Lübnan’da Siyasi ve Ekonomik Kriz

Ağustos 2021, Ribat

Lübnan uzun yıllar süren iç savaştan dolayı büyük bir yıpranma ve yıkıma maruz kalmıştı. İç savaşa son verilmesi ve siyasi istikrarın sağlanması için 1989’da imzalanan Taif Anlaşması’nın ardından başlayan süreçte ülkenin yeniden yapılanması için yoğun bir faaliyet yürütüldü. Ancak kendi ulusal imkânları ve bütçesi yıllar süren iç savaş sebebiyle büyük bir yıkım yaşamış ülkeyi yeniden yapılandırmaya ve imara yetecek miktarda değildi. Dolayısıyla dış borçlardan yararlanmak zorunda kaldı. Ancak bu dış borçlar bir yandan da ülkenin sırtında ekonomik bir kambur oluşturdu. Buna rağmen siyasi istikrarın sürdüğü dönemde yine de tekerlek bir şekilde dönmeye devam ediyordu.

Ama bazı karanlık güçlerin çomak sokmaları ve özellikle de uzlaşma sürecinde başbakanlık koltuğuna oturtulmuş olan Refik El-Hariri’nin, Suriye’deki Baas rejiminin istihbaratı tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen bir suikastla öldürülmesi ülkede siyasi istikrarın yeniden bozulmasına, işlerin daha da çetrefil hale gelmesine ve ekonominin gittikçe kötüleşmesine neden oldu. İşte bu istikrarsızlık ve kriz son yıllarda iyice kendini belli ettiğinden, ülkede sürekli çalkantılar yaşanıyor. Gidişata hakim olabilecek eli güçlü bir ittifak hükümeti kurulamıyor. Kurulan koalisyon hükümetleri uzun süreli olamıyor. Biz de bu ayki yazımızda, bu sıralarda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olan ve geniş çaplı sosyal patlamanın eşiğine gelen Lübnan’da son üç yıl içinde yaşanan siyasi gelişmelerin ve çalkantıların genel bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

Lübnan'da 6 Mayıs 2018'de gerçekleştirilen genel seçimlerin üzerinden dokuz aya yakın bir süre geçtikten sonra 31 Ocak 2019'da yeni hükümet konusunda anlaşma sağlandı. Yeni hükümette başbakanlık, öldürülen eski başbakan Refik El-Hariri’nin kurmuş olduğu Müstakbel (Gelecek) Partisi'nin genel başkanı ve Refik El-Hariri’nin de oğlu Sa'd El-Hariri'ye verildi. Onun partisine de beş bakanlık verildi. İkisi de Şii partisi olan Hizb ve Emel partilerine üçer bakanlık verildi. Ayrıca Hizb'e yakın tavırlarıyla öne çıkan Sünni kökenli bir bağımsız milletvekiline de bakanlık verildi. Böylece Hizb - Emel ittifakı hükümette yedi bakanlık elde etmiş oldu. Bunların yanı sıra bu ittifakla işbirliği içinde olan bazı hıristiyan partileri de bakanlıklar aldılar. Böylece Lübnan'da geniş tabanlı bir hükümet kurulmuş oldu. Ancak bu hükümette zıtların bir araya getirilmesine çalışıldı.

Ne var ki aradan fazla zaman geçmeden ülkede yaşanan birtakım ekonomik sıkıntılar ve iletişime getirilen yeni vergiler özellikle de whatsappta sesli görüşmenin paralı hale getirilmesi halkın meydanlara çıkmasına, hükümetin istifasını talep etmesine neden oldu.

Zaten istikrarsız bir siyasi yapıya sahip olan Lübnan'da, hükümetin kurulması ancak uzun pazarlıkların sonunda mümkün olabilmişti. Bu hükümetin gitmesinin ülkeyi bir kaosa sürükleyeceğini düşünenler hükümetin istifa etmemesi, halkla anlaşma yapılması için fakirleri zorlayan vergilerin kaldırılması ve yeni vergiler konmaması çağrısında bulundular. Fakat ağır bir borç yükü altında olan Lübnan'ın ulusal gelirlerle borçlarının faizlerini bile ödemesi çok zor görünürken, dış destek olmadan nasıl belini doğrultacağı, halkına nasıl bir müreffeh hayat sunabileceği de ülkenin yönetimine ortak olan bütün siyasi oluşumların liderlerini düşündüren bir konuydu.

Olaylar karşısında fazla direnemeyen Sa'd El-Hariri sonunda istifa etti ve bir süre sonra yeni hükümeti kurma görevi Hasan Diyab'a verildi.

İran'ın yönlendirdiği Hizbullah örgütüne yakın bir siyasi duruşa sahip olan Diyab 21 Ocak 2020 akşamı Baabda Sarayı'nda yani cumhurbaşkanlığı sarayında Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı ziyaret ederek hazırladığı bakanlar kurulu listesini takdim etti. O gece hükümeti kurduğunu kamuoyuna duyurdu ve yirmi kişiden oluşan bakanlar kurulu listesini açıkladı. Kurulan yeni hükümete eski hükümetin başını çeken Gelecek Partisi ortak olmamıştı.

Diyab, düzenlediği basın toplantısında yeni bakanların çoğunluğunun belli siyasi kesimlerin öne çıkan isimlerinden değil uzman kişilerden oluştuğunu yani bir tür teknokratlar hükümeti kurduğunu dile getirdi. Dolayısıyla yeni hükümetin siyasi bir tercihi öne çıkarmak yerine devam eden problemlerin aşılması için iş yapma amacı içinde olacağını söyledi.

Fakat bu, kitlesel hareketliliğin ve tepkilerin durmasını sağlayamadı. Sosyal medyada, kurulan hükümetin meydanlara çıkan kalabalıkların taleplerine cevap verebilecek nitelikte olmadığı ve daha başından başarısızlık içinde olacak bir hükümet olacağı özellikle vurgulandı. Yeni bakanlar kurulu listesinin açıklanmasının hemen ardından başkent Beyrut'ta ve Lübnan'ın değişik şehirlerinde gösteriler düzenlendi. Göstericiler yeni hükümetin aslında muhtelif siyasi partilerin desteğini elde etmek amacıyla oluşturulmuş bir siyasi kotalar hükümeti olduğuna dikkat çektiler.

Yeni hükümet ülkenin ekonomisini kurtarma konusunda söze gelir bir şey yapamadı. Bu yüzden Lübnan lirası ciddi değer kaybetti ve insanlar daha da fakirleştiler. Dolayısıyla yine gösteriler düzenlendi. Başbakan ise ekonomik sorunların kendilerine eski hükümetlerden devredildiğini ileri sürerek çözüm için Lübnan halkından biraz daha sabırlı olmasını istedi.

Uzun süreden beri ekonomik problemlerden dolayı toplumsal olaylara ve çalkantılara sahne olan Lübnan'ın başkenti Beyrut'un limanında 4 Ağustos 2020 Salı akşamı büyük bir patlama meydana geldi. Olayda uzun süreden beri limanın depolarında bekletilen ve miktarı 2750 tonu bulan amonyum nitratın patladığı açıklandı.

Patlama bütün Beyrut'u sarstı ve liman çevresinde büyük bir hasara yol açtı. İki yüze yakın insan hayatını kaybederken 6 bin civarında insan da yaralandı. Ayrıca yüzlerce kişinin yıkılan binaların enkazı altında kaldığı belirtildi.

Zaten sıkıntılı olan Lübnan ekonomisi bu patlama yüzünden büyük bir sarsıntı geçirdi. Patlamanın ülke ekonomisine en az 15 milyar dolar zarar verdiği dile getirildi. Olaydan sonra halkın tepkileri ve eylemlerinin devam etmesi üzerine Lübnan hükümeti de istifa etmek zorunda kaldı. Ancak hükümetin istifası beraberinde bir siyasi boşluğu da getirdi. Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini yeniden Sa’d El-Hariri’ye verdi.

Hariri, Aralık 2020’de teknokratlardan yani siyasi kimlikli şahsiyetlerden ziyade uzmanlardan oluşan 18 bakanlı bir hükümet formülü sundu. Ama Cumhurbaşkanı Avn, listedeki birtakım isimlere ve özellikle hıristiyanlardan seçilen bakanların belirlenmesinde kendisinin önerilerinin dikkate alınmamasına itiraz etmesi sebebiyle formülü geri çevirdi.

Daha sonra Meclis Başkanı ve Emel Partisi’nin lideri Nebih Berri’nin de tavsiyesiyle bakanlar listesi 24’e çıkarıldı ve Hariri, hükümeti kurmakla görevlendirilmesinden dokuz ay sonra 14 Temmuz 2021 Çarşamba günü yine genellikle teknokratlardan oluşan 24 bakanın yer aldığı bir hükümet formülünü Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a sundu.

Hariri, sunduğu hükümet formülünün ülkedeki ekonomik krizi çözebilecek bir nitelikte olduğunu söyledi. O, uzun süren hükümet kurma çabaları sürecinde özellikle Arap ülkelerine muhtelif ziyaretlerde bulunarak, bu ülkelerin liderlerinden iktidara geçmesi durumunda siyasi ve ekonomik destek sözü aldı. Kuracağı hükümetin ekonomik krizi çözebilecek nitelikte olduğunu söylerken biraz da bu destek sözlerine güvendiği tahmin ediliyordu.

Lübnan’ı kendi evlatlığı gibi gören ve daha fazla batmasından rahatsız olduğunu belli etmeye çalışan Fransa’nın cumhurbaşkanı Macron bu ülkeye, Beyrut limanı patlaması sonrası özel bir ziyaret düzenleyerek, sorunlarının çözülmesi için yardım vaadinde bulunmuştu. Hariri’nin hükümet kurma çabalarını ve siyasi girişimlerini de desteklediğini belirtti.

Bu arada birtakım yorumcular Hariri’nin sunduğu hükümet formülünün Lübnan için kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu dile getirdiler. Fakat Cumhurbaşkanı Mişel Avn listeye razı olmadı. Özellikle hıristiyan bakanların kendisinin önerdiği isimler arasından seçilmemesini kabul etmek istemiyordu. Bu arada listedeki bazı isimlere muhtelif siyasi çevrelerden itirazlar olacağı iddiasında bulunarak listeyi bu şekliyle kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.

Sonuçta Avn’ın dayatmacı tutumunda ısrarı iplerin kopmasına neden oldu ve Hariri bu şartlarda hükümeti kurmasının mümkün olamayacağını bildirerek görevi iade etme kararı aldı.

Lübnan toplumu dini ve etnik çeşitliliğe sahip. Bu çeşitlilik, küresel emperyalizmin fitne politikalarını etkin bir şekilde devreye sokmasından önce pek sorun oluşturmuyordu. Ama emperyalizmin fitne temelli politikalarının doğurduğu sosyal şartlardan dolayı siyasette de söz konusu çeşitlilikle ilgili dengelerin gözetilmesi gerekiyor. Zaten parlamentoda etnik ve dini kimliklere göre kontenjanlar oluşturulmuş olduğu gibi resmi makamların dağıtılmasında da bu dengelerin dikkate alınması gerekiyor. Hangi parti olursa olsun hükümeti kurarken bakanlıkları paylaştırmada bu dengelere riayet etmek zorunda.

Hariri’nin hükümeti kurma görevini iade etmesi, Lübnan’da hükümet krizinin çözülememesine ve ülkenin düzlüğe çıkması için en azından sorumluluk üstlenecek bir yönetim kadrosunun oluşturulması işinin yeniden ertelenmesine sebep oldu.

Cumhurbaşkanı Avn, Hariri’nin görevi iade etmesinden sonra hükümeti kurmakla görevlendireceği kişiyi belirlemek için irtibatlar kurmaya ve görüşmeler yapmaya başladı. Ancak ülkedeki mevcut siyasi dengeler bu işi iyice zorlaştırıyor. Buna bir de ekonomik kriz ve gittikçe büyüyen sıkıntılar da ekleniyor. Çünkü siyasi liderler mevcut şartlarda yönetimi devralma sorumluluğunu yüklenmekte tereddüt ediyorlar. Bunu kabul eden biri çıksa bile siyasi açıdan güç kazanmasını sağlayacak bir ittifak oluşturmakta zorlanıyor.

Lübnan, zor bir dönemden geçiyor. Ekonomisi gittikçe kötüleşiyor. Lübnan lirası yabancı kurlar karşısında sürekli değer kaybediyor. Bu da halkın satın alma gücünün sürekli düşmesine neden oluyor. Çünkü halkın gelirleri Lübnan lirası üzerinden ve ücretlerindeki artış paranın değerindeki düşmeyi karşılamıyor.

Hariri’nin devreden çıkmasından sonra yeni bir hükümetin kurulması işinin çok daha zorlaşacağı düşünülüyor. Hükümet krizi ise ekonomik krizi çözme sorumluluğunu yüklenecek bir kadronun görevi devralmamış olması anlamına geliyor. Çünkü mevcut hükümet istifa etmiş durumda ve yeni hükümet kuruluncaya kadar zorunlu olarak görevi sürdürecek.