ABD Vahşeti Sürüyor

16 Ekim 2001 Salı, Cuma dergisi

Amerika'da ikiz kuleleri ve Pentagon'u hedef alan eylemler gerçekleştirildiğinde özellikle Türkiye'de pek çok kişi ve kuruluş harekete geçmiş ve bu eylemlere karşı tepkisini dile getirmişti. Biz bunu ayıplamıyoruz. Ama aynı hassasiyetin bugün Afganistan'da masum insanlar öldürülürken, Amerika'da yaşananlarla hiçbir bağlantısı olmayan hatta birçokları Amerika'da neler olduğunu bile bilmeyen milyonlarca insan yurtlarını terk ederek oldukça zor şartlarda göçe zorlanırken gösterilmemesi dikkat çekicidir. Tam tersine bugün meselelere insani değerler açısından bakanların dışında kalanların ABD'nin iğrenç saldırılarını haklı çıkarabilmek için kırk dereden su getirdiklerini görüyoruz. Hatta yağ gibi sürekli üste çıkabilmek amacıyla da ABD saldırılarına tepki gösterenlere hakaret anlamları içeren sözlerle saldırdıklarına şahit oluyoruz. ABD adına olduğu apaçık ortada olan bütün bu saldırıların boşuna olmadığı kesindir. Bir taraftan ABD, Afganistan'daki Müslümanların tepesine bomba yağdırırken diğer taraftan onlar burada o vahşete karşı çıkanların tepelerine hakaret bombaları yağdırıyorlar. Bu arada medyanın "haçlı savaşı"nı destek mahiyetindeki manşet bombardımanı da devam ediyor. Biz bu noktaya temas ettikten sonra ABD'nin haçlı saldırısıyla ilgili olarak Türkiye medyasına pek yansımayan bazı bilgileri sizlere aktarmak istiyoruz.

İngiltereli Uzmanlar: "Deliller Yetersiz"

Bilindiği üzere ABD vahşetinin temel dayanağı, Amerika'daki saldırıların arkasında Usame bin Ladin'in olduğu ve bu kişi ile örgütünün de Afganistan'daki Taliban yönetimi tarafından korunduğu iddiası. Fakat şimdiye kadar bu iddialarla ilgili olarak ABD tarafından ikna edici bir delil ortaya sürülemedi. Bilakis, bu eylemlerin ABD içinden çıkmış birileri veya bazı istihbarat örgütleri tarafından gerçekleştirilmiş olması ihtimalini destekleyen deliller daha kuvvetli. Buna rağmen ABD: "Önemli değil, biz ikna olduk mu yeter!" diyor. Çünkü maksat suçlunun cezalandırılması değil ABD'nin global menfaatlerinin korunması için vahşete dayanan birtakım atakların yapılması ve bu atakların gerekçelerinin bulunması. Bu gerekçeler son derece suni de olsa. ABD menfaatlerinin bir ön saldırı gücü gibi kullanılan ve gittikçe haçlı ittifakına dönüşme temayülünde olan NATO'nun yetkilileri de, kullanılan delilleri ikna edici bulduklarını ileri sürdüler. Oysa bu kadar ikna edici bulunan delillerin kamuoyuna da açıklanması gerekirdi. Kamuoyunun da ikna olması gerekirdi. Ama işin ucunda bir senaryo olduğundan, delillerin kamuoyuna açıklanması cesareti gösterilemiyor.

İngiltere'deki uzmanlar 11 Eylül saldırılarının arkasında Usame bin Ladin'in olduğu hakkında ileri sürülen delillerin ikna edici olmadığını dile getirdiler. Uzmanlar ileri sürülen delillerde cevaplandırılması gereken pek çok soru işareti olduğuna dikkat çektiler. İngiltere başbakanı Tony Blair de bulunan delillerin Afganistan'ın vurulması için yeterli olduğunu söylemişti, ancak uzmanların söz konusu açıklamaları üzerine, delillerin bir mahkemede kullanılması durumunda hüküm verilmesi için yeterli olamayacağını itiraf etti. Usame bin Ladin'in herhangi bir uluslararası mahkemede yargılanması tekliflerinin ABD ve İngiltere tarafından ısrarla reddedilmesinin ve bu kişiyle adamlarının mutlaka Amerika'ya teslim edilmesi konusunda ısrar edilmesinin sebebi de bu olsa gerek.

Enkazın Altında Kalanların Çoğu Asya Kökenli

Amerika'da 11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi'nde ölenlerin ve özellikle de şu ana kadar cesetlerine ulaşılamamış durumdaki kayıpların arasında Asya kökenliler büyük bir çoğunluğu oluşturuyorlar. Şimdiye kadar yayınlanan kayıp listeleri incelediğinde de bu gerçek görülecektir. Örneğin kayıpların arasında sadece Yemenlilerin sayısı 200'ü buluyor. Bu durum ister istemez: "Acaba ABD kökenliler önceden haberdar edildiler mi?" sorusunu akla getiriyor. Bilindiği üzere saldırıların hemen ardından İsrail, ikiz kulelerde 4000 yahudinin çalıştığını açıklamış ve: "Ölenler arasında bizim de dört bin vatandaşımız var" diyerek saldırının kendilerini de vurduğu imajını vermeye çalışmıştı. Ancak daha sonra açıklanan ölü ve kayıp listesinde 2 kişi dışında herhangi bir yahudinin adı geçmiyordu. Bu durum yahudilerin önceden haberdar edilmiş olabilecekleri tereddüdüne sebep olmuştu. Ancak daha sonra yapılan tetkiklerde ölenler ve kayıplar arasında genelde Amerikalıların da çok fazla olmadığı, enkazın altında kalanların önemli bir çoğunluğunun Asya kökenli olduğu dikkat çekti. Bu durumda ister istemez zihinlerde bazı sorular oluşmaktadır. Önceden haber verme veya kurtarma çalışmaları esnasında ABD kökenlilere öncelik verme vs. söz konusu olabilir. ABD yetkililerinin enkazın altında kalanları çıkarmak için çok fazla gayret sarf etmemesi de dikkat çekici.

Medyanın Anti-İslamist Propagandası Etkisini Gösteriyor: Amerika'da Bir Hafta İçinde Müslümanlara ve Sihlere 740 Saldırı

Amerika'da özellikle siyonizmin hizmetindeki medya organları İslam aleyhtarı propagandalarını bütün hızıyla sürdürüyorlar. Türkiye'deki basın yayın organları ABD başkanı Bush'un sadece zevahiri kurtarmak amacıyla yaptığı: "Bu İslam karşıtı bir savaş değildir" tarzındaki göstermelik açıklamalarına büyük önem veriyor ve allaya pullaya kamuoyuna yansıtmaya çalışıyorlar. Oysa Amerika'daki basın yayın organları, İslam karşıtı propaganda savaşlarını kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar. ABD, Usame bin Ladin'in açıklamalarının yayınlanmasını yasaklarken, özelde Araplara genelde tüm Müslümanlara karşı yürütülen bu kışkırtma amaçlı propaganda savaşının önüne geçmek için hiçbir şey yapmıyor. Bu medya savaşının amacı ise ABD ve Avrupa'da aynen geçmişte yaşanmış olan anti-semitizm benzeri bir anti-İslamizm'in yaygınlaşmasını sağlamak. Siyonistler fitne ve insanları birbirine düşürme konusunda usta olduklarından, tahrik etmek istedikleri kişilerin can damarlarına basmayı ve sonra da yanlış hedef göstererek kışkırtma yapmayı becerebiliyorlar.

Yürütülen anti-İslamist propaganda savaşının etkisi ise günden güne artıyor. Verilen bilgilere göre Amerika'da, bir hafta içerisinde, çoğunluğu Arap olmak üzere Müslümanları hedef alan 540 saldırı gerçekleştirildi. Söz konusu propagandanın etkisinde kalan Amerikalılar, zaman zaman Sihleri de Müslümanlara veya Afganistanlılara benzettiklerinden onlara da saldırıyorlar. Bu yüzden yine aynı hafta içerisinde Sihlere yönelik olarak da 200 saldırı gerçekleştirildi. Böylece bir hafta içerisinde Müslümanlara ve Sihlere yönelik toplam 740 saldırı gerçekleştirilmiş oldu. Bu konudaki bilgiler Uluslararası Af Örgütü'nün araştırmaları sonucu ortaya çıkarılan bilgiler.

Bunlar sadece Amerika'da gerçekleştirilen saldırılar. Bazı Avrupa ülkelerinde de Müslümanlara yönelik olarak yoğun şekilde saldırılar gerçekleştiriliyor.

Uluslararası Af Örgütü, Müslümanlara ve Sihlere yönelik bütün bu saldırıları kınarken devlet yetkililerini de bu konuda gevşek davranmakla bütün bu saldırıların önüne geçmek için söze gelir bir tedbir almamakla suçladı. Ne kadar ilginçtir ki: "Pilot sizden rahatsız oluyor" diyerek Müslümanları uçaktan indiren Batılı güvenlik görevlileri Müslümanları hedef alan saldırıların önüne geçmek için herhangi bir tedbir almıyorlar. Onun da ötesinde uluslararası siyonizmin hizmetindeki medya organlarının günlerden beridir sürdürdükleri anti-İslamist propaganda savaşını durdurmak için herhangi bir adım atmak bile istemiyorlar.

Müslümanlara yönelik saldırılarda dikkat çeken bir şey de özellikle Müslümanların mabetlerinin ve kültür merkezlerinin hedef alınması. Bu arada hindulara ve Sihlere ait ibadet ve toplanma yerleri de saldırılara hedef olabiliyor. Batılı ülkeler, şu ana kadar herhangi bir saldırının söz konusu olmamasına rağmen saldırı ihtimaline binaen ABD temsilciliklerinin etrafında olağanüstü güvenlik tedbirleri almalarına karşın sık sık saldırılara maruz kalmasına ve tehdidin de sürekli devam etmesine rağmen Müslümanların mabetleri ve kültür merkezleri etrafında herhangi bir güvenlik tedbiri almıyorlar.

Internet'te de Savaş

ABD ve Batı, Müslümanlara karşı savaşını Internet'te de yürütüyor. ABD'nin Afganistan'a yönelik vahşi saldırısına tepki gösteren Internet sitelerini "Taliban yanlısı" diye kapattırıyor. Bu tür ithamlarla, resmi yollardan domain name almış olan birçok Web sitesi kapattırıldı. Ücretsiz servislerden Web alanı kullanan bazı siteler de hack denilen işlemle ya kullanılamaz (forbidden) hale getirildi, ya da içerisine İslam karşıtı çirkin şeyler yerleştirildi.

Çok Yönlü Haçlı Savaşı

Bütün bu bilgiler gösteriyor ki ABD'nin ve onunda yanında yer alan Batı'nın savaşı sadece Afganistan'a yönelik bir saldırıdan ibaret değildir. Bu, tümüyle Müslümanları ve İslam'ı karşısına alan çok yönlü bir haçlı savaşıdır. Bu savaşta ABD: "Ya bizden ya da terörden yanasınız" kuralını koydu. Dolayısıyla ABD, bu savaşta kendisine destek vermeyen, yardımcı olmayan herkesi "terörden yana" suçlamasına maruz bırakmayı hedefliyor. Ancak böylesine kesin tavır sergilemesi ABD'nin aleyhine olmuştur. Çünkü ABD'nin saldırısının gerekçelerinin son derece tutarsız olduğu artık gün gibi ortadadır. Ayrıca ABD saldırısının arkasında duran hesapların birtakım siyasi dengeleri de sarsabileceği biliniyor. Bu yüzden dünyadaki muhtelif güçler ABD'nin bu saldırgan tutumunun asıl amaçlarına ulaşmasına fırsat vermek istemiyorlar. Dolayısıyla durum Körfez Savaşı'ndaki gibi değildir. ABD'ye destek günden güne zayıflayacak.

Öte yandan bu saldırı Müslümanları, durumlarını gözden geçirmeye ve kimliklerine sahip çıkmaya da zorlamaktadır. İslam dünyasında yapılan istatistikler Müslümanların büyük çoğunluğunun bunun bir haçlı savaşı olduğuna inandığı ve tepki gösterdiği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Aslında ABD bu çirkin savaşında tüm Müslümanları karşısına almakla cepheyi oldukça geniş tutmuştur ki bu onun kendi hesapları açısından hiç de akıllıca bir iş değildi. Daha sonra: "Bu savaşın hedefi Müslümanlar değildir. Biz İslam'a karşı savaşmıyoruz" tarzında açıklamalar yaparak cepheyi daraltma gayretkeşliği içine girdiyse de Müslüman kamuoyunun bakış açısını değiştirme konusunda başarılı olamadı. Çünkü: "Bu bir haçlı savaşıdır" sözünün sarf edilmesiyle ok yaydan çıkmış oldu. O söz aynı zamanda Bush'un dilinin altında duran bir baklaydı ve artık dışarı çıktı. Bundan sonra göstermelik açıklamalar gerçek niyetleri gizlemeye yetmeyecektir.