ABD Çöküşün Başlangıcında mı?

21 Kasım 2000 Salı

Tarihte bütün güçlü devletlerin birer yükseliş, duraklama ve çöküş dönemleri olmuştur. Geçmiş dönemlerde devletlerin ömürleri daha uzun sürüyordu. Son yüzyıllarda ise daha kısa sürmeye başladı. Devletlerin ömürleri içinde bir de o devletlerin yönetim biçimlerinin ömürleri vardır. Yani devlet hayatiyetini sürdürse de onun yönetim biçimi değişebiliyor. Son yüzyıllarda bu yönetim biçimlerinin ömürleri de bayağı kısaldı diyebiliriz.

ABD, devlet olarak eskidir. Ancak dünyaya hükmeden devletler arasına bu yüzyılda girmiştir. Dünyaya hükmetme konusunda İngiltere'nin önüne geçmesinde ise II. Dünya Savaşı'nın büyük rolü oldu. Yani ABD'nin dünya hakimiyeti konusunda gücü ve tesiri savaşa dayanmaktadır. Üstelik milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının yaralandığı, milyonlarcasının evini yurdunu kaybettiği, zararı bayağı büyük bir dünya savaşına. Bu savaştan sonra epey bir süre dünya hakimiyetini Sovyetler Birliği'yle ve bu ikisinin arasında ara sütun vazifesi gören birtakım devletlerle paylaştı. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra artık ara sütunların tesirini biraz azaltmak, onları sütun olmaktan çıkarıp kendisine kuyruk yapmak amacıyla "Yeni Dünya Düzeni" adını verdiği bir teori ortaya attı. Bu teoriyi hayata geçirmek için de Körfez Savaşı olarak bildiğimiz savaşın sebeplerini hazırladı. Bu savaşta hemen hemen bütün güçlü devletleri ve savaş bölgesinde yer alan ama hedefin dışında kalan devletlerin tamamına yakınını kendisine kuyruk yapmayı başarabildi. Sonra da onların kendisine kuyruk olarak kalıp kalmadıklarını ölçmek amacıyla Irak'a karşı bir ambargo başlattı. Ambargonun uygulanışının kontrolünü de dünyaya "uluslararası kuruluşlar" olarak yutturduğu BM gibi birtakım kuruluşlara verdi. Böylece onları da kendi sultasının yan kuruluşları haline getirmeyi başarmış oldu. Aslında bugün Irak'a ambargonun hiçbir gerekçesi kalmamıştır. Bu ambargonun artık tam anlamıyla bir vahşete, katliama dönüştüğünü de gerçekleri yakından gören herkes söylemektedir. Ama ABD bir "kuyruk ölçer" olarak ambargoyu sürdürmekte ısrar ediyor.

Dikkat edilirse ABD'nin dünya hakimiyetinde baş sıraya oturmasında da, tek kutuplu dünya teorisini pratiğe geçirmesinde de savaş rol oynamıştır. Üstelik her ikisi de çok sayıda insanın canına, malına, evine, yurduna kasteden birer savaş olmuştur. Bu itibarla diyebiliriz ki ABD sultası savaş, şiddet ve tehdide dayanmaktadır. ABD her ne kadar kendi kontrolünde tuttuğu birtakım kuruluşlar vasıtasıyla devlet yönetimlerinin "insan hakları ihlalleri"yle ilgili raporlar hazırlıyorsa da bu tamamen propagandaya yönelik ve kendisinin gerçek yüzünü gizleme amaçlıdır. Eğer ki bu konuda en ufak bir samimiyeti olsaydı insan hakları raporları hazırladığı gibi aynı zamanda insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için de bir şeyler yapmaya çalışırdı. Bilakis kendisine kölelik yapan yönetimlerin siyasi amaçlı baskılarına destek veriyor. Aynı şey "Terörü Destekleyen Ülkeler" başlığı altında dünya kamuoyunun dikkatine sunduğu yıllık raporları için de geçerlidir. Bu raporları da kendisine hizmetçiliği kabul etmeyen veya bu konuda kusur eden ülkeleri töhmet altına sokmak için kullanmaktadır.

Amerika'ya devlet çıkarlarını her türlü insani ve ahlâki değerlerin üstünde tutmayı esas alan makyavelizm felsefesi hâkimdir. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu devletten insani değerlere saygı duyması ve gücünü insan haklarının korunması yolunda kullanması beklenemez. Amerika'nın varlığını en başta şiddete ve zulme borçlu olduğu ortadadır. Burada ABD şiddetinden bazı örnekler sunacağız:

  • 1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.
  • 1986'da yine ABD uçakları Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargâhını bombaladılar ve Kazzafi bu olayda yaralandı. Libya'ya yönelik bu saldırıların tek sebebi Libya yönetiminin Amerika'ya kafa tutması ve Amerikan politikasını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmamasıydı.
  • Lübnan'da Maruni hıristiyanların hâkimiyetini dolayısıyla bu ülkede Amerikan politikasının üste çıkmasını sağlamak amacıyla görevlendirilen Kâmil Şem'un adlı kişinin ABD'den yardım istemesi ve bu istek üzerine Amerikan kuvvetlerinin 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a girmeleri Amerikan şiddet ve terörüne bir başka örnektir.
  • İsrail işgal yönetimi, 5 Haziran 1967'de Mısır'a saldırı düzenlediğinde Amerika'nın Akdeniz'deki 6. filosundan ikmal yapmıştı. Bu olay şiddet ve zulümde aynı ortak çizgiyi izleyenlerin aralarında gerçekleştirdikleri yardımlaşma ve işbirliğine bir delildir. İsrail işgal yönetimi kurulduğu günden buyana sürekli Amerikan emperyalizminden destek almıştır. Siyonizmin tam bir vahşet ve saldırı ideolojisi olduğu biliniyor. Böyle bir ideolojiye destek veren güç aslında kendi kimliğini de ortaya koymuş olur.
  • 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan FKÖ'nün bu ülkedeki karargâhını bombalayan İsrail uçakları da Amerikan altıncı filosunu kullanmışlardı.
  • 1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir. O işgal esnasında, karınları sırtlarına yapışmış zavallı insanların Amerikan askerleri tarafından yerlerde süründürülmesi, modern teçhizatlı Amerikan askerlerinin yere yatırdıkları silahsız Somalililerin sırtlarına basarak poz vermeleri ABD kimliğini açıkça ortaya koyuyordu.
  • Bunlar sadece birkaç örnek. Bizim de amacımız Amerika'nın sicilini değil kimliğini ortaya koymak olduğundan bu kadarcık örneğin yeterince fikir verdiğini sanıyoruz. Körfez savaşında yaşanan vahşetin de insanlığının gözlerini açması gerekir.

    Bugün, siyonizm vahşetinin yönlendirdiği ABD'nin dünyaya hükmetmeye kalkıştığı bir ortamda insanlığın huzura kavuşmasını bekleyemeyiz. Ama bu sistem hep böyle devam edip gidecek değildir. Allah'ın izniyle hakkın ve haktan yana olanların güçlü olacağı günler de gelecektir. Dünyada hiçbir anlayış sürekli olmamıştır. Dünya bir imtihan ortamı olduğundan Yüce Allah insanları böyle güç vererek denemektedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu husus şu şekilde dile getirilmektedir: "Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehitler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmrân, 3/140) Günlerin insanlar arasında döndürülmesiyle kastedilen, güç ve inisiyatifin bazen bir tarafa bazen diğer tarafa geçmesidir. İnsanlık tarihte hakkın ve adaletin güç ve inisiyatif sahibi olduğu günleri yaşadı. O zamanlarda inancı ne olursa olsun, adaletin gölgesine sığınan herkes mutluydu. Bundan dolayıdır ki, Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti yapılmasından sonra Edirne başhahamı İshak Sarfati Avrupa'daki dindaşlarına bir mektup yazarak onları "haçın gölgesinden hilalin gölgesine sığınmaya" çağırmıştı.

    ABD'nin dünya hakimiyeti zulüm ve şiddete dayandığından günümüzde insanlık huzurlu değil. Her tarafta insanlar muhtelif problemlerle boğuşuyorlar. Fakat gelişmeler ABD sultasının da artık zayıflamaya başladığını gösteriyor.

    Güçlü devletlerde çöküş dönemlerinin başlamasında iç meseleler önemli rol oynar. Bu yüzdendir ki güçlü devletleri çökertmek isteyenler çoğunlukla dışarıdan onunla savaşa girişmek yerine içine fitne ve kargaşa sokma yolunu seçmişlerdir. Osmanlı devletinin çökertilmesinde de bu metodun kullanıldığını görüyoruz. Günümüzde dünya sultasını elinde tutan ABD'nin iç sorunları genellikle dünya kamuoyunun dikkatlerinden uzak tutuluyor. Bir de Amerikan toplumunda zevk, eğlence, uyuşturucu vs. gibi insanların sorunları görmelerini önleyici araçlar çok yaygındır. Fakat zamanla toplumun fertleri gözlerini açıp meseleleri görmeye başlayabilirler. Bunun için de kendilerini uyaracak bazı gelişmelere ihtiyaç var. İşte son zamanlarda yaşanan seçim meselesi böyle bir uyarıcı olabilir.

    Amerika'daki son başkanlık seçimlerinde ortaya çıkan problemin temelinde rakamlardan çok lobilerin hesaplarının rolü var. Bu seçimi Al Gore'dan önce Amerika'daki yahudi lobisi kaybetti. Yahudi lobisi ise İsrail'in oldukça kritik bir geçitten geçtiği bir dönemde ABD başkanlığını son derece güvenebileceği, rahatça kumanda edebileceği, istediğini yaptırabileceği birine teslim etmek istiyor. Gerçi başkanlığa George Bush da gelse, ABD, stratejik çıkarları ve hesapları gereği İsrail'e sahip çıkmaya ve ona destek vermeye devam edecektir. Ama seçim döneminde yahudi lobisinin çok açık bir şekilde onun rakibini desteklemiş olması sebebiyle, Bush'un yahudi lobisi önünde başı eğik olmayacak. Söz konusu desteğin hatta rakibine destekten öte kendisine karşı açıkça tavır alınmasının onda bir nefrete sebep olabileceğinden, dolayısıyla onun yahudi lobisinin etkisini azaltma yoluna gidebileceğinden endişe ediliyor. Bu yüzden yahudi lobisi ne yapıp edip bu seçimi almak istiyor. Bunu oyları ikinci kez saydırmak yoluyla başaramadı. Florida eyaletinde seçimi yeniletmek için uğraştı. Bunu başarabilmesi durumunda birçok kişinin oyunu satın alarak amacına ulaşabileceğini umuyordu. Fakat şimdilik oyları üçüncü kez ve elle saydırma kararı çıkarttırabildi. Elle saydırma işleminde hile yapılması ihtimali var. Bu yüzden çıkacak sonuç Al Gore'un lehine olursa Bush'u ve taraftarlarını ikna edemeyecektir. Onlar haklarını elde etmek için ısrarlarını sürdürecek, belki de sokağa döküleceklerdir. Kaldı ki şimdiden ufak tefek sokağa dökülme eylemleri de başladı. Bu itibarla elle sayım işleminin sonuçlarının Al Gore lehine olması belki yahudi lobisinin hile ve oyunlarının görülmesine de vesile teşkil edecektir. Sonucun Bush lehine çıkması durumunda ise belki Al Gore ve taraftarları pes etmeyecek, seçimlerin yenilenmesi için ısrarlarını sürdüreceklerdir. Sonuç itibariyle bu tartışma ABD'nin gündemini daha epey bir süre meşgul edeceğe benziyor. Belki de bu konu etrafındaki tartışmalar eğlence ve uyuşturucu ile uyuşturulmuş Amerikan toplumu için bir uyarıcı etkisi yapabilir ve toplum fertleri başlarını kaldırarak etraflarında dönen dolapları, siyasi problemleri görebilirler.

    Öte yandan son Aksa İntifadası'nda ABD'nin çok açık bir şekilde İsrail'i desteklemesi, ona her yönden yardımcı olması İslam aleminde şiddetli tepkilere yol açtı. Başta Prof. Yusuf el-Kardavi olmak üzere bazı ileri gelen ilim adamları da Amerikan ürünlerinin boykot edilmesi çağrısı yaptılar. Bu çağrı etki yaptı ve değişik ülkelerde Amerikan mallarına karşı kitlesel boykotlar başlatıldı. Bu boykotlar gittikçe etkili oluyor. ABD ekonomisi açısından global ticaret son derece önemlidir. Çünkü ABD ekonomisi mevcut şartlarda iç ticaretle ayakta duramaz. Dış ticaretinin açık vermeye başlaması bu ülkenin ekonomisini etkileyebilir. Filistin halkının direnişine destek amacıyla boykot daha da yaygınlaştırılırsa bu mutlaka etkisini gösterecektir. Kitlesel boykotun devletlerin boykotundan daha etkili olacağını da unutmamak gerekir.

    Bunun yanı sıra bazı güçlü devletler artık ABD'nin dünya hakimiyetinde kendilerinin kuyruk olmak istemediklerini belli etmeye başladılar. ABD'nin bir tür "kuyruk ölçer" olarak kullandığı Irak ambargosunun yarılmasında bu tür rahatsızlıkların rolü var. Bu rahatsızlıklar birtakım rekabetleri de beraberinde getirmektedir.

    İslam aleminde de ABD sultasına karşı ciddi rahatsızlıkların olduğunu görüyoruz. Örneğin Suudi Arabistan'ın veliaht prensi Abdullah bu rahatsızlığını zaman zaman hissettiriyor. Şu an için Abdullah'ın Suudi Arabistan yönetiminde hastalığından dolayı adeta gölge kral haline gelen ağabeyi Fehd kadar etkili olduğunu söyleyebiliriz. Mısır, ABD'nin bütün dayatmalarına rağmen Sudan'la ilişkilerini düzeltti ve geliştirmeye çalışıyor. Çünkü menfaati bunu gerektiriyor. Yemen uzun süreden beridir ABD baskılarından rahatsız olduğunu hissettiriyor. Son Aksa İntifadası'ndan sonra oluşan siyasi hava ABD'nin tutumundan duyulan rahatsızlığın artmasına sebep oldu.

    Dışarıda güçlü devletlerde ABD sultasıyla rekabet, zayıf devletlerde ise ABD sultasından rahatsızlık; içeride ise ABD yönetiminin daha epey bir süre başını ağrıtacağa hatta üstü örtülü birtakım toplumsal problemlerin de üstünü açacağa, dış meselelere vakit ayırmasını zorlaştıracağa benzeyen seçim kavgası. Acaba ABD'nin dünya sultası için çöküşün başlangıcı mı?