ABD'nin "Terör" Kartı ve İslam Dünyası

Ekim 2001, Ribat

Geçtiğimiz ayın en önemli gündem maddesi Amerika'daki Dünya Ticaret Merkezi'ne ve ABD Savunma Bakanlığı'nın bulunduğu Pentagon'a yönelik uçaklı saldırılar ve bu saldırıların ardından yaşanan gelişmelerdi. Ben bu olaylarla ilgili tespit ve tahlillerimi muhtelif yayın organlarında yayınlanan yazılarımda ortaya koymaya çalışmıştım. Aynı şeyleri burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. Bu yazıda daha çok ABD'nin "terör" kartı ve bu karta bağlı olarak İslam dünyasına karşı geliştirilen stratejilerin bir tahlilini yapmak istiyorum.

Terör kelime ve kavram olarak Müslümanlara yabancıdır. İslam aleminin bu kavramla tanışması da, İslam coğrafyasının sömürgeci güçlerin oyunları sonucu parçalanmasından sonra olmuştur. Günümüzde de İslam alemine bakıldığında şiddet ve terörün kaynağında genellikle Müslüman halkların inanç ve değerlerine aykırı dayatmalar, zorbalıklar ve baskılar olduğu görülür.

Şiddet ve terörün iki yönü var: Bir yönünü saltanat ve gücü ellerinde bulunduranların bu konumlarını devam ettirmek için başvurdukları şiddet oluşturmaktadır ki buna resmi şiddet denilebilir. Diğer yönünü de saltanat ve gücü ele almak isteyenlerin başvurdukları şiddet oluşturmaktadır.

Bugün İslam coğrafyasında ortaya çıkmış devletlerin hemen hemen tamamının terörle başı derttedir. Bu terör hareketlerinde bazen etnik kimlikler, bazen siyasi ve ideolojik değişim talepleri, bazen ekonomik problemler, bazen hürriyetlerin kısıtlanması, bazen insanların dini kimliklerine yönelik baskılar, bazen genel siyasi baskılar, bazen de daha başka şeyler besleyici unsur olmaktadır. Fakat ilginçtir ki bunların çoğunun söz konusu unsurları kitlesel taban kazanmak için kullandıkları, aslında o fikri altyapıyı pek temsil etmedikleri görülür. Örneğin belli bir etnik kitleye yönelik baskıları besleyici unsur olarak kullanan örgütlerin en başta o etnik kitleyi hedef alan terör eylemleri gerçekleştirmeleri bu açıdan dikkat çekicidir.

Terör aynı zamanda çağdaş sömürgeci güçlerin geri kalmış ülkelere karşı kullandıkları demir sopalardan biridir. Bu yüzden terör örgütlerinin çoğu söz konusu güçlerin maşası durumundadırlar. Ancak bu örgütlerin kitlesel tabanını oluşturanlar bunun farkında değildirler. Onlar genellikle önlerine konulan ve çoğu zaman da kutsal olarak gösterilen gayelere hizmet ettiklerine inanırlar. Bazen örgütlerin lider kadrosunu oluşturanlar da bunun farkında olmazlar veya geç fark ederler. Fark ettikleri zaman da işin işten geçmiş olduğunu, kollarının, bacaklarının sıkı sıkıya bağlandığını yahut boyunlarına bir ip geçirildiğini, cendereden çıkmaya çabalamaları durumunda o ipin çekileceğini anlarlar.

Müslüman toplumların huzurlarını kaçırmak için ortaya çıkarılan terör örgütlerinin iplerini ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçlerin terör kavramını en çok İslami bilinçlenmeyi karalamak için kullanmaları da son derece ilgi çekicidir. Ne yazık ki günümüz dünyasında önemli bir yönlendirici güç haline gelen medyayı ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçler ve onların uzantıları bizzat kendilerinin yön verdikleri terörü yine bu terörden birinci derecede zarar görenleri karalamakta, hatta onlara karşı kamuoyunda yaygın bir kanaat oluşmasını sağlamak için kullanmaktadırlar.

Terörün kavram olarak da çoğu zaman saptırıldığına şahit oluyoruz. Dünya kamuoyunda teröre karşı bir tepki oluştuğundan herhangi bir fiili mücadelenin terör olarak nitelendirilmesi çoğu zaman, onun kitlelerin nazarında mahkum edilmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin Rusya, haksız bir şekilde Çeçenistan'ı işgal etmesine karşı verilen haklı mücadeleyi terör olarak gösterip dünya kamuoyunun nazarında kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Gerçi Rusya bu konuda başarılı olabilmiş değildir. Ama ne yazık ki siyonist İsrail, hizmetindeki medya organlarının gücünden yararlanarak bunu büyük ölçüde başarabilmiştir. Oysa Filistin'de verilen mücadelenin esas itibariyle Çeçenistan'da verilen mücadeleden, Kosova'daki hak mücadelesinden hiçbir farkı yoktur. Siyonistler o topraklara, işgal, gasp ve şiddet yoluyla girmişlerdir. İsrail işgal devleti de çeşitli terör örgütleri tarafından katliamlarla kurulmuştur. Kurulduktan sonra da aynen Nazilerin metotlarını kullanarak milyonlarca Filistinliyi öz yurtlarını terke zorladı.

Terör kartından en çok istifade eden ülke çağdaş sömürgeciliğin başını çeken ABD'dir. Kendi çıkarları ve uzun vadeli hesapları için terör örgütlerinden istifade ettiği, yerine göre bu örgütlere para yardımı yaptığı halde her yıl "terör" listeleri yayınlayarak hem kendi çıkarlarına hizmet etmekten kaçınan ülkeleri mahkum etmekte, hem de bağımsızlık mücadelesi içindeki bazı oluşumları terör örgütü olarak göstermek suretiyle onların karşısında duran gasıp devletlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Örneğin Filistin'in işgalden kurtarılması için mücadele eden örgütleri terör örgütleri listesine almak suretiyle İsrail işgal devletinin işini kolaylaştırmaktadır.

ABD Dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanan ve her yıl yayınlanan söz konusu listelerde "uluslararası terör" konusu çeşitli kategorilerde ele alınmaktadır. "Uluslararası terör örgütleri", "uluslararası terörü destekleyen ülkeler", "uluslararası teröre karşı mücadelede zayıf kalan ülkeler" ve "uluslararası teröre karşı mücadelede etkili ülkeler" şeklinde muhtelif listeler oluşturuluyor.

Listelerin hazırlanmasında "terör" kavramı tamamen çağdaş sömürgeci anlayışa göre ele alındığından "terör örgütleri" listesi bu anlayış doğrultusunda şekillendirilmektedir. Örneğin 1954-62 bağımsızlık mücadelesi esnasında Cezayir'deki direnişi yürüten oluşumlar Fransa'nın nazarında terördü. Fransa'yla çıkar ilişkileri içinde olan ülkeler de çıkarları icabı, Cezayir'deki bağımsızlık mücadelesine terör olarak bakıyorlardı. Oysa o insanlar yurtlarını haksız bir şekilde işgal etmiş ve insanlarına zulmeden işgal kuvvetlerini topraklarından çıkarmak için mücadele ediyorlardı. Aynı şey bugün ABD'nin global terör konusundaki değerlendirmeleri açısından da söz konusudur.

ABD, terör kartını birinci derecede İslam alemine karşı kullanmaktadır. Oysa yukarıda da belirttiğimiz üzere terörden birinci derece zarar gören ülkeler İslam alemindeki ülkelerdir ve İslam alemine zarar veren bu terörün arkasında ABD ve Avrupa desteği yer almaktadır. Bunun yanı sıra ABD "resmi şiddeti" yani devlet terörünü en etkili bir biçimde ve en sık şekilde kullanan bir ülkedir. Bu yüzden ABD'nin devlet terörü hakkında ayrıntılı bilgiler veren birçok kitap yazılmıştır. Biz de ABD terörü hakkında fikir vermesi için birkaç örneği burada sıralamak istiyoruz:

1973'te Libya dışişleri bakanının bindiği uçağın düşürülmesi.

Pakistan cumhurbaşkanı Ziyaü'l-Hak'ın uçağının düşürülmesi.

Sudan devlet başkanı yardımcısı Zübeyir Muhammed es-Salih'in uçağının Güney Sudan semalarında düşürülmesi. Bu suikastte hedef alınan Zübeyir Muhammed es-Salih, Etyopya'nın başkenti Adis Ababa'da Mısır devlet başkanı Hüsni Mübarek'e karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin arkasında CIA'nin olduğunu belgelemiş ve bu belgeleri Hüsni Mübarek'in önüne koymuştu. Oldukça faal olan Zübeyir Muhammed'in girişimleri Amerika'nın Mısır'la Sudan'ı karşı karşıya getirme planlarının da suya düşmesini sağlamıştı.

1981 Ağustos'unda Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağının düşürülmesi.

1986'da Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargahının bombalanması. Kazzafi bu olayda yaralandı.

1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan FKÖ'nün bu ülkedeki karargahını bombalayan İsrail uçaklarına Amerikan altıncı filosunun kullandırılması.

1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi.

Eski ABD başkanı Kennedy başta olmak üzere bir çok ileri gelen siyasetçiye CIA tarafından suikast düzenlenmesi.

Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerindeki patlamalar gerekçe gösterilerek hiçbir belge ve emare olmamasına rağmen Sudan'ın suçlanması ve Şifa ilaç fabrikasının bombalanması.

Sonuç itibariyle bütün kavramlar gibi terör kavramını da çok iyi tahlil etmek ve yerli yerine oturtmak gerekmektedir. Özellikle Müslüman toplumların başını ağrıtan terör örgütlerinin de kimler tarafından yönlendirildiklerinin iyi tespit edilmesine ihtiyaç var.