Avrupa ve İslam

10 Ekim 2003 Cuma, Cuma dergisi

Bu sıralarda dünyanın genelinde gündemin başında yer alan konular İslam dünyasında yaşanan gelişmeler. Ancak ne yazık ki müspet gelişmeler değil daha çok emperyalist güçlerin işgalci saldırılarından kaynaklanan sıkıntılar ve bu sıkıntıların doğurduğu gelişmeler gündemi belirlemektedir. Fakat bu arada İslam coğrafyasının dışında, özellikle de Avrupa'da İslam ve Müslümanlarla ilgili önemli gelişmeler, tartışmalar da gündeme gelmektedir. Aslında bu gelişmeler vesilesiyle Avrupa'da İslam'ın algılanış biçimi ve Müslümanların karşı karşıya oldukları durumlar hakkında biraz ayrıntılı dosya hazırlanması faydalı olacaktır. Bizim İslam dünyasındaki gelişmeleri tahlil etmek için değerlendirdiğimiz sayfalarımızda böyle geniş bir dosya yayınlama imkanımız yok. Ayrıca böyle bir dosya yayınlanması biraz ayrıntılı araştırmayı gerekir. Bununla birlikte Filistin ve Irak'ta hareketliliğinin bütün hızıyla devam etmesine rağmen biz bu haftaki yazımızda Avrupa'da özellikle son günlerde meydana gelen bazı gelişmelere temas etmek ve bu gelişmelerin ışığında bazı değerlendirmeler yapmak istiyoruz.

Bu sıralarda Avrupa'da Müslümanlarla ilgili olarak tartışılan konulardan biri başörtüsü meselesidir. Almanya'da Afganistan asıllı bir bayan öğretmenin başörtülü olarak derslere girip giremeyeceği konusu tartışıldı ve Ferişta Ludin adlı bu öğretmen mahkeme yoluyla hakkını aradı. Federal Anayasa Mahkemesi 24 Eylül 2003 tarihinde verdiği kararla onun başörtülü olarak derslere girebileceğine karar verdi. Fakat bazı işgüzarlar konunun kapanmasını istemediklerinden ve Müslümanların bu konudaki haklarının onaylanmasına karşı çıktıklarından mesele tam olarak kapanmadı. Başörtüsü meselesine paralel olarak Almanya'da Müslüman varlığı da tartışılmaya başlandı. Almanya, Müslümanların büyük bir yekün oluşturdukları bir Avrupa ülkesidir ve her ne kadar bir "hürriyet" ülkesi olarak tanınsa da Müslümanların yasal ve demokratik hakları konusunda bütün problemlerinin çözüldüğü söylenemez.

Almanya'da "başörtüsü" meselesinin tartışıldığı günlerde Fransa'da da aynı konu gündeme geldi. Fransa bu konuda da daha sert tavır takınarak başörtüsü hürriyetinin önüne çeşitli engeller çıkardı. Zaten bu konuda geçmişten beri Avrupa'nın en katı ülkesinin Fransa olduğu bilinmektedir. Fakat ilginçtir ki Müslüman olan kızları başörtüsü yasağı sebebiyle mağdur olan Yahudi baba kızlarının haklarını aramak için büyük bir gayret gösterirken, Cezayir göçmeni Müslüman aileden gelen bir kadın, başörtüsü hürriyetine karşı en sert tavır sergiledi. Boynuzun kulağı geçmesi gibi.

Son dönemde Avrupa'da Müslümanlarla ilgili olarak tartışılan konulardan biri de camiler, mescitler ve imamlar konusu oldu. Malum, hala üzerindeki sır perdesi kalkmamış 11 Eylül olayları Amerika'da ve Avrupa'da İslam'a ve Müslümanlara karşı bir dönüm noktası oldu. Aslında bu olayların gölgesinde oluşturulan havadan anti-İslam propaganda ve İslam'ın anlatıldığı mekanlar üzerinde baskı politikası oluşturmak için sonuna kadar yararlanıldı. Camiler ve imamlar etrafında oluşturulan tartışmalar da bunun bir parçası niteliğindedir. Avrupa ülkeleri bu çerçevede oluşturdukları tartışmalar yoluyla camileri biraz daha sıkı denetim altına almak istiyorlar. Camilerle ilgili tartışmalardan aynı zamanda "terör" kavramının doğrudan İslam karşıtı propagandada malzeme olarak değerlendirilmesi için yararlanılmak istenmektedir.

Avrupa ülkelerinde bu sıralarda İslam'la ilgili olarak gündeme gelen önemli gelişmelerden biri de İslami hayır kurumları üzerinde oluşturulan baskı ve sıkı gözetimdir. Bu alanda özellikle Filistin davasına ilgi gösterenler yakın takibe alınmış durumdalar. Bunda tabii ki Siyonist işgal devletinin taleplerine cevap ve onun memnun edilmesi amacı birinci etkendir. AB'nin işgalci Siyonistlerin taleplerini kabul ederek HAMAS'ı terör listesine alması da bu politikanın bir parçasını oluşturmaktadır. Avrupa ülkelerinin ve onların bir ortak çatıları niteliği taşıyan AB'nin bu tutumu ise Siyonist işgalcilere cüret kazandırmakta, onun saldırgan tutumunun daha da şiddetlenmesine sebep olmaktadır. Siyonistlerin son zamanlarda saldırganlıklarını iyice artırmalarında ve her tarafa ateş saçmalarında işte bu cüret kazandırmanın da önemli rolünün olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Avrupa bu tutumuyla insan hakları, hukuk, mağdur halklara sahip çıkma konusunda kesinlikle samimi olmadığını, bilakis çağdaş emperyalist güçlerin bir parçasını oluşturduğunu ve bilhassa İslam dünyasına yönelik politikalarında işte bu emperyalist hesaplarını öne çıkardığını bir kez daha göstermiştir.

Bu gelişmeler Avrupa'nın son dönemde gayet bariz bir şekilde İslam karşıtı bir tavır içine girdiğini gözler önüne sermektedir. Ancak siyasi mekanizmaların, yönetimlerin ve yönetimler tarafından kullanılan medya organlarının takındıkları bu İslam karşıtı tavırlarına rağmen düşünen insanlar arasında İslam'a ilginin biraz daha arttığını görüyoruz. Temennimiz Avrupa insanının İslam'ı, içleri İslam'a karşı kinle dolu olanların yayınladığı medya organlarının anti propagandalarından değil de kendi özünden ve temel kaynaklarından öğrenmesidir. Bunu başarabilir ve söz konusu medyanın oluşturduğu duvarı aşabilirlerse inanıyoruz ki İslam'a ilgileri daha da artacak ve bu ulvi dine daha çok ısınacaklardır.

ABD Hukuku ve Çağdaş Adalet Anlayışı

İddia edilenlerin aksine çağımızda adalet ve hukuk teknolojinin tersi istikamette ilerlemektedir. Özellikle 21. yüzyılda bu tersine ilerleme daha da hız kazanmıştır. Amerika'da ve genelde Batı'da Müslümanlara zulüm döneminin başlatılması için bir dönüm noktası olarak değerlendirilen 11 Eylül olaylarından sonra bu hız biraz daha arttı. Bu sıralarda özellikle Amerika'da tamamen göstermelik iddialarla ve çoğu zaman da uyduruk senaryolarla insanlar tutuklanarak zindanlara atılıyorlar. Bu tutuklamalarda en çok da "terör" senaryolarından yararlanılıyor. "Terör" kavramı etrafında oluşturulan senaryolar ve ortaya atılan iddialar Amerika için dışarıda saldırganlığın gerekçesi olduğu gibi içeride de zulüm ve resmi şiddetin gerekçesi olarak kullanılmaktadır. Bir süre önce de Amerika'daki Müslümanların haklarıyla ilgilenen kurumlardan Amerika İslam Birliği'nin başkanı Abdurrahman el-Amudi tutuklandı. El-Amudi, avukatı vasıtasıyla yaptığı açıklamasında tutuklanmasının hukuki hiçbir yönünün olmadığını, tamamen siyasi sebeplere dayandığını vurguladı.

Avrupa ülkeleri belki yasal mekanizma açısından Amerika'dan daha iyi sayılabilir. Ama yargıda çürüme, özellikle Müslüman azınlıkları yıpratma amacına yönelik uygulamalarla kendini gösteren bozulma son zamanlarda bu ülkelerde de bariz şekilde kendini göstermektedir. Özellikle "terör" kavramı etrafında oluşturulan senaryolar ve ortaya atılan iddialar açısından bu ülkelerin de büyük ölçüde Amerika'yı izlediklerini görüyoruz. Bunda tabii ki Amerika'nın baskılarının etkileri olduğu gibi son zamanlarda İslam karşıtı siyasetlerin öne çıkmasının da büyük rolü olduğunu söyleyebiliriz. el-Cezire'nin muhabiri Teysir Alluni'nin İspanya'da tutarsız iddialardan ve senaryolardan yola çıkılarak tutuklanması Avrupa'daki bozulmanın en önemli göstergelerinden biridir.

Yargı mekanizmasındaki çürüme ve bozulma bu mekanizma etrafında ciddi şüphelerin oluşmasına, dolayısıyla güvenin iyice sarsılmasına sebep olmuştur.

Çeçenistan'da Direniş ve Siyasi Oyunlar

Rusya'nın şiddet politikalarının ve saldırganlığının devam etmesine rağmen Çeçen mücahitler işgalcilere karşı önemli başarılar gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Son olarak da Aleroy bölgesinde işgalcilere büyük kayıplar verdirildi. Bu bölgede Rus işgalcilerin en az 30 askerlerini kaybettikleri tahmin ediliyor. İşgalciler buradaki çatışmalardan sonra da önemli kayıplar verdiler.

İşgal yönetimi Çeçenistan'daki kukla rejimine kendince meşruiyet kazandırmak amacıyla güya seçimler gerçekleştirdi. Ancak bu seçimlerin Çeçenistan halkının iradesini yansıtmayacağını herkes bildiği gibi meşru bir seçim olmadığını da tahmin etmektedir. Bu sebeple kukla yönetime Çeçen halkı nezdinde meşruiyet kazandırmayacaktır. Dolayısıyla Çeçen mücahitlerin işgale karşı mücadeleleri de kesintiye uğramadan devam edecektir. Nitekim Çeçenistan'daki direniş lideri Aslan Maşadov yaptığı son açıklamasında mücadelelerinin işgal sona erinceye kadar devam edeceğini vurguladı.

Bu arada Çeçenistan'la ilgili ses getiren bir gelişme de oldu. Bir Alman-Fransız televizyon kanalı "Grozni'den Selam" başlığını taşıyan bir belgesel film yayınladı. Filmde Rus işgalcilerin Çeçenistan'da gerçekleştirdikleri zulümler belgeleriyle ortaya kondu. Filmin yayınlanmasının tam da işgal güçlerinin Grozni'deki kukla yönetimlerine meşruiyet kazandırmak amacıyla göstermelik seçim oyunlarıyla aynı günlere denk gelmesi Moskova yönetimini ciddi şekilde rahatsız etti. Filmde Çeçen halkından, Rus işgal güçlerinden ve Çeçen mücahitlerden birçok kişiyle yapılan görüşmelere de yer verilmişti.

Dünyadan Notlar

Cezayir'de Siyasi Kriz: Cunta yönetiminin halen iktidarda olduğu Cezayir'de bu günlerde cuntanın üst kademedeki adamları kendi aralarında önemli sorunlar ve anlaşmazlıklar yaşıyorlar. Cumhurbaşkanı Buteflika ile önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıklayan iktidardaki Ulusal Kurtuluş Partisi genel başkanı Ali bin Fuleys arasında önemli anlaşmazlıklar olduğu haber veriliyor.

İsrail'in Çırpınış Saldırıları: Filistin ve Irak sürekli hareketli gelişmelere sahne oluyor. Bu yüzden biz her sayıda Filistin'deki gelişmeleri geniş boyutlarıyla ele almaya ve okuyucularımızı bu gelişmeler hakkında bilgilendirmeye çalışıyoruz. Filistin'de geçtiğimiz hafta içinde de önemli gelişmeler yaşandı. Biz bu gelişmelerin ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak şu kadarını ifade edelim ki İsrail'in böylesine azgınlaşması ve saldırganlıkta iyice ileri gitmesi biraz da kendisinin maruz kaldığı çıkmazdan kaynaklanan çırpınışlardır. İşgal devleti her ne kadar saldırganlıkta çok ileri gitse de kendi içinde çok büyük sıkıntılar yaşamaktadır. İnşallah biz bu konuda daha ayrıntılı bilgiler içerecek dosyalar hazırlamaya çalışacağız.

ABD Battıkça Çırpınıyor Ama Çırpındıkça Batacak: Amerikan emperyalizm Irak ve Afganistan'da maruz kaldığı durumdan dolayı ciddi çırpınışlar içine girdi. Bu çırpınışlar her iki ülkede de bataklığa saplanmış olmaktan kaynaklanan çırpınışlardır. Ama bu çırpınışlar onu kurtarmayacak, aksine her çırpınışla biraz daha batacak.

Afganistan'da Gidişat: Amerika Irak'ta olduğu gibi Afganistan'da da sürekli kayıplar veriyor. Fakat bu ülkede yaşananlar büyük ölçüde dikkatlerden uzak kalıyor. Kukla yönetimin başkanı Karzai, Taliban'ın gücünü artırdığını itiraf etti. İşgale karşı direnenlerin, geçtiğimiz hafta içinde bir helikopter düşürdükleri ve bir kişinin öldüğü işgalciler tarafından itiraf edildi. Gardez bölgesinde işgalci askerleri taşıyan bir otobüsün pusuya düşürüldüğü bildirildi. Bunun dışında da birçok eylem gerçekleştirildi.

Moritanya'da Seçim Güven Verecek mi?: Bundan yaklaşık dört ay önce bir darbe girişimine sahne olan Moritanya şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor. Bu ülkede 22 Ekim - 6 Kasım tarihleri arasında cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirilecek. Ancak kimse seçimlerin dürüstçe olacağına inanmıyor ve bizzat adayların kendileri bile seçimlerin göstermelik olacağı kanaatinde. Bu tür ülkelerde seçimler dikta rejimi kuranların yönetimde kalmalarının halka zorla onaylatılması için gerçekleştirilir.

Moro ve ABD: ABD, Moro halkının hak arayışına müdahale etmeye ve Filipinler'de kendisinin çıkarlarına hizmet eden yönetime arka çıkmaya devam ediyor. ABD, Moro'daki akımların siyasi mücadelelerine itibar etmediğini ve bu konudaki faaliyetlerin güven verici olabilmesi için eylemlerin tamamen durması gerektiğini bildirdi.

Filipinler'de Camiye Saldırı: Bu arada Mindanao adasında geçtiğimiz Cuma günü camiden çıkanların üzerine saldırı düzenlenmesi sebebiyle dört kişi öldü. Filipinler polisi olayın siyasi yönünün olmadığını iddia ettiyse de henüz arka planı tam olarak aydınlatılmış değil.

Somali Görüşmelerinde Kesinti: Somali'deki gruplar arasında barışın sağlanması için Kenya'da tekrar başlatılan görüşmeler yeniden kesintiye uğradı.

Umman'da Şura Meclisi Seçimi: Krallık rejimiyle yönetilen Umman Sultanlığı'nda Şura Meclisi'nin 83 üyesinin belirlenmesi için 4 Ekim 2003'te seçim gerçekleştirildi. Yeni Şura Meclisi 2004 yılının başından itibaren faaliyete başlayacak ve üç yıl devam edecek.