Muhammed Me'mun el-Hudaybi

10 Ocak 2004 Cumartesi, Vakit gazetesi

Müslüman Kardeşler cemaatinin genel mürşidi Me'mun el-Hudaybi yaşının ilerlemiş olmasına rağmen sağlık durumu iyiydi. Herhangi bir hastalıktan şikayeti de yoktu. Bu sebeple 9 Ocak 2004 sabahı vefatı ani ve beklenmedik bir gelişme oldu.

Bundan önceki yazımızda, Türkiye-Suriye ve Mısır-İran arasındaki yakınlaşma üzerinde durmuş ve müteakip yazımızda da bu yakınlaşmanın ayrıntısı üzerinde duracağımızı belirtmiştik. Ancak bu arada, Müslüman Kardeşler cemaatinin genel mürşidi Muhammed Me'mun el-Hudaybi'nin vefatını haber aldık. Bu yüzden bugünkü yazımızda ondan söz etmek istiyoruz.

Muhammed Me'mun el-Hudaybi'yle bundan yaklaşık on yıl önce Kahire'de Müslüman Kardeşler cemaatinin genel merkezinde şahsen görüşme imkanımız olmuştu. O zaman cemaatin genel mürşidi Muhammed Hamid Ebu'n-Nasr idi. el-Hudaybi de onun yardımcısı ve cemaatin sözcüsü olarak görev yapıyordu. Kendisini sıcak kanlı, cana yakın ve mütevazi bir şahsiyet olarak tanımıştım.

Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu olan İmam Hasan el-Benna'dan sonraki genel mürşidi İmam Hasan el-Hudaybi'nin oğlu olan Muhammed Me'mun el-Hudaybi 28 Mayıs 1921'de Mısır'ın başkenti Kahire'de dünyaya geldi. Aynı zamanda müsteşar unvanına sahip olan babası Üstad Hasan el-Hudaybi, Hasan el-Benna'nın şehit edilmesinden sonra 1950'de Müslüman Kardeşler'in genel mürşidliği vazifesini üstlenerek 1973'e kadar sürdürmüştü.

Me'mun el-Hudaybi, 1941'de Hukuk Fakültesi'ni bitirdi ve savcı olarak resmi göreve başladı. İsti'naf Mahkemesi yani Yargıtay başkanlığına kadar çıktı. Ancak Abdünnasır diktası ona da göz açtırmadı ve 1965'te tutuklandı, yargı mekanizmasındaki bütün görevlerine de son verildi. 1971'e kadar zindanda kaldı.

Me'mun el-Hudaybi'nin fiilen Müslüman Kardeşler cemaatine katılması 1973'te gerçekleşti. Bu tarihte aynı zamanda İsti'naf Mahkemesi başkanlığı görevine geri dönmek için dava açtı. Davayı kazandığı halde hükümet onun göreve dönmesi işlemlerini oyaladı. Bu oyalama 1981'e kadar sürdü ve o tarihte de yaş haddinden zorunlu emekliliğe tabi tutuldu.

el-Hudaybi, Suudi Arabistan'da on yıl süreyle İçişleri Bakanlığı müsteşarı olarak görev yaptı. Daha sonra Müslüman Kardeşler cemaatinde aktif olarak çalışmak üzere Mısır'a döndü. Muhammed Hamid Ebu'n-Nasr'ın genel mürşid olduğu sırada Me'mun el-Hudaybi de cemaatin sözcülüğü görevine getirildi. Bu görevi üstad Mustafa Meşhur'un genel mürşid olduğu dönemde de sürdürdü.

Me'mun el-Hudaybi, 1987'de el-Cize vilayetinden parlamentoya girdi. Parlamentoda aynı zamanda üç yıl boyunca mensup olduğu muhalif kanadın resmi sözcülüğünü yaptı.

Mustafa Meşhur'un 29 Ekim 2002 tarihinde yoğun bakıma alınması üzerine Me'mun el-Hudaybi ona vekalet etmeye başladı. 14 Kasım 2002'de vefat etmesinden sonra da yerine genel mürşid seçildi.

Me'mun el-Hudaybi yaşının ilerlemiş olmasına rağmen sağlık durumu iyiydi. Herhangi bir hastalıktan şikayeti de yoktu. Bu sebeple 9 Ocak 2004 sabahı vefatı ani ve beklenmedik bir gelişme oldu.

Müslüman Kardeşler tarafından yapılan açıklamaya göre şimdilik cemaatin genel mürşidlik vazifesini, İrşad Dairesi üyesi 83 yaşındaki Muhammed Hilal yürütecek. Çünkü cemaatin tüzüğüne göre genel mürşidin görevden ayrılması veya vefatı durumunda onun sorumluluğunu İrşad Dairesi'nin en yaşlı üyesi üstleniyor ve yeni bir genel mürşid seçilinceye kadar bu görevi yürütüyor.

el-Hudaybi'nin Ardından

11 Ocak 2004 Pazar, Vakit gazetesi

Müslüman Kardeşler cemaatinin genel mürşidinin cenazesi 9 Ocak Cuma günü Cuma namazının ardından, Kahire'nin en büyük sitesi Medinetu'n-Nasr'da bulunan Rabiatu'l-Adeviyye camisinde kılınan cenaze namazından sonra kaldırıldı. Cenaze töreni münasebetiyle caminin çevresi asker ve polislerle dolduruldu. Ancak cenaze merasimi, asker ve polis yetkililerinin tahmin veya iddia ettiklerinin aksine büyük bir sükunet içinde, herhangi bir kargaşaya fırsat verilmeden gerçekleştirildi. Cenazede topluca sadece zaman zaman "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah" lafzası okundu.

Cenaze namazının kılınacağı caminin etrafını ve bu caminin bulunduğu semti her taraftan kuşatmaya alan güvenlik (!) görevlilerinin binlerce kişinin cenazeye ulaşmalarına engel olmalarına rağmen cenaze namazında büyük bir kalabalık toplandı. Verilen bilgilere göre güvenlik görevlileri cenaze namazına katılmak isteyenleri engellemek amacıyla caminin bulunduğu mevkideki ana yolları kapatmışlardı. el-Hudaybi'nin vefatının ani bir şekilde gerçekleşmesi, cenazesinin da hızla kaldırılması ve bu engellemeler sebebiyle cenazesindeki kalabalık üstad Mustafa Meşhur'un cenazesindeki kalabalığa nispetle daha azdı. Üstad Meşhur'un cenazesinde bir tecrübe yaşayan dikta rejimi bu kez kalabalığı önlemek amacıyla önceden çok sıkı tedbirler almıştı.

Cenaze namazını oğlu Halid el-Hudaybi kıldırdı. Daha sonra cenaze Mısır'ın kuzeyindeki Arabu's-Savaliha köyüne götürülerek orada babası İmam Hasan el-Hudaybi'nin kabrinin yanına gömüldü.

Muhammed Me'mun el-Hudaybi, Müslüman Kardeşler'in altıncı genel mürşidiydi. Aynı zamanda bu görevde en kısa süre kalan genel mürşid oldu.

Cemaatin ilk genel mürşidi aynı zamanda kurucusu olan İmam Hasan el-Benna'ydı. O 12 Şubat 1949'da şehit edilinceye kadar bu görevde kaldı. Ardından göreve Hasan el-Hudaybi seçildi ve 1973'e kadar görevi sürdürdü. Ondan sonra Ömer et-Tilmisani göreve seçildi. Onun 22 Mayıs 1986'da vefat etmesinden sonra cemaatin genel mürşidi Muhammed Hamid Ebu'n-Nasr oldu. O da 22 Ocak 1996'da 83 yaşında vefat edinceye kadar görevi sürdürdü ve ardından Mustafa Meşhur bu göreve seçildi. Onun da 14 Kasım 2002'de vefat etmesinden sonra göreve Muhammed Me'mun el-Hudaybi seçildi. Şimdi ise bu görevi vekaleten Muhammed Hilal sürdürüyor.

Bazı medya organlarının fitne kaynağı olduğunu ve fitneden özel zevk aldıklarını hepimiz biliriz. Türkiye'de örneklerini çok sık gördüğümüz bu tür medya organlarının Mısır'da ve Arap dünyasında da benzerleri var. Bu tür yayın organları el-Hudaybi'nin vefatının hemen ardından Müslüman Kardeşler'de liderlik kavgası olduğu iddiasını gündeme getirdiler. Oysa bu cemaat başlangıcından beri liderlik kavgası yaşamamış bir oluşumdur. Çünkü bu cemaatte liderlik bir lütuf olarak değil ağır bir sorumluluk olarak görülür. Cemaatin ileri gelenlerinden Isam el-Uryan da yaptığı açıklamada aralarında herhangi bir liderlik tartışması olmadığını, bu konuda cemaatin kendi iç disiplininin olduğunu ve buna göre hareket edileceğini, kimsenin liderlik yarışı içinde olmadığını vurguladı.