Çin’in Afrika’ya tasallutu

2 Aralık 2021 Perşembe, Yeni Akit

2007’de IHH’nın Uganda’ya kurban yardımlarını ulaştırma ve kurban kesim programlarını takip görevini üstlenen gönüllü ekip içinde bu ülkeye gitmiştim. Uganda’nın dünyaya açılan hava kapısı olduğundan biz de o zaman gidiş ve dönüşte Entebbe Havaalanı’nı kullanmıştık.

Uluslararası havaalanının bulunduğu Entebbe, Uganda’nın başkent Kampala'dan sonra ikinci şehri. Başkente 40 km mesafede ve Afrika'nın meşhur gölü Viktorya'nın kıyısında.

Geçtiğimiz günlerde Uganda’nın, bu havaalanının genişletilmesi ve modernleştirilmesi için Çin Eximbank tarafından sağlanan 200 milyon dolarlık krediyi ödeyememesi sebebiyle, Çin’in havaalanına el koyduğu haberleri yayınlandı. Böylece Uganda’nın dünyaya açılan kapısı ve en önemli stratejik noktalarından biri Çin emperyalizminin kontrolüne geçmiş oldu.

Ama bu, Çin’in Afrika ülkelerinde gerçekleştirdiği ilk haciz işlemi değil. Daha önce yine aynı yöntemle Kenya, Zambiya, Cibuti ve Nijerya başta olmak üzere birçok Afrika ülkesinde de bazı projeleri aynı yöntemle haczettiği ya da birçok projeye, zamanında ödenmemesi durumunda haczetme şartı koyarak krediler verdiği biliniyor.

Geçmişte küresel emperyalizm genellikle savaş ve saldırı yoluyla hakimiyet alanlarını ve emperyalist amaçlarla kontrol altına aldıkları bölgeleri genişletmeye çalışıyorlardı. Tabii bu arada kapitalizmin borçlandırma yoluyla kendine mahkum etme politikası da yaygın ve etkin bir şekilde kullanıldı. Ama bu yöntem ağırlıklı olarak siyasi mekanizmayı ve ekonomik politikaları yönlendirme amacıyla baskı oluşturmada değerlendirildi.

Sözde komünist Çin kapitalizmin sömürgeleştirme politikalarıyla ilgili tecrübelerinden yararlanarak iki amacı da gerçekleştiren yeni bir metot keşfetti. Verdiği kredileri, borçları özellikle geri kalmış, güçsüz ülkelerin önemli stratejik noktalarını işgal etmek, buralara kazık çakmak ve böylece bu ülkeleri sömürgeleştirmek için kullanıyor. Bunu sadece Afrika’da uygulamıyor. Ama son yıllarda Afrika’da yaygın bir şekilde kullanıyor ve önemli bir ilerleme kaydetti.

Afrika ülkeleri bir yandan sahip oldukları kaynakları değerlendirmek, işsiz vatandaşlarına iş alanları oluşturmak, uluslararası piyasaya girebilmek ve benzeri amaçlar için önemli projeler geliştirmek ve bunları hayata geçirmek amacıyla atılım yapmak istedi. Çin onların projelerine talip oldu. Ama bu ülkelerin ellerinde para da yoktu. Çin kendilerine Eximbank yoluyla kredi temin etti. Bu, o ülkelere cazip geldi. Hem sermaye Çin’den gelecek, hem de projeleri hayata geçirilecekti. Ama Çin, kredilerinin zamanında ödenmemesi durumunda bu projelere el koyma şartı getirdi. O ülkelerin kısıtlı imkanlarla kredileri ödeyemeyeceğini de tahmin ediyordu. Tahmin ettiği çıktı ve böylece Çin o ülkelerin kaynaklarını ve arsalarını değerlendirerek, kendisi için yatırım yapmış oldu. Yani bir bakıma krediyi kendine vermiş oldu. Başkasının arsasına bir kuruş arsa parası ödemeden ev yapmak gibi. Üstelik sadece arsayı ele geçirmekle kalmıyor, inşa ettiğin ev için gerekli bazı hizmetleri de arsanın sahibine yüklüyorsun. Buna ek olarak “iyilik yaptığın” iddiasıyla onu kendine mahkum ve minnettar ediyorsun. Böylece onun iç düzenini de takip ve kontrol etme imkanı elde ediyorsun. İcabında aile fertlerinden birinin senin aleyhine konuşmasını, eleştiride bulunmasını bile engelleme imkanın olabilecek.

Bilindiği üzere Etiyopya’daki Diriliş Barajı’nın finansmanının büyük bir bölümünü de Çin bankaları tedarik etti. Son günlerde Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne karşı verilen savaşı doğrudan komuta etmek üzere cepheye gitmesinin ardından Çin Dış İşleri Bakanı bu ülkeyi ziyaret etti. Yani sadece yatırım projeleriyle ilgilenmekle yetinmiyor siyasette de etkili olmaya çalışıyor.

Çin emperyalizmi tehlikeli bir şekilde yeni ataklar yapmış ve her geçen gün etki alanını genişletmektedir. Çin emperyalizminin Batı emperyalizminden, ABD ve İngiliz emperyalizminden daha insaflı olabileceğini düşünmek çok fazla safdillik olur.