasında nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Hindistan'dır. Bu iki ülkede yaşayan nüfus insanlığın üçte birini oluşturacak kadardır. Son zamanlara kadar nüfus çok fazla önemsenmiyor, daha çok teknolojik imkanlara ve savaş gücüne önem veriliyordu. Fakat bugün nüfusun aynı zamanda iş gücü anlamına geldiği dikkate alınarak ekonomik güçlenme ve teknolojik gelişmede büyük önem arz ettiği vurgulanmaktadır. Yakın gelecekte nüfusun bugünkünden daha çok önem arz edeceğine dikkat çekilmektedir.

Bugün dünyanın nüfusça en kalabalık ülkesi olan Çin, ABD ile kavgalı durumdadır ve ona karşı önemli bir güç olabilmek için çalışmaktadır. Çin ile ABD arasındaki sürtüşme ve kavganın son yıllarda iyice gün yüzüne çıktığı biliniyor. Çin, sadece nüfus yönünden değil askeri teknoloji ve insan gücü yönünden de ABD karşısında önemli bir güç sayılır. Bu açıdan ABD karşısında önemli bir tehdit gücüdür. Çin, ABD'nin karşısına tek başına çıkmamak için kendi etrafında bir ittifak oluşturma çabalarını son zamanlarda yoğunlaştırdı. Bu amaçla, Asya'daki altı ülkenin devlet başkanları 15 Haziran 2001 tarihinde Çin'in Şanghay şehrinde bir zirve gerçekleştirdiler. Bu zirvenin öne çıkan amacı Amerika'ya karşı bir ittifak oluşturmak değildi. Asıl amaç zirveye katılan ülkelerdeki hakim rejimleri tehdit eden gelişmelere karşı bir ittifak ve işbirliği oluşturmaktı. Dolayısıyla zirvenin amaçlarından biri de Orta Asya'da gittikçe etkili hale gelen İslami Hareket'e karşı da işbirliği yapmaktı. Fakat Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dan oluşan beş Asya ülkesinin dış desteklere olan ihtiyaçlarını kendi hesapları için değerlendirerek, bunlarla Asya'da güçlü bir ittifak oluşturmayı hedefliyordu. Bu doğrultuda zirveden sonra Şanghay İttifakı adı verilen bir altılı ittifak anlaşması imzalandı.

Asya'da, hem etrafına aldığı ülkelerin rejimlerini tehdit eden gelişmelere hem de ABD'ye karşı bir cephe oluşturmaya çalışan Çin'in, Asya'nın ikinci gücü ve dünyanın nüfusça en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan'la arası iyi değildir. Dolayısıyla Çin açısından belki Hindistan, Amerika'dan daha öncelikli ve daha yakın bir tehdit olarak görülmektedir. İşte bu sürtüşme ABD'nin Asya'daki hesaplarını kolaylaştırıyor. Hindistan'ın Çin'e karşı ABD desteğine başvurma ihtiyacı duyması, ABD'nin bu ülke kanalıyla Asya'da etkinlik göstermesine ve Çin'i yakın takibe almasına imkan sağlamaktadır. ABD, bunun karşılığında Hindistan'a değişik konularda yardımcı olmakta, son derece haksız olduğu Keşmir meselesinde bile Pakistan'a karşı ona destek vermektedir.

Bu noktaya dikkat çekmemiz bizi Pakistan - Hindistan gerginliğine getirdi. Çin'le arasının iyi olmaması ve onu kendisine karşı bir tehdit gücü olarak görmesi sebebiyle ona karşı Amerika'yla sıkı bir işbirliği içine giren Hindistan, Batı komşusu Pakistan'la elli yıldan buyana kavgalıdır. Bu ülkeyle biri Pakistan'ın kuruluşunun resmen kabul edilmesinden önce olmak üzere toplam üç savaşa girdi. Bu iki ülke arasındaki gerginliğin temelinde bulunan mesele ise Keşmir meselesidir. Pakistan'ın kuruluşundan sonra kabul edilen anlaşmaya göre Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerin Pakistan'a verilmesi gerekiyordu. Ancak Keşmir'deki nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olmasına rağmen bu bölge Pakistan'a verilmedi. Keşmir'le ilgili olarak BM tarafından 1952'de kabul edilen kararda bölge halkı arasında bir referandum yapılması ve Pakistan ile Hindistan'dan hangisini tercih ettiğinin sorulması istendi. Ancak Hindistan bu kararı da uygulamadı ve Keşmir'i yıllardan beridir, baskı ve askeri güç yoluyla kendi sultası altında tutmaktadır. İşte Hindistan'ın bu despotluğuna karşı Keşmir halkı vatanlarını işgalden kurtarmak için yıllardan beridir mücadele vermekte, Pakistan da bu mücadeleye sahip çıkmakta, lojistik yönden de destek vermektedir.

Geçtiğimiz ay (Temmuz 2001) Pakistan'la Hindistan arasındaki meselenin çözümü amacına yönelik olduğu bildirilen bazı adımlar atıldı. Bu doğrultuda Pakistan'ın darbeyle iş başına gelmiş olan cumhurbaşkanı General Perviz Müşerref, Hindistan'ı ziyaret ederek başbakan Atalbehari Vejpayee ile görüşmeler yaptı. Bizim gördüğümüz kadarıyla Hindistan'ın böyle bir yakınlaşma içine girmesinde yukarıda sözünü ettiğimiz Şanghay İttifakı'nın önemli rolü olmuştur. Çin'in etrafında oluşan altılı ittifak Hindistan'ı endişelendirmişti ve bu yüzden Hindistan, Pakistan'la arasındaki meseleleri dondurmak suretiyle en azından bu cepheyi sağlama alma ihtiyacı duymuştu. Fakat, Keşmir meselesinin Keşmir halkının veya Pakistan'ın istediği şekilde bir çözüme kavuşturulmasına da taraftar değildi. Hindistan'ın yapmak istediği Pakistan'ın Keşmir'deki mücahitlere verdiği lojistik desteği tamamen kesmesini sağlamaktı. Ancak haberlere yansıdığı kadarıyla Hindistan'da yapılan görüşmelerden meselenin çözümü konusunda dişe dokunur bir gelişme olmadı. Açıklamalara göre gerek bu konunun ve gerekse iki ülke arasındaki diğer meselelerin konuşulması için yakın gelecekte Pakistan'da bir zirve gerçekleştirilecek. Fakat biz bu zirveden de Keşmir meselesini köklü bir çözüme kavuşturacak bir anlaşmanın çıkmasının muhtemel olmadığı kanaatindeyiz. Bunu Pakistan yönetimi de bilmektedir. Ancak Pakistan'ı böyle yakınlaşmaya zorlayan etken ABD'nin baskısıdır. Yukarıda da zikrettiğimiz üzere ABD, Asya'da Hindistan'a büyük ihtiyaç duyduğundan onu bazı yönlerden rahatlatmak ve özellikle Çin tarafından gelen tehditlere ağırlık vermesini, bu tehditlere karşı yürüttüğü çalışmalar üzerinde yoğunlaşmasını sağlamak istemektedir.

Bütün bunların önümüze koyduğu bir gerçek var: Doğu blokunun dağılmasından sonra ortaya atılan "tek kutuplu dünya teorisi" bugün artık tarihe karışmak üzeredir ve dünyada birbirleriyle sürtüşmeli yeni ve gerçekten etkili güç merkezleri oluşmaktadır. Bu güç merkezleri arasındaki kavganın gittikçe büyümesi de muhtemeldir. Ama bu belki ekonomik ciheti ağır basan bir kavga olabilir. Bu kavgada ABD ileri gitmenin değil yerini korumanın hesaplarını yapma zorunluluğu duyuyor. Çünkü şartlar onu bu noktaya getirmiştir. Tarih bize göstermiştir ki, güçler arası kavgada konumunu koruma hesapları yapmak zorunda kalan güç geriye gidişin ve çöküşün başlangıcındadır.