Ramazan ve Ümmet Bilinci

26 Ekim 2003 Pazar, Vakit gazetesi

İslam ümmeti olarak yeni bir Ramazan ayını karşılıyoruz. Oruç en başta Allah'a kulluk görevinin hakkıyla yerine getirilmesi amacıyla tutulur. Çünkü oruç bir ibadettir. Ancak bu ibadetin bazı hikmetleri de bulunmaktadır ki bunlardan biri açlık ve sıkıntı içindeki Müslümanların, bu sıkıntılarının hissedilmesi, dolayısıyla onlara karşı ilginin artmasıdır. Tabii ki bunun da bir amacı var: Yardımlaşma ve dayanışma. Hatta bunun kısmen pratiğe yansıması amacıyla Ramazan'a mahsus olarak sadaka-i fıtır (fitre) denilen bir sembolik tasadduk uygulaması konmuştur.

Ne yazık ki İslam ümmetinin başsız kalmasından ve İslam coğrafyasının küçük parçalara ayrılmasından sonra dünya Müslümanlarının ilgi alanları da sınırlandırıldı. Ümmet kimliğiyle birlikte ümmet bilinci de kaybolmaya başladı. Oysa İslam'daki kardeşlik anlayışı coğrafi sınırları, ulusal kimlikleri, etnik ayrılıkları aşan bir kardeşlik anlayışıdır. Dolayısıyla Müslümanların Ramazan'ın hikmetine mebni dayanışma ve yardımlaşma faaliyetlerinde sınırları aşmaları, ümmet bilincine göre hareket etmeleri gerekir. Ayrıca dayanışma ve yardımlaşmada yakınlığın yanı sıra önceliğin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bugün İslam coğrafyasının bazı bölgeleri var ki, oralarda yaşayan insanlar kendi aralarında yardımlaşmak suretiyle sıkıntılarını hafifletebilecek durumda değildirler. Çünkü büyük bir çoğunluğu yardım ve ilgiye muhtaçtır. İş ve aşın yanı sıra barınaktan da yoksun bırakılmışlardır. Zira haçlı ve siyonist güçlerin işbirliği sonucu maruz kaldıkları saldırılar sonucunda ya evleri yıkılmıştır, ya da evlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Filistin, Afganistan, Çeçenistan derken, modern haçlı zihniyetinin saldırılarına maruz kalan Irak da bunlara eklendi. Mübarek Ramazan ayında harekete geçecek yardımlaşma ve dayanışma duygularımızın oralarda yaşayan insanları ilgi alanına alması, yardım ellerimizin oralara da uzanması gerekir. En azından yardımlarımızın bir kısmını oralara ulaştırmanın yollarını araştırabiliriz. Özellikle Avrupa'da yaşayan Müslümanların bu konuda yol ve imkan bulmaları daha kolaydır. İnsanlık tarihi boyunca tevhid inancının tebliğinde önemli bir merkez vazifesi görmüş, peygamberler diyarı, Allah'ın kitabında mübarek kılındığı bildirilen ve Müslümanların ilk kıblesi, harem mescitlerin üçüncüsü durumundaki Mescidi Aksa'yı bağrında barındıran kutsal beldenin fedakar bekçileri çoğunlukla ihmal ediliyor. Bu ihmalin artık son bulması gerekir.

Bizler de, tüm okuyucularımızın ve bütün dünya Müslümanlarının mübarek Ramazan aylarını tebrik ediyor, Yüce Allah'ın bu mübarek ayı ümmetin toparlanmasına, direnişine ve yeniden onuruna kavuşmasına vesile kılmasını diliyoruz.