ABD Terörle Ayakta Duruyor

5 Aralık 2003 Cuma, Cuma dergisi

Terör ABD İçin Hem Gerekçe Hem Araç

ABD, kendisinin baskıcı ve dayatmacı politikasını uygulamaya geçirmede ve geri kalmış ülkeleri kendine mahkum etmede ekonomik zaaflardan sonra en çok "terör" kavramından yararlanmaktadır. Ayrılıkçı hareketlerden işine gelenleri bağımsızlık yanlısı hareket olarak lanse ederken, işine gelmeyenleri terör örgütü olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Terörün standartlarının belirlenmemiş olması, izafi bir kavram olarak bırakılması da Amerika'nın işini kolaylaştırıyor.

Amerikan emperyalizmi saldırganlık stratejisiyle ayakta duran bir güçtür. Doğu bloğunun ayakta olduğu dönemlerde bu saldırganlık stratejisini anti-komünizm felsefesine dayandırmıştı ve bunun için komünizm karşıtlığını bir gerekçe olarak kullanabilmek için sürekli malzeme üretmeye çalışıyordu. Şimdi ise saldırganlığına "terör"ü gerekçe olarak kullanmaya çalışıyor. İşte bu gerekçesine geçerlilik ve tutarlılık kazandırabilmek için de sürekli "terör" çerçevesine sokulacak malzemelere ihtiyacı oluyor. Bugün Amerikan saldırganlığının gerekçesi anti-terör veya teröre karşı savaştır. Böyle bir savaşın mantığının olması için fiilen terörün olması gerekiyor. ABD saldıranlığı geçici ve belli bir zamanla kayıtlı bir saldırganlık değildir. Belirttiğimiz üzere Amerikan emperyalizmi saldırganlığı bir strateji olarak seçmiştir ve bu süreklilik arz etmektedir. Dolayısıyla bu saldırganlığın gerekçesine de süreklilik kazandırma ihtiyacı duyuyor. Terörü gerekçe edinen büyük saldırılar gerçekleştirirken bu gerekçenin ana kaynaklarına yönelmemesi, bu gerekçelerin sürekli devam etmesine özen göstermesi de bu yüzdendir. Öte yandan ABD'nin terörü gerekçe edinen saldırganlığı da bir terördür. Yani ABD terörü iki yönden kullanmaktadır: Hem gerekçe hem de tehdit ve baskı metodu olarak. Bu açıdan ABD'nin terörle ayakta durduğunu çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz.

Terör Müslümanlara Yabancıdır

Terör daha önceki yazımızda da ifade ettiğimiz üzere kelime ve kavram olarak Müslümanlara yabancıdır. Ancak bütün güç kullanımlarını "terör" kavramı içine sokmak doğru değildir. Meşru olmayan güç kullanımlarını ve insanların haksız yere hedef alınmasını İslam esas itibariyle yasaklamıştır.

Resmi Terörü de Görmeliyiz

"Terör" denilince genellikle örgütsel şiddet akla geliyor. Oysa devletler de yerine göre terörü, meşru olmayan şiddeti ve güç kullanımını bir baskı aracı olarak kullanmaktadırlar.

Şiddet ve terörün iki yönü var: Bir yönünü saltanat ve gücü ellerinde bulunduranların bu konumlarını devam ettirmek için başvurdukları şiddet oluşturmaktadır ki buna resmi şiddet denilebilir. Diğer yönünü de saltanat ve gücü ele almak isteyenlerin başvurdukları şiddet oluşturmaktadır.

Terör aynı zamanda çağdaş sömürgeci güçlerin geri kalmış ülkelere karşı kullandıkları demir sopalardan biridir. Bu yüzden terör örgütlerinin çoğu söz konusu güçlerin maşası durumundadırlar. Ancak bu örgütlerin kitlesel tabanını oluşturanlar bunun farkında değildirler. Onlar genellikle önlerine konulan ve çoğu zaman da kutsal olarak gösterilen gayelere hizmet ettiklerine inanırlar. Bazen örgütlerin lider kadrosunu oluşturanlar da bunun farkında olmazlar veya geç fark ederler. Fark ettikleri zaman da iş işten geçmiş olduğunu, kollarının, bacaklarının sıkı sıkıya bağlandığını yahut boyunlarına bir ip geçirildiğini, cendereden çıkmaya çabalamaları durumunda o ipin çekileceğini anlarlar.

Terörden Bir Karalama Aracı Olarak da Yararlanılıyor

Müslüman toplumların huzurlarını kaçırmak için ortaya çıkarılan terör örgütlerinin iplerini ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçlerin terör kavramını en çok İslami bilinçlenmeyi karalamak için kullanmaları da son derece ilgi çekicidir. Ne yazık ki günümüz dünyasında önemli bir yönlendirici güç haline gelen medyayı ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçler ve onların uzantıları bizzat kendilerinin yön verdikleri terörü yine bu terörden birinci derecede zarar görenleri karalamak, hatta onlara karşı kamuoyunda yaygın bir kanaat oluşmasını sağlamak için kullanmaktadırlar.

Terörün kavram olarak da çoğu zaman saptırıldığına şahit oluyoruz. Dünya kamuoyunda teröre karşı bir tepki oluştuğundan herhangi bir fiili mücadelenin terör olarak nitelendirilmesi çoğu zaman, onun kitlelerin nazarında mahkum edilmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin Rusya, haksız bir şekilde Çeçenistan'ı işgal etmesine karşı verilen haklı mücadeleyi terör olarak gösterip dünya kamuoyunun nazarında kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Gerçi Rusya bu konuda başarılı olabilmiş değildir. Ama ne yazık ki Siyonist İsrail, hizmetindeki medya organlarının gücünden yararlanarak bunu kısmen başarabilmiştir. Oysa Filistin'de verilen mücadelenin esas itibariyle Çeçenistan'da verilen mücadeleden, geçmişte Türkiye'de verilen İstiklal savaşından hiçbir farkı yoktur. Siyonistler o topraklara, işgal, gasp ve şiddet yoluyla girdiler. İsrail işgal devleti de çeşitli terör örgütleri tarafından katliamlarla kuruldu. Kurulduktan sonra da aynen Nazilerin metotlarını kullanarak milyonlarca Filistinliyi öz yurtlarını terke zorladı.

Terörden En Çok ABD Yararlanıyor

Terör kartından en çok istifade eden ülke çağdaş sömürgeciliğin başını çeken ABD'dir. Kendi çıkarları ve uzun vadeli hesapları için terör örgütlerinden istifade ettiği, yerine göre bu örgütlere para yardımı yaptığı halde her yıl "terör" listeleri yayınlayarak hem kendi çıkarlarına hizmet etmekten kaçınan ülkeleri mahkum etmekte, hem de bağımsızlık mücadelesi içindeki bazı oluşumları terör örgütü olarak göstermek suretiyle onların karşısında duran gasıp devletlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Örneğin Filistin'in işgalden kurtarılması için mücadele eden örgütleri terör örgütleri listesine almak suretiyle İsrail işgal devletinin işini kolaylaştırmaktadır.

ABD Dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanan ve her yıl yayınlanan söz konusu listelerde "uluslararası terör" konusu çeşitli kategorilerde ele alınmaktadır. "Uluslararası terör örgütleri", "uluslararası terörü destekleyen ülkeler", "uluslararası teröre karşı mücadelede zayıf kalan ülkeler" ve "uluslararası teröre karşı mücadelede etkili ülkeler" şeklinde muhtelif listeler oluşturuluyor.

Listelerin hazırlanmasında "terör" kavramı tamamen çağdaş sömürgeci anlayışa göre ele alındığından "terör örgütleri" listesi bu anlayış doğrultusunda şekillendirilmektedir. Örneğin 1954-62 bağımsızlık mücadelesi esnasında Cezayir'deki direnişi yürüten oluşumlar Fransa'nın nazarında terördü. Fransa'yla çıkar ilişkileri içinde olan ülkeler de çıkarları icabı, Cezayir'deki bağımsızlık mücadelesine terör olarak bakıyorlardı. Oysa o insanlar yurtlarını haksız bir şekilde işgal etmiş ve insanlarına zulmeden işgal kuvvetlerini topraklarından çıkarmak için mücadele ediyorlardı. Aynı şey bugün ABD'nin global terör konusundaki değerlendirmeleri açısından da söz konusudur.

ABD Sultası Bir Korku Hegemonyasıdır

ABD'nin dünya üzerindeki sultası bir "korku hegemonyası"dır. Bu hegemonyada "korku" unsuru iki yönlü olarak kullanılmaktadır. Birisi "tehdit unsurları" oluşturulması suretiyle zayıf düşürülenlerin ABD ile işbirliğine zorlanmaları, diğeri ise ABD'nin kendi tehdit gücünün kullanılması suretiyle yine zayıf düşürülenlerin boyun eğmeye zorlanmaları. Komünist bloğun güçlü olduğu zaman Amerika, zayıf düşürülenleri kendisiyle işbirliği yapmaya zorlamak için komünist tehdidi kullanıyordu. Ancak komünist tehdidin ortadan kalkmasından sonra yeni bir tehdit unsuru bulma ihtiyacı duydu ve bunun için de yükselen, günden güne güçlenen, aynı zamanda bir siyaset bilinciyle birlikte gelen İslami hareketi ve onun şahsında İslam'ı seçti. Bunun bir sebebi de İslami bilinçlenmenin Amerika'nın dünya üzerindeki sultasını ve gücünü tehdit etmesidir.

Amerika, yeni bir tehdit unsuru belirleyince bu konuda insanlarda bir karşıt tavır oluşması ve kitlelerin gerçek anlamda bir tehdidin varlığına inandırılabilmeleri için birtakım kavramlar bulma ve bu kavramları zihinlere yerleştirme ihtiyacı duydu. Özellikle "İslamcı terör" ve "radikal İslam" kavramları bu amaç için etkili ve yoğun bir şekilde kullanıldı. Sertlik yanlısı birtakım grupların gerçekleştirdiği eylemler de bu amaçla değerlendirildi. Buna ek olarak istihbarat örgütleri tarafından gerçekleştirilmiş olması kuvvetle muhtemel eylemler de İslami oluşumlara mal edilen şiddet olayları listesine eklendi. Aslında tarihte yaşananları iyi tahlil ettiğimizde 28 Şubat sürecini ve 11 Eylül olaylarıyla birlikte koparılan fırtınayı anlamamız kolay olacaktır. Her iki olayda da önce kitlelerin bir dolduruşa getirilmesi ve hedefe yerleştirilenlerin gerçekten suçlu kabul ettirilmeleri için sebepler oluşturulmuş, ardından da yine "korku hegemonyası"nın unsurlarının oluşturulması amacına yönelik bir fırtına koparılmıştır. Bir yandan kitleler kendilerine yönelen bir tehditle korkutulmuş, dolayısıyla bu tehdidin kaynaklarını hedef alan uygulamalara meşruiyet kazandırılmış, sonra da belli bir güç "yenilmez, sırtı yere gelmez" olarak kabul ettirilmiş, böylece onun zayıf düşürülenleri dize getirmesi için etkin faaliyet yürütülmüştür.

Terör ABD'nin Savaş Metodu

Ünlü Fransız Müslüman düşünür Roger Garaudy son yazdığı "Batı Terörü" adlı kitabında Amerika'nın terör olgusunu yeni bir savaş metodu olarak seçtiğine dikkat çekiyor. Garaudy'ye göre Amerika, terör konusundaki iddialarını kendisinin bütün düşmanlarını tasfiye etmek, onlara karşı savaşmak amacıyla kullanıyor. Garaudy, 11 Eylül olaylarının da bu konudaki gerekçelerin oluşturulması, senaryoların hazırlanması için gerçekleştirildiğini ve arkasında ABD istihbaratının olduğunu iddia ediyor. 11 Eylül olaylarının üzerindeki sır perdesinin ısrarla açılmaması bu iddiaları haklı kılmaktadır. Aynı şeyi sonraki dönemde gerçekleştirilen Bali, Kazablanka, Riyad ve son olarak İstanbul olayları için de düşünmek mümkündür.

"Terörle Mücadele" Adıyla Terör

ABD, "terörle mücadele" iddiasıyla her tarafta terör estiriyor. Afganistan'dan yüzlerce genci vahşi ve ilkel usullerle toplayıp zincirlere bağlayarak Küba'da işgal yoluyla hakimiyeti altına aldığı toprak parçasındaki askeri üsse taşıdı. ABD Savunma bakanı hiçbir utanç duygusu hissetmeden bu gençlerin hiçbir hakları olmadığını ama kendilerinin gene de onlara savaş hukukuna göre muamele yapacaklarını söyledi. Bu sözler, ABD'nin o gençleri insan yerine bile koymasına gerek olmadığını, onlara her türlü muameleyi yapmasının mümkün olduğunu ama ABD'nin lütuf gösterip yine de savaş hukuku muamelesi yapacağını ifade ediyor. Böylece ABD yönetimi sergilediği vahşeti bir tür lütuf olarak gösteriyor. Oysa ABD'nin o gençlerin yaşadığı ülkede bir hakları mı vardı ki gitti de üzerlerine havadan bombalar yağdırdı. Binlercesini bu bombalarla öldürdü. Sağ kalanları da karadan toplayıp zincirlere vurarak tam bir vahşetle karşı karşıya gelecekleri yere götürdü. Üstelik ABD bunu yaparken kendisini herhangi bir makama ve topluma karşı sorumlu görmediğinden oldukça rahat hareket edebileceğini düşünüyor.

Bu gelişmelerin ardından, ABD vahşeti dünyanın değişik ülkelerinde tam anlamıyla bir insan avına başladı. İslam coğrafyasındaki ülkelerin tam olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olamamaları ise ne yazık ABD'nin bu insan avını kolaylaştırmaktadır. ABD, güdümündeki medya organlarını da kendi direktiflerini yerine getirmeyen ülkeleri zora sokmak için çok iyi değerlendiriyor. Örneğin herhangi bir ülkenin istediği kişileri kendisine teslim etmemesi durumunda onu terörü himaye eden ülke olarak gösterip aleyhine propaganda faaliyeti yürüteceği tehdidinde bulunuyor. Ekonomik ve siyasi yönden köşeye sıkıştırma tehditleri ise cabası.

ABD Terörü İçinde Barındırıyor

ABD uluslararası platformda terörü bir gerekçe ve araç olarak kullanırken kendi içinde en büyük terörü barındırmaktadır. Üstelik kendi içinde barındırdığı terör herhangi bir ideolojik yanı olmayan "öldürme hobisi"nden ve şiddet yoluyla çıkar elde etme amacıyla kurulan örgütlerin sergilediği insanlık dışı vahşetten ibarettir.

ABD en gelişmiş şiddet metotlarının uygulamaya konduğu bir ülkedir. İstatistiklere göre Amerika'da her iki dakikada bir adam öldürülmektedir. Amerikalıların yılda 650.000 vakada silah kullandıkları tahmin ediliyor. Bu ise her hafta 12.500 hayatın tehdit edilmesi anlamına geliyor. 1989 Mayıs'ının ilk haftasında Amerika'da tam 464 kişi silahla öldürüldü. Time dergisinin haberine göre bunların en genci 2, en yaşlısı ise 87 yaşındaydı. Amerika'nın son yıllarda işlenen cinayetlerde yılda ortalama 30.000 kurban verdiği tespit edildi. Bu ülkede cinayetler yılda ortalama % 2.9 oranında bir artış kaydetmektedir.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

  • Riyad'dan Sonra İstanbul
  • Terörün Uluslararası Boyutu
  • Eylemler Kime Yaradı?
  • Kolaycılık Çözüm Değildir
  • Avrupa'dan Bakış
  • Tırmanan Şiddet ve Müslüman Kamuoyu
  • "Terör" Tuzağındaki Suudi Arabistan
  • Tırmanan Şiddet ve Emperyalist Senaryolar
  • İstanbul'daki Şiddet Eylemleri Emperyalist Vahşetin Eseridir