Çin zulmünün üstünü örtebilir miyiz?

4 Kasım 2021 Perşembe, Yeni Akit

Çin’in küresel alanda önemli ilerlemeler kaydettiği artık hiç kimsenin gözardı edemeyeceği bir gerçek.

Resmi adı Çin Halk Cumhuriyeti olan bu ülke zaten normalde küresel güçlerin arasında yer alıyor ve son zamanlarda dünya dengelerini etkileme konusunda en etkili konumu ele geçirmek için muhtelif alanlarda sessiz bir savaş yürütüyor. Bu amaçla özellikle ekonomik alanda başarılı bir savaş yürüttüğü ve önemli ataklar yaptığı inkarı mümkün olmayan bir gerçek. ABD, onun ekonomik alandaki ilerleyişinin önüne geçmek için uluslararası ticarette birtakım kısıtlamalar uyguladı. Tabii ABD’nin kısıtlamaları Çin ekonomisini etkileyecek nitelikteydi, ama Çin yönetimi kendine yeni kapılar açmakta ve alternatifler bulmakta gecikmedi.

Son iki yıldır bütün dünyayı sarsan koronavirüsün Çin’den neşet etmesine rağmen bu salgının sebep olduğu ekonomik krizden en az etkilenen küresel gücün de Çin olduğu yapılan değerlendirmelerde dile getiriliyor. Tabii bu salgının arka planıyla ilgili, Çin’in stratejik hesapları hakkında birtakım komplo teorileri de geliştirildi, ama şimdilik bu teorileri bir neticeye bağlamamıza yetecek kadar elimizde veri bulunmadığı için bu konuda net bir şey söyleme imkanımız yok.

Çin, küresel çapta dengeleri etkileyen önemli bir merkez güç olmak için sadece ekonomik savaş vermenin yeterli olmadığının, siyasi alanda da önemli ataklar yapmak gerektiğinin farkında ve bunun için önündeki potansiyellerden yararlanma konusunda biraz daha akıllıca değerlendirmeler yapmaya ve stratejiler geliştirmeye çalışıyor.

Bu konuda ABD ile aynı davulu çalmanın kendi bileğini güçlendirmede çok fazla işe yaramayacağını bildiği için küresel planda ABD’nin karşısına koyabileceği birtakım kartlarının olmasını önemsiyor. Çünkü uluslararası planda ABD ile rakip durumda ve onunla pazarlığa oturduğu zaman, onu bazı şeylere zorlayabilmek için karşıt duruşlara ihtiyacı var. Bundan dolayıdır ki, ABD’nin, arka planda işbirliği yapmaktan çekinmese de zahirde sürekli karşısına aldığı İran’a sahip çıkmayı ve onunla işbirliğini önemsiyor. Afganistan’da Taliban’la işbirliğini bir seçenek olarak elinde tutmaya çalışıyor.

Aynı şeyin Filistin meselesinde de karşımıza çıktığını görüyoruz.

Kim ne derse desin Filistin halkının özgürlük mücadelesi ve siyonist işgalden kaynaklanan sorun bugün dünya dengelerinde önemli bir rol oynama potansiyeline sahiptir. Küresel çapta aktif konumda olmayı isteyen hiçbir güç Filistin davasını önemsemeden edemez.

Bu meselede ABD’nin duruşu belli. Uluslararası siyonizmin ekonomik, stratejik, medyatik ve siyasi gücünü her zaman yanında görebilmek için İsrail işgal rejimine şartsız destek veriyor. Bu konudaki tavrı, ister Cumhuriyetçiler yönetimi ele geçirsin ister Demokratlar, değişmiyor. Görünüşte Filistin konusunda biraz daha dengeli ve Filistin halkının haklarını da gözardı etmeyen bir politika izleyeceği mesajı vermeye çalışan Biden’ın başa geçmesinden sonra ABD’nin politikasında değişen bir şey olmadı.

Bu durum karşısında Çin’in ABD’ye karşı işine yarayacak kart Filistin halkının haklı ve meşru mücadelesinin yanında, İsrail işgal zulmünün karşısında durmak olacaktır. Bu, Çin’in bu konudaki samimiyetinden değil stratejik hesaplarından kaynaklanmaktadır. Ama bu durum yine de doğal olarak, ABD’nin desteğini elde etmek için işgal rejimiyle ilişkileri geliştirme yarışına giren Arap dünyasının ciddi şekilde ihanetine maruz kalan, İslam dünyasının ise büyük ölçüde ihmal ettiği Filistin direnişinin iştahını kabartıyor ve Çin’in uzattığı eli geri çevirmiyor, işbirliği mesajları veriyor. Bunu belki, uluslararası platformda konumunu güçlendirmek için bütün fırsatları değerlendirmeye ihtiyaç duyan Filistin direnişi açısından anlamak mümkün.

Ama bu durum asla bizi Çin zulmünün ve Doğu Türkistan’da hâlen devam eden işgalinin üstünü örtmeye yöneltemez ve yöneltmemeli. Siyonist, Filistin topraklarında ne kadar işgalci ve zalimse Çin de Doğu Türkistan’da o kadar ve belki daha fazla işgalci ve zalimdir.