Asıl Tehdit

29 Ekim 2003 Çarşamba, Vakit gazetesi

Bir zamanlar resmi şiddet ve baskı politikalarının gerekçesi komünizm tehdidi veya bir diğer isimlendirmeyle kızıl tehditti. Amerika da emperyalist ve yayılmacı politikalarında sürekli bu tehdidi gerekçe olarak kullanıyordu. Yakın zamana kadar birçok ülke komünizm tehdidine karşı, Amerika'yla işbirliği yapmayı ve bu yolla onun siyasi sömürgesi haline gelmeyi kabul etti. Bu sıralarda ise Amerikan emperyalizminin yayılmacı politikalarında ve siyasi sömürge haline getirdiği ülkeler üzerindeki hakimiyetini korumada kullandığı en önemli gerekçesi "terör". Gerçekte Amerika'nın sergilediği resmi terörün yol açtığı zarar, terör örgütü denilen tüm örgütlerin eylemlerinin yol açtığı zararın toplamından kat kat fazladır. Amerika'nın elindeki silahlardan kaynaklanan tehdit de tüm silahlı örgütlerin elindeki silahlardan kaynaklanan tehditten kat kat fazladır.

"Terör örgütleri"nin ellerindeki silahları kontrolsüzce ve ölçü tanımadan, Amerika'nın ise ölçülü kullandığını ise hiç kimse söyleyemez. Her şeyden önce Amerika'nın bir ülkeye saldırı planladığında, son derece suni, uyduruk gerekçelere dayanması saldırganlıkta herhangi bir ölçü ve tutarlılık aramadığının delilidir. Saldırılarda geçekleştirdiği katliamlar, yıkımlar ve tahribatlar ise elindeki silahları kullanma konusunda herhangi bir ölçü tanımadığını gözler önüne sermektedir. Saldırı ve işgali gerçekleştirdikten sonra insanlara layık gördüğü vahşi uygulamalara Vietnam'dan, Somali'den, Afganistan'dan sonra şimdi de Irak'ta şahit oluyoruz. "ABD Terörü" adlı kitabı okursanız daha başka yerlerde de ne gibi vahşi, insanlık dışı uygulamalara başvurduğunu belgeleriyle öğreneceksiniz.

Bütün bunlar gösteriyor ki terörü kendi saldırganlığı için gerekçe olarak kullanan, bu gerekçeye dayandırılan vahşeti kamufle etmekte ondan yararlanan güçler bizatihi terörden daha büyük tehlikedir. Bu sebeple, teröre karşı Amerika'yla işbirliği yapmak yerine Amerikan saldırganlığına ve tehdidine karşı bir hilfu'l-fuzul oluşturmak gerekir. Bu hilfu'l-fuzulda farklı düşüncelerden, inançlardan, teveccühlerden insanların ve yönetimlerin, ABD tehdidine karşı zayıfların, ezilenlerin haklarını korumak için bir araya gelmeleri gerekir. Çünkü bugün Amerika'nın sergilediği tehdidin oluşturduğu şartlar, Mekke'de Hilfu'l-fuzul Anlaşması'nı hazırlayan şartlarla aynıdır. Ama ne yazık ki hakim sistemler bu şartlarda ezilenlerin yanında yer almak yerine tarihe bir kara leke olarak geçecek Amerikan tehdidiyle aynı safta yer almayı tercih ediyor ve bunu "teröre karşı işbirliği" olarak nitelendiriyorlar.

Bunları hatırlatmaya ABD'nin resmiyette Savunma gerçekte saldırı bakanı Rumsfeld'in teröre karşı bir enformasyon savaşı başlatılması gerektiğinden söz etmesi sebebiyle ihtiyaç duyduk. İnşallah müteakip yazımızda da ABD kuklası dikta yönetimlerinin, baskıcı uygulamalarında terörü gerekçe olarak kullanmalarından ve bu konudaki bazı tespitlerden söz edeceğiz.