Fas’ta İslami Hareketin Siyasi Seyri

Ekim 2021, Ribat

Resmi adı Mağrib Krallığı olan ancak Türkiye'de Fas diye bilinen ülkede kraliyet rejimi hakim olmakla birlikte aynı zamanda bir parlamenter sistem mevcuttur. Bu sisteme göre siyasi partiler kurulabilmekte ve seçimler yapılmaktadır. Dolayısıyla hükümeti seçimlerde başarılı olan partiler kurabilmektedir.

Ancak Fas'taki kraliyet, İngiltere'deki gibi sembolik bir kraliyet değildir. Kral geniş yetkilere sahiptir. İdari mekanizmada da demokrasinin yuları onun elinde olduğu için gerek gördüğünde çekebilmekte veya gevşetebilmektedir. O yüzden siyasi partilerin, onların seçimlere girerek soktukları üyelerle oluşan parlamentonun ve bakanlıkların yetkileri kralın yetkilerinin başladığı yere kadardır. Son söz her zaman kralındır. Parlamentonun kabul ettiği kanunları veto etme ve gerek gördüğünde referanduma gitme yetkisi vardır. Siyasi partilerin kurulması tamamen kralın iznine bağlıdır. Dolayısıyla bazı İslamî oluşumların siyasi parti kurması kral tarafından özellikle engellenmektedir. Üyeleri seçimle belirlenen 395 sandalyeli parlamentosu var. Ancak parlamentonun yasama yetkisi kralın veto yetkisini aşamaz.

Bu itibarla parlamento bir yasama meclisi olmakla birlikte yetkileri sınırlandırılmış bir Danışma Meclisi konumundadır. Ama ülkede demokratik bir sistemin hakim olduğunun izharı açısından seçimlere ve çıkan sonuçlara göre şekillenen parlamento aritmetiğine hükümetin şekillenmesinde önem verilmektedir. Dolayısıyla parlamentoda en fazla sandalye elde eden partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi verilmesi bir gelenek halini almıştır.

Arap Baharı rüzgarının esmesi üzerine Fas'ta bir Anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Yeni Anayasa, katılanların %98.5'inin onayıyla kabul edildi. Ancak kralın yetkilerini çok fazla sınırlandırmadı. Başbakanın yetkilerini biraz genişletti, parlamentonun etkinliğini nispeten artırdı ve yargı bağımsızlığını biraz daha belirginleştirdi.

Bu ülkedeki nüfusun % 98.5'i Müslümandır. Fas'a İslam, ilk dönemlerde ulaşmış ve kısa zamanda bütün ülkeye yayılmıştır. Tarih boyunca değişik yönetimlere şahit olan Fas 1912 yılında Fransızlar tarafından işgal edildi ve bu işgal 1956 yılına kadar sürdü. Fransız işgalciler Cezayir'de gerçekleştirdikleri katliam ve zulmün aynısını Fas'ta da gerçekleştirdiler. Fas bağımsızlığına kavuştuğu 1956 yılından bu yana da krallık rejimi ile yönetiliyor.

Bu ülkede krala resmiyette "emirü'l-mü'minin (mü'minlerin emiri)" sıfatı verildiğinden, kral kendisinin üzerinde zaten İslam'ı uygulama ve Müslümanların haklarını savunma yükümlülüğünün olduğunu dolayısıyla, devlete yönelik bir İslami harekete ihtiyaç olmadığını ileri sürmektedir. Fakat bu ülkede de devletin İslam'ı hayata hakim kılma konusundaki uygulamalarından hoşnut olmayan ve toplumu bilinçlendirme, İslam'ın hükümlerinin devlet eliyle uygulanmasını sağlama iddiasıyla muhtelif cemaatler, oluşumlar ortaya çıkmıştır.

Çünkü kralın, kendi üzerinde İslam'ı uygulama ve Müslümanların haklarını savunma yükümlülüğünün olduğu iddiası doğru olmakla birlikte o bu yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğinden İslam'ı bir bütün olarak devlete hâkim kılmayı amaçlayan siyasi hareketlerin güçlenmesini sağlayan sebepler de kendiliğinden oluşmuştur.

Bugün Fas'ta faaliyet yürüten onlarca İslami cemaat mevcuttur. Bunların bazıları devletin İslamileştirilmesini amaçlayan siyasi faaliyetlerde bulunurken bazıları sadece tebliğ ve eğitim çalışmaları yapmaktadır. Bu cemaatlerin çalışma metotları arasında da çeşitli farklılıklar var.

Fas'taki İslami cemaatler içinde en geniş kitle tabanına sahip olan ve faaliyetlerini en geniş alana yayan cemaatin Islah ve Tecdid Cemaati olduğunu söyleyebiliriz. Bu cemaatin lideri Abdulilah Benkiran'dır. Bu cemaat önceleri "İslami Cemaat" adıyla faaliyet yürütüyordu.

Islah ve Tecdid Cemaati eğitim ve davet çalışmalarına ek olarak siyaset alanında da varlığını göstermek için siyasi parti kurmak istedi. Ancak onun siyasi parti kurma isteği hükümet tarafından kabul edilmedi. 1992’de, Abdülkerim El-Hatib’in 1967’de kurmuş olduğu Demokratik Anayasal Halk Hareketi Partisi ile anlaşarak bu partiyi aktif hale getirdi. Bu partinin adı 1998’de Adalet ve Kalkınma Partisi olarak değiştirildi.

Fas'taki İslami cemaatlerin önde gelenlerinin ikincisi Adalet ve İhsan Cemaati'dir. Bu cemaatin kurucusu Abdusselam Yasin'dir. Adalet ve İhsan Cemaati, politik mekanizmanın dışında kalmayı tercih etti. Ancak İslam'ın hükümlerinin devlete hakim kılınmasını talep etmekten ve yönetime bu açıdan öneriler sunmaktan ya da eleştirilerde bulunmaktan çekinmedi. Cemaatin kurucu lideri Abdusselâm Yasin, 1975 yılında Kral II. Hasan'a "Ya İslam Ya Da Tufan" başlığını taşıyan 100 sayfalık bir açık mektup yazması üzerine delirmekle itham edilerek hapse atıldı. Aslında Şeyh Abdusselâm Yasin hakkındaki iddia ile karar tam bir tenakuz içindeydi. Çünkü delirdiği iddiasının doğru olması onun cezaevine değil de akıl hastanesine gönderilmesini gerektirirdi. Cezaevine gönderilmesi, hakkındaki iddianın saçmalığını bütün açıklığı ile ortaya koyuyordu. Üstelik Şeyh Abdusselâm Yasin altı ay hiç mahkeme önüne çıkarılmaksızın toplam üç yıl hapiste tutuldu. Abdüsselam Yasin 13 Aralık 2012'de vefat etti. Kurduğu cemaat ise çalışmalarına devam ediyor. Fakat bu cemaat parlamentoda üyelik elde etmek için herhangi bir faaliyette bulunmuyor.

Bu ikisi ülkedeki İslami hareketin başını çekmekle birlikte dediğimiz gibi daha onlarca cemaat ve örgüt bulunmaktadır. Hatta Fas'taki İslami hareketin en önemli sorunu İslami cemaatlerin sayıca çok olmasıdır.

Fas'ta İslami cemaatlerden politik arenaya çıkan ve bu alanda gücünü ortaya koymaya çalışan tek cemaat Islah ve Tecdid Cemaati olmadı. Daha başka cemaatlerden de siyasi parti kurarak bu alanda varlık göstermeye çalışanlar oldu. Böylece Ümmet Partisi, Medeniyetçi Seçenek Partisi, Yükseliş ve Fazilet Partisi gibi muhtelif siyasi partiler kuruldu.

Ama, en geniş kitlesel tabana sahip olduğu bilinen Islah ve Tecdid Cemaati'nin Adalet ve Kalkınma Partisi hızlı bir yükseliş gerçekleştirdi.

Fas'taki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adı gibi sembolü de Türkiye'deki aynı ismi taşıyan partininkine benzemektedir. Fas'taki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin sembolü de lambadır. Fakat bu partinin kuruluşunun da isim değişikliğinin de Türkiye'deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşundan önce olduğunu hatırlatmamız gerekir.

Partinin çekirdek tabanını oluşturan cemaat fikir ve çizgi olarak Müslüman Kardeşler'e yakındır. Ama bu cemaatin Fas kanadı niteliğini taşımıyor. Müslüman Kardeşler'le irtibatı var ama Fas'a özel bağımsız bir hiyerarşik yapıya sahiptir.

Bu parti 1997 seçimlerinde parlamentoda sadece 9 sandalye kazanabilmişti. Ancak 2002 seçimlerinde önemli bir atak yaparak 42 milletvekili çıkarmak suretiyle üçüncü sıraya yerleşti. 2007 seçimlerinde ise milletvekili sayısını artırdı ve Meclis'te 47 sandalye kazanarak ikinci parti olmayı başardı. Birinci parti ise kral yanlısı ve ortanın solu bir çizgide görünen İstiklal Partisi olmuştu.

2007'deki seçimlerde AKP listesinden Meclis'e girenlerden 7 kişi kadın adaylardan seçilmişti. Bu arada Fas'ta kadınların siyasi ve sosyal alandaki faaliyetlerinin önemsendiğini, bu alanlarda çalışanların tümünün kadınlara mutlaka belli bir kontenjan ayırma ihtiyacı duyduğunu ve kadınların bu alanlarda hayli aktif olduklarını hatırlatmakta yarar görüyoruz.

2007 seçimlerinden sonra kurulan koalisyon hükümetine AKP ortak edilmedi.

2011'de Anayasa değişikliğinden sonra yapılan genel seçimlerde, birtakım hile şüphelerine rağmen AKP oylarını artırdı ve parlamentoda 107 sandalye kazanarak birinci oldu. Bu partiye destekte İslami temayüllerin yanı sıra ülkede ciddi sorun haline gelen yolsuzluklarla mücadele beklentisinin de önemli etkisi olduğu tahmin ediliyordu.

Bu seçimlerden sonra kral, hükümeti kurma görevini bu partinin lideri Abdülilah Benkiran'a verdi. AKP'nin sandalye sayısı tek başına hükümet kurması için yeterli değildi. O yüzden bir koalisyon oluşturması gerekiyordu. Benkiran bu görevi üstlenmesinden sonra yaptığı açıklamada bir parti dışında bütün siyasi partilerle ortaklık ve işbirliğine açık olduğunu dile getirmişti. O "bir" partinin ismini söylememişti, ancak fanatik laik görüşleriyle ve İslamî camiaya karşı tavırlarıyla öne çıkan Asalet ve Çağdaşlık Partisi'ni kastettiği tahmin ediliyordu.

Benkiran yürüttüğü çalışmalar neticesinde koalisyon hükümeti kurmayı başardı. Bu iktidar döneminde başlattığı reform süreci takdir gören AKP, 7 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde milletvekili sayısını daha da artırarak 125 sandalyeyle yine birinci sırada yer aldı.

Kral 6. Muhammed, 10 Ekim 2016'da hükümeti kurma görevini yine Abdulilah Benkiran'a verdi. Fakat daha önce işbirliği yapan partiler bu kez ağır şartlar ileri sürerek koalisyon oluşturulmasını zorlaştırdılar. En başta AKP'nin ülkede daha önceki hükümet döneminde başlattığı reform faaliyetlerinin devam etmesini engelleme amaçlı birtakım şartlar ileri sürdüler. Benkiran ise bu süreçten vazgeçmek istemiyordu. Ayrıca bazı sol partilerle koalisyona girmeye de istekli değildi. Daha çok merkez partilerle işbirliği yapmak ve onlarla bir ortak hükümet çıkarmak istiyordu.

Benkiran, kendisi için tanınan süre içinde hükümet kurmayı başaramadı. Bunun üzerine kral, hükümeti kurma görevini aynı partinin genel sekreteri Saduddin Osmani'ye verdi ve o da aralarında sol partilerin de bulunduğu beş ayrı siyasi partiyle anlaşarak koalisyon oluşturmayı başardı.

Osmani'nin hükümet dönemi şanssız bir dönem oldu. Tüm dünyayı sarsan salgından kaynaklanan ekonomik sorunlar doğal olarak Fas'ı da büyük ölçüde etkiledi. Fakat onun hükümetinin en büyük şanssızlığı, Arap dünyasında siyonist işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi için Trump'ın başlattığı kampanyaya Fas kralının da katılması oldu. İşin gerçeğinde Fas kralı bu konuda sıkıntı yaşamıyordu. Ama halkından gelecek tepkilerden çekiniyordu. Fakat bu kez Trump, siyonist işgal rejimiyle ilişkileri yeniden başlatması durumunda kendisinin de Fas'ın Batı Sahra üzerindeki hakimiyetini resmen tanıyacağını söylemesi kralın, Fas için ulusal bir dava olan Batı Sahra meselesiyle ilgili ABD desteğinin yabana atılmaması gerektiğine başbakanı ikna ederek suçuna, "İslamcı" kimliğiyle öne çıkan bir siyasi parti hükümetini ortak etmesi işini kolaylaştıracaktı.

Böylece kral, işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda yükü, seçimlerle başa geçen hükümete yüklemek suretiyle kendi üzerine gelebilecek okların yönünü bu hükümetin başını çeken partiye çevirmiş oldu. Bu da o partiyi fena halde sarstı ve maalesef 8 Eylül 2021 tarihinde yapılan seçimlerde bu parti çok büyük bir oy kaybı yaşadığı için parlamentodaki sandalye sayısı 125'ten 13'e düştü. Yani yaklaşık her on sandalyeden dokuzunu kaybetti.

Bazıları bunda ekonomik ve siyasi krizlerin de önemli rolü olduğunu dile getirdiler. Ama bizim tahminimize göre asıl sebep işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesine onay vermesidir. Çünkü her ne kadar tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz bu ülkeyi de etkilediyse de 2011 seçimleri sonrasında başlattığı reform sürecinin başarıyla ilerlemesi de olumlu bir hava oluşturmuştu. Ama işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesine onay vermesi tüm birikimlerini adeta bir kasırga gibi savurdu.