Tunus diktatörü eşkıyalığı da başlattı

6 Ocak 2022 Perşembe, Yeni Akit

Tunus’ta, Burgiba ve Bin Ali dönemlerindeki gibi tek adam diktatörlüğü inşa etmeye heveslenen Kays Said, hükûmete ve Meclis’e karşı darbe yaptığında Anayasanın verdiği yetkileri kullandığını ileri sürmüştü. Hukukçuların Anayasanın kendisine böyle bir yetki vermediğini çok açık bir şekilde ortaya koymaları üzerine, işine yaramadığını düşünerek Anayasayı da devreden çıkardı ve kendince yeni düzenlemeler yaptı.

Yeni düzenlemeye göre, Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’nun görüşlerini alarak yasa çıkarabilecekti. Bakanlar Kurulu da Meclis’e karşı değil Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaktı. Cumhurbaşkanı Meclis’in onayına gerek görmeden başbakanı, bakanlar kurulu üyelerini, hükûmetin siyasetini ve kararlarını belirleyebilecekti.

Kendi kararlarıyla kendine verdiği yetkiyi kullanarak, yine kendi talimatları doğrultusunda şekillenen hükûmeti de kurdurdu. Hükûmetin Meclis’ten güvenoyu alması gerekmiyordu. Çünkü Meclis'in çalışmaları tamamen dondurulmuş durumda. Hükûmetin siyasi partilere hesap vermesi de gerekmiyor. Dolayısıyla, karşısında bir siyasi muhalefet yok. Kimsenin hükûmet aleyhine “gensoru önergesi” verme yetkisi de yok. Çünkü ortada parlamento yok.

Said sivil itirazların önüne geçmek için zaman zaman sopasını gösterdi. Bu arada kendisinin henüz "kafa koparma" yöntemini devreye sokmadığını ima eden tehdit içerikli bazı mesajlar vererek, muhaliflerinin ağızlarını kapatmak için gerek gördüğünde buna başvurmaktan çekinmeyebileceğini belli eden tavır sergileme cüreti göstermesi de dikkat çekmişti.

Onun bu kadar cüretkâr davranabilmesinin sebebi tabii ki arkasındaki dış güçlerin desteği. Tunus halkının siyasi iradesinden ve tercihinden rahatsız olan güçler bu ülkede halkın iradesini yeniden tamamen devre dışı bırakmak ve Mısır’daki Sisi rejimine benzer bir diktatörlük inşa etmek istiyor.

Said’in tehditkâr açıklamalarına ve ihtiyaç duyduğunda “kafa koparma” sürecini başlatabileceğini, yani Sisi’nin politikasını Tunus’ta uygulama konusunda önünde bir engel bulunmadığını ima eden açıklamalarına rağmen sivil tepkilerin ve eleştirilerin sürmesi üzerine Nahda Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve çalışmaları dondurulmuş olan parlamentonun üyesi Nuruddin El-Bahiri’yi tam bir eşkıya yöntemiyle kaçırdı.

Nahda, 31 Aralık 2021’de yaptığı bir açıklamayla Bahiri’nin sivil kıyafetli polisler tarafından, benzerine sadece bütün hukuk kurallarını ayaklar altına alan dikta rejimlerinde rastlanabilecek bir yöntemle kaçırıldığını ve bilinmeyen bir yere götürüldüğünü duyurdu. Önce olayı gizli tutan dikta hükûmeti sonra onun emniyet teşkilatı tarafından alındığını açıkladı.

Fakat dikta hükûmetinin İç İşleri Bakanı daha sonra yaptığı açıklamada onun ev hapsinde tutulduğu iddiasında bulundu. Fakat şu işe bakın ki bir Anayasa profesörü darbe yaparken Anayasayı çarpıttığı gibi onun İç İşleri Bakanı da kavramları çarpıtıyor. Ev hapsi kişinin kendi evinde olur. Oysa Bahiri’nin nerede olduğu bile bilinmiyor. Avukatlarının ısrarı üzerine sadece, onun açlık grevine başladığı için bir sağlık kurumunun yoğun bakım merkezine nakledildiği bilgisi verilmiş. Oraya nakledilmeden önce nerede tutulduğuna dair ise hiçbir bilgi verilmemiş.

Nuruddin Bahiri kendisi de bir hukukçu ve 2011-13 yılları arasında ülkenin Adalet Bakanlığı görevini ifa etmiş. Dikta rejimi onu “terör şüphesi”yle gözaltına aldığını söylüyor. Böyle bir şüpheyi haklı çıkaracak herhangi bir faaliyeti ise kesinlikle olmamış.

Yorumcular onun böyle eşkıya usûlüyle kaçırılmasının ve hakkındaki iddiaların, işin gerçeğinde diktatörün tüm siyasi muhaliflerine, kendisinin inşa etmeye çalıştığı tek adam diktatörlüğüne giden yolda karşısına çıkabileceklerin hepsine bir gözdağı verme amacı taşıdığına dikkat çekiyorlar.

Diktatör aslında muhaliflerini tasfiye için biraz ortalığın karışmasını ve sisli hava oluşmasını istiyordu. Ama bu olmayınca sebebi kendisi oluşturarak karşısına çıkabileceklerin gözlerini korkutma amaçlı eşkıyalıkları başlatma yoluna gitmeyi tercih etti.