ABD ve Terör

24 Eylül 2001 Pazartesi

Zulüm Sisteminden "Ebedi Adalet" mi?

Amerika'ya devlet çıkarlarını her türlü insani ve ahlâki değerlerin üstüne tutmayı esas alan makyavelist devlet felsefesi hâkimdir. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu devletten insani değerlere saygı duyması ve gücünü insan haklarının korunması yolunda kullanması beklenemez. Filistin'deki İslâmi Direniş'in öncüsü Ahmed Yâsin bu konuda şu güzel sözü söylemişti: "Adaletin uygulanabilmesi için onun güçlü olması gerekir. Adaletin ve adaletten yana olanların zayıf oldukları bir ortamda adaletin uygulanması beklenemez."

Bugün, siyonizm vahşetinin yönlendirdiği ABD şeytanının dünyaya hükmetmeye kalkıştığı bir ortamda insanlığın huzura kavuşmasını bekleyemeyiz. Ama bu sistem hep böyle devam edip gidecek değildir. Allah'ın izniyle hakkın ve haktan yana olanların güçlü olacağı günler de gelecektir. Dünyada hiçbir anlayış sürekli olmamıştır. Dünya bir imtihan ortamı olduğundan Yüce Allah insanları böyle güç vererek denemektedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu husus şu şekilde dile getirilmektedir: "Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehitler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmrân, 3/140) Günlerin insanlar arasında döndürülmesiyle kastedilen, güç ve inisiyatifin bazen bir tarafa bazen diğer tarafa geçmesidir. İnsanlık tarihte hakkın ve adaletin güç ve inisiyatif sahibi olduğu günleri yaşadı. O zamanlarda inancı ne olursa olsun, adaletin gölgesine sığınan herkes mutluydu. Bundan dolayıdır ki, Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti yapılmasından sonra Edirne başhahamı İshak Sarfati Avrupa'daki dindaşlarına bir mektup yazarak onları "haçın gölgesinden hilalin gölgesine sığınmaya" çağırmıştı.

ABD İçin "Terör" Baskı Aracıdır

ABD, kendisinin baskıcı ve dayatmacı politikasını uygulamaya geçirmede ve geri kalmış ülkeleri kendine mahkum etmede ekonomik zaaflardan sonra en çok "terör" kavramından yararlanmaktadır. Bu amaçla her yıl "Terör Örgütleri" ve "Terörü Destekleyen Ülkeler" listesi yayınlıyor. Ayrılıkçı hareketlerden işine gelenleri bağımsızlık yanlısı hareket olarak lanse ederken, işine gelmeyenleri terör örgütü olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Terörün standartlarının belirlenmemiş olması, izafi bir kavram olarak bırakılması da Amerika'nın işini kolaylaştırıyor.

ABD Terör Konusunda Hüküm Mercii (mi?)

Amerika, her konuda olduğu gibi terör konusunda da kendini tek hüküm mercii olarak görüyor. Hangi eylemin vatan savunması hangisinin terör eylemi olduğuna hüküm verilebilmesi için mutlaka kendi görüşünün alınması gerektiğine inanıyor. Zaten her yıl terörle ilgili listeler yayınlamasının amaçlarından biri de bunu sağlamaktır.

Bu yüzdendir ki dört milyonu yurdundan çıkarılmış, üç milyonu da kendi öz yurtlarında "azınlık" ve "vatansız" durumuna düşürülmüş yedi milyonluk bir halkın hakları için, Allah'ın kitabında kutsal olduğu bildirilen ve dünyanın değişik yörelerinden akın akın gelen çekirge sürülerinin ayakları altında kirletilen bir toprak parçasının işgalden kurtarılması için mücadele eden Filistin İslami Direniş Hareketi, Amerika'nın gözünde terör örgütüdür. Ama İngiliz işgali döneminde sırf problem oluşturmaları için Afrika'nın değişik yörelerinden getirtilip Sudan'ın güneyine yerleştirilen animistlerin ve hıristiyanların içinden çıkarılmış militanların örgütlendirilmeleri suretiyle oluşturulan Güney Sudan Halk Kurtuluş Cephesi (SPLA) "bağımsızlık yanlısı" bir örgüttür. 1956'dan buyana Sudan'ın başını ağrıtan Güney Sudan Halk Kurtuluş Cephesi adlı ayrılıkçı terör örgütüne her türlü lojistik destek sağlayan Kenya, Amerika'nın "terörü destekleyen ülkeler" listesine girmezken, şu ana kadar hiçbir silahlı örgüte lojistik destek sağladığı ispat edilememiş olan sadece iç savaştan kaçan Eritreli mültecilere kapılarını açan Sudan, İslami kimliğinden dolayı Amerika'nın "terörü destekleyen ülkeler" listesine sürekli girmektedir.

Terörde Medya Saptırması ABD'nin İşini Kolaylaştırıyor

Amerika'nın ve ona yön veren uluslararası siyonizmin basın yayın organları yani uluslararası medya üzerindeki hakimiyeti "terör" konusunda onların sözlerinin daha fazla geçerli olmasına imkan sağlıyor. Bu yüzdendir ki Amerika bir ülkeyi "terörü destekleyen ülkeler" listesine aldığında uluslararası etkinliğe sahip bütün medya organları ona yüklenmeye başlıyorlar. Aynı şey örgütler için de geçerlidir. Yani haklı veya haksız olmak değil, Amerika tarafından mahkum edilmiş olmak veya olmamaktır önemli olan.

ABD Terörü

İşin gerçeğine bakıldığında uluslararası terörde en büyük rolün Amerika'ya ait olduğu görülecektir. Amerika'nın ünlü istihbarat örgütü CIA aynı zamanda bir cinayet şebekesidir. Şimdi bu cinayet şebekesinin ve genelde Amerika'nın terör eylemlerinin bazılarını sıralayalım:

* 1973'te Libya dışişleri bakanının bindiği uçağın düşürülmesi CIA ve MOSSAD'ın ortak terör eylemidir.

* ABD'nin uçak düşürme terörüne bir diğer örnek Pakistan cumhurbaşkanı Ziyaü'l-Hak'ın uçağının düşürülmesidir.

* Yine aynı terörün bir başka örneği Sudan devlet başkanı yardımcısı Zübeyir Muhammed es-Salih'in uçağının Güney Sudan semalarında düşürülmesidir. Bu suikastta hedef alınan Zübeyir Muhammed es-Salih, Etyopya'nın başkenti Adis Ababa'da Mısır devlet başkanı Hüsni Mübarek'e karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin arkasında CIA'nin olduğunu belgelemiş ve bu belgeleri Hüsni Mübarek'in önüne koymuştu. Oldukça faal olan Zübeyir Muhammed'in girişimleri Amerika'nın Mısır'la Sudan'ı karşı karşıya getirme planlarının da suya düşmesini sağlamıştı.

* 1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.

* 1986'da yine ABD uçakları Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargâhını bombaladılar ve Kazzafi bu olayda yaralandı. Libya'ya yönelik bu saldırıların tek sebebi Libya yönetiminin Amerika'ya kafa tutması ve Amerikan politikasını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmamasıydı.

* Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerindeki patlamalar gerekçe gösterilerek hiçbir belge ve emare olmamasına rağmen Sudan'ın suçlanması ve Şifa ilaç fabrikasının bombalanması.

* Lübnan'da Maruni hıristiyanların hâkimiyetini dolayısıyla bu ülkede Amerikan politikasının üste çıkmasını sağlamak amacıyla Amerika, 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a askeri çıkarma yaptı.

* ABD'nin eski dışişleri bakan vekili Georges Bale, İsrail'in arkasında ABD'nin olduğunu ve İsrail'in Filistinlilere yönelik zulmünü işleyebilmek için ABD'den korkunç derecede yardım aldığını bildirdi. Georges Town Üniversitesi'nde Amerika'daki Arap Mezunlar Cemiyeti'nin düzenlediği "40 Yıl Sonra Filistin ve İsrail" konulu bir seminerde konuşan Georges Bale, ABD'nin Filistinlilere kabul ettirmeye çalıştığı barış planlarının da İsrail'i korumayı amaçladığını söyledi. Bale, ABD'nin Birleşmiş Milletler teşkilatı kanalıyla da İsrail'i korumaya çalıştığını ifade ederek ABD'nin o ana kadar BM'de kullandığı 20 vetodan 16'sının İsrail için olduğuna dikkat çekti.

* İsrail işgal yönetimi, 5 Haziran 1967'de Mısır'a saldırı düzenlediğinde Amerika'nın Akdeniz'deki 6. filosundan ikmal yapmıştı.

* 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan FKÖ'nün bu ülkedeki karargâhını bombalayan İsrail uçakları da Amerikan altıncı filosunu kullanmışlardı.

* ABD eski Adalet bakanı Ramsey Clark'ın başkanlığında Körfez savaşıyla ilgili bir araştırma yapmak üzere "Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi" adıyla bir konsey oluşturuldu. Konseye dünyanın çeşitli ülkelerinden üyeler tayin edildi ve bu konsey uzun süren bir araştırma sonrasında Körfez savaşının birinci müsebbibi ve kahramanı Georges Bush'u (mevcut başkanın babasını) savaş suçlusu ilan etti. Konsey başkanı Ramsey Clark da, konseyin tespitlerini şu şekilde özetledi: "Körfez savaşı sırasında ABD ve müttefikleri Irak'a, Hiroşima'ya atılan atom bombasının yedi katına denk bomba attılar. Bunlardan sadece % 7'sinin belli bir hedefi vardı. Atılan bombaların % 60'ı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her türlü silah kullanıldı. Bombalamalar sonucunda Irak'ta 51 cami, 28 hastane, 687 okul imha edildi. Savaşın sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin Iraklı çocuk öldü." Ramsey Clark'ın öncülüğündeki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi, raporunu 30 ayrı ülkede bir yıl kadar süren inceleme ve araştırmalar sonucunda hazırlamıştı. Raporda başta ABD başkanı George Bush olmak üzere, ABD yönetiminin bütün üst düzey yetkililerinin dünya barışına ve insanlığa karşı ağır suçlar işledikleri dile getirildi. Raporda, Bush'un Körfez Savaşı'yla ilgili olarak 19 ayrı suçu işlemekten sorumlu olduğuna işaret edildi.

* 1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir. Somali, Batı ülkelerinin uyguladıkları sömürgeci politikalar dolayısıyla yıllardan beri açlık ve fakirlikle pençeleşen bir ülkedir. Bu ülkede 1992 yazında ciddi bir açlık faciası yaşandı. 1.5 milyon insan açlık yüzünden ölme tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Bunun yanı sıra sayıları 300 bini bulan 6 yaşın altındaki çocuk bir aydan daha kısa bir süre içinde öldü. Uluslararası yardım teşkilatları, açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Somalililerin tümünün kurtarılabilmesi için 22 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladılar. Ancak Körfez'deki çıkarlarını koruyabilmek için milyarlarca doları birkaç gün içinde feda edebilen Batı ülkeleri Somali'deki 1.5 milyon insanın kurtarılması için ihtiyaç duyulan 22 milyon doları vermekten kaçındılar. Somali'deki aç insanların kurtarılması için gerekli olan 22 milyon doları vermeyen ABD, Afrika Burnu denilen bölgeyle ilgili hesapları için yaptığı askeri harekatta bunun birkaç katı harcama yapmaktan çekinmedi. Amerikan askerlerinin bu harekatta o aç ve zavallı insanları yerlerde sürüklemelerinin oluşturduğu vahşet manzaraları hala gözlerimizin önünden gitmiş değil.

* Torontolu araştırmacı James Bacque, Amerikan ordusunun kaynak ve arşivlerine dayanan bir araştırmasında 1945-46 yıllarında Amerikan ordusunun açtığı esir kamplarında 1 milyon Alman askerinin kasten açlığa mahkum edilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardı.

* ABD yönetiminin Vietnam savaşı başta olmak üzere son yüzyıl içerisinde girdiği savaşlarda çoğunlukla yoksul tabakaya mensup olanları ve zencileri savaştırdığına çeşitli yayın organlarında dikkat çekilmiştir.

* Eski ABD başkanı Kennedy başta olmak üzere bir çok ileri gelen siyasetçiye yönelik cinayet eyleminde CIA'nin rolünün olduğu artık bütün dünya kamuoyunun bildiği bir gerçektir.

Bunlar sadece birkaç örnek. Bizim de amacımız Amerika'nın sicilini ortaya koymak değil uluslararası terördeki rolü hakkında fikir vermek olduğundan bu kadar örneğin yeterli olacağını sanıyoruz. Çağdaş sömürgeciliğin başını çeken bu gücün terör eylemleri hakkında ise birçok kitap yazılmıştır.

Terörü Destekleyen Ülkelerin Başında ABD Gelir

ABD terörist olduğu gibi aynı zamanda terörü destekleyen ülkelerin de başında gelmektedir. Örneğin Güney Sudan'daki ayrılıkçı teröristlere silah sağlayan ülkelerin başında ABD gelmektedir. Sudan ordusu karşısında büyük darbeler alan ayrılıkçı teröristlerin yeniden canlandırılması ve güçlendirilmesi için siyâsi ve lojistik destek vermelerini sağlamak amacıyla Uganda, Kenya, Eritre ve Etyopya'ya sürekli baskı yapmaktadır.

ABD tarafından kollanan ve desteklenen terör örgütlerinden biri de İran'daki rejime karşı silahlı eylemlere girişen Halkın Mücahitleri Örgütü'dür. Bu örgüt çok kanlı bir terör örgütüdür. Örneğin 20 Haziran 1994'de, 10 Muharrem kutlamaları esnasında İmam Rıza türbesinde meydana gelen ve yetmiş kişinin ölümüne 140 kişinin de yaralanmasına yol açan patlamanın sorumlusu bu örgüttü. ABD bu örgüte destek verdiğini de gizlemiyor. Özellikle İran'a uygulanan son ambargodan sonra bu destek daha bir gün yüzüne çıktı. Bunun yanı sıra, Türkiye'de kalma süresi sürekli uzatılan Çekiç Güç'ün PKK militanlarını koruduğu hükümeti temsil eden siyâsilerin dışında bütün siyâsiler tarafından dile getirilmektedir.

Filistin'deki Müslüman halka karşı çeşitli insanlık dışı saldırılar düzenleyen yahudi terör örgütleri de en rahat çalışma imkânını ABD'de bulabilmektedirler. Örneğin meşhur Kach terör örgütünün lideri Meir Kahane bu ülkede yaşıyor ve faaliyet yürütüyordu. Yahudi terör örgütlerinin Amerika'da silahlı eğitim yapmalarına da izin veriliyor. ABD yönetimi bu konudaki müsamahasını: "Bu adamlar Avrupa'da yıllarca baskı altında kalmış, çeşitli katliamlar görmüşler. Yürekleri acılarla dolu. Dolayısıyla onları anlayışla karşılamak ve bazı aşırılıklarına göz yummak gerekir" diyerek izah etmeye çalışıyor. Oysa ABD'nin himayesi altında terör eğitimi alan bu siyonist teröristler daha sonra Filistin topraklarına giderek oradaki Müslümanlara kan kusturuyorlar. Bir sabah namazı vaktinde Hz. İbrahim Camisi'ne baskın düzenleyerek ibadetlerini yapmakta oldukları sırada Müslümanların üzerine kurşun sıkan ve 67 masum insanı şehid eden Barush Goldstien adlı siyonist terörist terör eğitimini ABD'de almıştı. Meşhur Kach terör örgütüne mensup olan Goldstien hem İsrail hem de ABD pasaportu taşıyordu. Zaten siyonist terör örgütlerine mensup teröristlerin çoğu hem ABD hem de İsrail pasaportu taşımaktadırlar. Bu teröristler ABD yönetiminin siyasi çizgisini belirleyen yahudi lobisinden ve yahudi zenginlerden önemli miktarda maddi yardım almaktadırlar.

Amerika devlet olarak terörde başı çektiği gibi halk olarak da boğazına kadar terörün içine gömülmüştür. İstatistiklere göre Amerika'da her yirmi dakikada bir adam öldürülmektedir. Amerikalıların yılda 650.000 vakada silah kullandıkları tahmin ediliyor. Bu ise her hafta 12.500 hayatın tehdit edilmesi anlamına geliyor. Bu ülkede son yıllarda işlenen cinayetlerde yılda ortalama 30.000 kurban verildiği tespit edildi. Amerika'da cinayetler yılda ortalama % 2.9 oranında artmaktadır.

2 Şubat 1992 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalede bugün Amerika'nın büyük şehirlerinde doğup da orada yaşamaya devam eden birinin, bir saldırı sonucu ölme ihtimalinin II. Dünya Savaşı'nda bir Amerikan askerinin çarpışma sonucu ölme ihtimalinden fazla olduğuna işaret ediliyordu. 8 Nisan 1991 tarihli Newsveek'te yer alan bir habere göre Amerika'da 200 milyon ateşli silah bulunuyor. Bunun 60-70 milyon kadarı tabanca. Bu ülkede yılda ortalama 2 milyon kişi nezarete alınıyor. Ancak çoğu suçların failleri yakalanamıyor.

Amerika'da teröristler daha doğrusu "terör zevki"ne kapılmış olanlar, bazen çok basit sebeplerle insanları öldürmekte, kaçırmakta ve dövmektedirler. Amerikalı yetkililerin yaptığı açıklamalara göre çoğunlukla gençler ve özellikle zenci gençler öldürülüyor. The Washington Post gazetesinin bir haberine göre ABD'nin George Town şehrinde öldürülenlerin % 80'i tüm bölgelerde öldürülenlerin ise % 93'ü zenci. Bu da Amerikan toplumunda ırkçılığın hala yaşadığının göstergesi.