Asya'daki Dengeler ve ABD'nin Haçlı Seferi

9 Ekim 2001 Salı, Cuma

Amerika'nın insanlarının canları üzerine kurmuş olduğu komplonun ardından bizzat başkan Bush'un ağzıyla "haçlı seferi" olarak nitelendirilen saldırısı da başladı. Türkiye'deki medya organlarından bazılarının adeta düğün havası içine girmeleri dikkatlerden kaçmadı. Bu iğrenç saldırıyı ve vahşeti onaylamak bile insanlıkla, insani değerlerle bağdaşmaz. Üstelik ABD'nin saldırgan tutumu bütün insanlık açısından bir tehlike arz etmektedir ve bu tehlike bir gün bizim kapımızı da çalabilir. Bu yüzden ABD'nin saldırgan tutumunun da bir yerde dizginlenmesi ve ona da "dur" diyecek güçlerin çıkması gerekir. Biz onun bu derece azgınlaşmasının kendi zararına olduğunu ve ona "dur" diyeceklerin çıkacağını düşünüyoruz. Bu haftaki yazımızda da ABD'nin son vahşi saldırısını, bu saldırının asıl amaçlarını ve saldırıyla irtibatlı olarak Asya'daki dengeleri tahlil etmeye çalışacağız.

Türkiye Medyasının Büyük İlgisi

Bilindiği üzere Türkiye medyası 11 Eylül tarihinden buyana ABD ile yatıp ABD ile kalkıyor. Ana haber bültenlerinin çoğu zaman üçte ikisi en azından da yarısı ABD ile ilgili. Bu sayede insanlarımız neredeyse ABD'yi kendi ülkelerinden daha iyi tanır oldular. Biz bu konuya geçen hafta da temas etmiştik. Afganistan'a yönelik son saldırıdan sonra bu ilginin dozajı yeniden yükselişe geçti. Özellikle saldırının olduğu akşam saatlerce ABD konuşuldu. Oysa ABD medyası bile Türkiye'deki medya organlarından en az iki üç saat önce normal yayınlarına geçmiş, maç veya film yayınlarını başlatmışlardı. Özellikle televizyonların konuya bu kadar uzun uzun yer vermelerine rağmen hadisenin insani boyutunu çok fazla gündeme getirmediklerini, sadece ABD'nin haklılık gerekçelerini tartıştıklarını, tartışırken de çoğu zaman ABD'den yana tavır koyabilmek için kullanılabilecek her fırsatı değerlendirdiklerini gördük. Bununla birlikte konuya o kadar büyük ilgi gösterilmesinin amacı vatandaşın bilgilenmesini sağlamaktan ziyade ABD saldırısını gözlerde büyütmek suretiyle: "Bakın ABD dedi mi yapar" mesajı vermekti. Yani işin ucunda biraz ABD hesabına propaganda vardı. Bunu belki bazıları bilinçli olarak yapıyorlardı. Bazıları da bilinçsiz bir şekilde ama diğerlerinden geri kalmamak için yapıyorlardı.

ABD'nin Saldırısı Bir Tatmindir

ABD'nin saldırısı her ne kadar verdiği zarar açısından bakılırsa vahşet ciheti büyük bir saldırı olsa da, savaş ciheti öyle abartıldığı kadar da büyük bir saldırı değildir. Bu saldırı gerçekte bir tatmin saldırısıdır. Çünkü ABD yönetimi uzun süreden beridir saldırı hesapları yapıyor ve bu hesapları New York ve Vaşington'a yönelik saldırılardan etkilenen insanlarına karşı bir tür ninni olarak kullanıyordu. Bu kadar uzun süredir aralıksız devam eden bir savaş ve saldırı çığırtkanlığının ardından hiçbir saldırı yapılmamasının ABD'ye prestij kaybettireceği ve korkaklık damgasının vurulmasına sebep olacağı endişeleri vardı. İşte bu yüzden hava saldırısı gerçekleştirildi. Yoksa hava saldırısının ABD'nin açıklanan amaçlarını gerçekleştirmesi açısından fazla bir yarar sağlayacağını sanmıyoruz. Ayrıca saldırı Türkiye'deki medya organlarının abarttığı kadar da değildir. Türkiye'deki medya organları bu abartma işlemiyle ABD'nin prestij onarımı amacıyla başlatmış olduğu propaganda savaşına katkıda bulunmaktadırlar. Bunu ne karşılığında yaptıklarını tam olarak bilmiyoruz. Çünkü Körfez Savaşı esnasında da bir yandan böyle bir propaganda savaşı yürütülmüştü. Bu propaganda savaşında ilgi çeken gelişmeler oldu. O zamana kadar kaskatı ABD karşıtı olan bazı yazarlar biri birden tam U dönüşü yaparak Amerika'nın Irak'a yönelik saldırısını canhıraş bir şekilde savunma ve bu saldırıya haklılık gerekçeleri bulma gayreti içine girmişlerdi. Bu gelişme üzerine ABD'nin basına yaptığı yatırımla ve birtakım yazarlara dağıttığı ulufelerle ilgili haberler basın kulislerinde dolaşmaya başlamış hatta bunlardan bazıları gazete sayfalarına bile yansımıştı. Tabii bu tür söylentilerin ispat edilmesi kolay değil. O zaman ABD'nin safına geçenlerin çoğunun bugün de büyük ölçüde ABD savunuculuğu yaptıkları dikkatten kaçmıyor. Fakat asıl dikkatimizi çeken bu savaşta onlara bazı "yenilerin" eklenmiş olması.

ABD'nin Asıl Hedefleri

Afganistan'a yönelik hava saldırısı Amerika'ya fazla bir şey kazandırmayacaktır. Dediğimiz gibi bu aslında bir tatmin saldırısıdır. Ama onun bu saldırı yoluyla gerçekleştirmek istediği başka amaçları var. Biz bu amaçlarına daha önce de temas etmiştik. Burada bir kez daha ve biraz daha ayrıntılı bir şekilde dile getirmek istiyoruz. ABD'nin menfaatleri Asya kıtasında genellikle Hindistan vasıtasıyla korunmaktadır. Fakat ABD'nin bölgede gerek ekonomik ve gerekse askeri yönden yeterince etkili olduğu söylenemez. Buna karşılık Çin'in son zamanlarda ciddi bir atağa geçtiği görülüyor. Çin ise ABD'nin dünya liderliği daha doğrusu dünya ramboluğu karşısında bugünün en büyük tehlikesi olarak görülmektedir. Üstelik Çin, Asya kıtasında menfaat ve ittifak alanını genişletmek için yoğun çaba sarf ediyor. Bu amaçla Şanghay İttifakı diye bir ittifak oluşturdu. Rusya ile arasındaki, eski Sovyetler Birliği döneminden kalma meseleleri büyük ölçüde halletti. Tabii bunda Rusya'nın Çin'e olan ihtiyacının de etkisi oldu. Bunun yanı sıra Rusya, Çin'le ilişkisini ABD karşısında bir denge unsuru olarak değerlendirmek ve ekonomik yönden zayıf olması sebebiyle tümüyle ABD'ye ve Batı kulübüne mahkum olmak istemiyor. ABD'nin Asya'daki en önemli müttefiki olan Hindistan ise Amerikan çıkarlarını koruma işini bedavaya yapmıyor. Hindistan nüfus yönünden dünyanın ikinci ülkesi olduğundan Asya'da ciddi bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Çin'le ise arası iyi değildir. Çin, Şanghay İttifakı'ndan Hindistan tehdidine karşı da yararlanmak istemektedir. İşte bu hususlar Asya kıtasında oluşan dengelerin ana hatları. Şimdi Amerika, Asya kıtasına askeri yönden de yerleşerek hem Hindistan'a bir destek gücü sağlamak hem de Çin tehdidini daha yakın mesafeden izlemeye almak istiyor. Eğer bunu başarabilirse Çin'in arka taraflarına da askeri güç yerleştirmek suretiyle onu üçlü kıskaca almış olacağını düşünüyor. Fakat bunu yaparken doğrudan Çin tehdidini gündeme getirmesinin hesapları alt üst edeceğini biliyor. Eğer böyle bir şey yaparsa Çin de bir karşı atağa geçme hakkını elde etmiş olacak ve ABD'nin Asya'ya askeri yönden yerleşmesini önlemek için her yola başvuracaktır. İşte bu yüzden "terör" bahanesini ve Afganistan'ın teröre destek verdiği iddiasını kullanmaktadır. İşte bu bahaneyi kullanarak Pakistan ve Özbekistan topraklarına askeri yönden yerleşmek istiyor. Hatta bizim tahminimize göre bu iki ülkenin topraklarına Türkiye'deki İncirlik üssüne benzer birer üs kurmayı amaçlamaktadır. İncirlik üssü de Saddam tehdidi bahane edilerek kurulmuştu, ama bugün öyle bir tehdit söz konusu olmadığı halde o üs orada muhafaza edilmektedir. Yani bir bakıma kalıcı hale getirilmiştir. Eğer benzer şekilde Pakistan ve Özbekistan topraklarına üs kurabilirse Çin'i Asya'da arka taraftan Pakistan, Hindistan ve Özbekistan kanalıyla üçlü kıskaca alacağını hesap ediyor. Ama burada iki mesele var: Özbekistan aynı zamanda Şanghay İttifakı'na üyedir. Onun bu ittifaka girmesinin sebebi Çin'le arasında bir muhabbet bağının olması değil, ondan kaynaklanacak tehdidi bu yolla etkisiz hale getirme amacıdır. İkinci bir amaç ise Özbekistan'da yönetim açısından ciddi bir tehdit olarak görülen İslami oluşumlar karşısında bir işbirliği sağlamaktır. Bunun yanı sıra Rusya gibi Özbekistan da Çin'le ilişkilerini ABD karşısında bir denge aracı olarak kullanmak ve böylece ABD'ye tümüyle eli mahkum hale düşmemek istiyor. Bu durumda ABD'ye kendi topraklarında üs kurma hakkını vermesi Çin'le arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Pakistan'ın meselesi ise kendi halkıyladır. Perviz Müşerref'in son gelişmeler karşısında izlediği tutum onun adeta bugünler için iş başına getirildiği intibaı veriyor. Ancak onun bu tutumu karşısında halktan yükselen tepkiler de gittikçe artmaktadır. Şimdiye kadar sürekli yönetimin yanında yer almış geleneksel yapıya sahip medreselerin liderleri bile Müşerref'in tutumuna karşı çıkmışlardır ve böylece muhalefetin safları genişlemiştir. Dolayısıyla herhangi bir ABD üssü kurulmasına izin verilmesi tepki seslerinin daha da yükselmesine sebep olacaktır ki bu Müşerref'in geleceğini tehdit edebilir.

Başka Saldırılar Olabilir mi?

Dikkat edilirse muhtelif yorumlarda ABD'nin hedefinin sadece Afganistan olmadığı onun ardından başka saldırılar geleceği özellikle vurgulanıyor. Bizim gördüğümüz kadarıyla bu yorumlar ABD ve onunla bağlantılı yönlendirme merkezleri tarafından kontrollü bir şekilde piyasaya sürülen haberlere dayanmaktadır. Bu haberlerin asıl amacı toplum psikolojisi yönünden bir alt yapıyı oluşturmak ve kitleleri böyle bir şeye hazır hale getirmektir. Tabii yorumcular buradaki hesapları göz önüne almadan "yorumda hedefi vurma" gayretkeşliği içinde, Irak'la ilgili de birtakım hesapların olduğunu özellikle vurgulama ihtiyacı duyuyorlar. Oysa bunu yaparken ABD'nin o yönlendirme kampanyasına bir şekilde katkıda bulunmuş oluyorlar. ABD'deki son saldırılarla ilgili teorilerin hiçbirinde Irak'tan hiçbir şekilde söz edilmedi. Bu durumda Irak'ı o olaylarla irtibatlandırmanın hiçbir anlamı olamaz. Üstelik Irak'la ilgili planlarla Kuzey Irak'ın özellikle gündeme getirilmesi ve hedefe bu bölgenin yerleştirilmesi dikkat çekicidir. Oysa Kuzey Irak, Saddam'ın kontrolünde değildir. BM yetkililerin bu bölgedeki etkisi Saddam'ın etkisinden fazladır. Dolayısıyla bölgeyle ilgili bir iddiadan dolayı birilerinin cezalandırılması gerekirse önce BM'in cezalandırılması daha mantıklı olur. Bizim gördüğümüz kadarıyla Kuzey Irak'ın bilhassa gündeme getirilmesinin amacı doğrudan İsrail'in hesaplarıyla ilgili bir plandır. Ama bu planın burada birkaç cümleye sıkıştırılması konuyu izah etmemiz için yeterli olmaz. Biz inşallah bu konuyu bir başka vesileyle daha ayrıntılı olarak ele alacağız. Sadece bu planın Türkiye'yi doğrudan ilgilendirdiğini ve Türkiye için ciddi bir tehdit olduğunu vurgulamak istiyoruz.

ABD'nin Hesapları Tutmayacaktır

ABD, Somali'ye de "Umut Operasyonu" adıyla girmişti. Ama umduğunu elde edemedi. ABD'nin bu operasyonu gerçekleştirmekteki asıl amacı Afrika Burnu denilen bölgeyi tümüyle kontrol altına almak, sonra oradan yukarıya doğru ilerleyerek Sudan yönetimini değiştirmek ve böylece Nil havzasının kontrolünü de tümüyle elde etmekti. Ama hesapları tutmadı ve Somali'den kuyruğunu toplayıp çekilmek zorunda kaldı. Biz Asya'yla ilgili hesaplarının da tutmayacağına inanıyoruz. ABD aslında bütün bu hesaplarıyla kendini yıpratmaktadır. ABD eğer Afganistan'a yönelik operasyonu uzatır ve bu vesileyle Asya'ya askeri güçlerini yerleştirmeye kalkarsa Çin ve Rusya'yı karşısında bulacaktır.

ABD'yi Gözümüzde Büyütmeyelim

Son olaylardan sonra, ABD'nin İslam dünyasıyla ilgili hesapları çerçevesinde bin bir türlü teori geliştirildi. Tümünün de merkezinde ABD'nin dünya liderliği ve İslami oluşumların ezilmesi, Amerika'nın kontrolü daha da sıkılaştırması konuları vardı. Oysa ABD'yi gözümüzde bu kadar büyütmemeliyiz. ABD'nin dünyadaki tüm İslami oluşumları karşısına alması cepheyi oldukça genişletmesi anlamına gelir. Bu ise öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. ABD'nin gücü yetseydi İsrail işgal devletini zorlayan Filistin'deki İslami hareketi sıkı bir kontrol altına alacaktı. Ama İsrail'e sürekli istihbarat desteği verdiği, her yıl üç milyar dolar para yardımı yaptığı, en modern silahlarla, helikopterlerle ve uçaklarla askeri yardım yaptığı, bütün bunlara ek olarak kendisiyle irtibatlı tüm medya organlarını İsrail lehine seferber ettiği ve ayrıca "barış" şemsiyesinin altında çeşitli siyasi oyunlar çevirdiği halde bunu başaramadı. ABD'nin gözlerde o kadar büyütülmesi yersiz ve anlamsızdır. Unutmayalım ki ABD'nin bundan sonraki dönemi artık "çöküş dönemi"dir.