Hayat Veren Nil

Mayıs 2021, Ribat

Nil, ismi zikredilmese de Kur'an-ı Kerim'de sözü edilen bir ırmaktır. Hz. Musa'ya şöyle dendiği bildiriliyor: "Hani annene vahyolunanı vahyetmiştik: "Onu sandığa koyup suya bırak, su onu sahile bıraksın. Benim de düşmanım onun da düşmanı olan kişi (Firavun) onu alacaktır." Gözümün önünde yetiştirilmen için tarafımdan sana bir sevgi bıraktım." (Taha, 20/38-39) Bir başka yerde de şöyle buyurulur: "Musa'nın annesine: "Onu emzir. Başına bir şey gelmesinden korkacak olursan onu denize bırak. Korkma ve üzülme. Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız" diye vahyettik." (Kasas, 28/7)

Bu ayetlerin mealinde su veya deniz olarak tercüme edilen ibarenin aslı Kur'an'da "yemm" olarak geçmektedir. Bu kelime ise Arapçada hem deniz hem de büyük ırmak için kullanılan bir kelimedir. O yüzden, tefsirlerde de belirtildiği üzere bu kelimeyle bu ayetlerde kastedilen Nil Irmağı'dır.

Nil aynı zamanda 6700 km'ye yakın uzunluğuyla dünyanın en uzun ırmağı ve Doğu Afrika'nın önemli bir bölümüne hayat veren su kaynağıdır. Duru ve temiz bir suyu olan bu ırmak geniş bir havzaya sahiptir ve bu havzada yaşayanların tümü açısından önemli bir hayat kaynağı sayılır.

Tabii bu ırmak Mısır açısından da büyük önem taşır. Çünkü bu ülkenin en verimli tarım arazileri bu ırmağın havzasındadır ve başta pirinç olmak üzere Mısır halkını besleyen birçok tarım ürünü bu havzada yetişir. Ayrıca başta başkent Kahire olmak üzere birçok şehir ve kasabanın şebeke suyu da bu ırmağın suyu arıtılarak verilmekte ve oralarda oturan insanların büyük çoğunluğu bu suyu içmektedir.

Büyük Nil Irmağı, iki büyük kaynağın birleşmesiyle oluşur. Biri Uganda, Kenya ve Tanzanya arasında yer alan Viktorya Gölü'nden taşan suların oluşturduğu Beyaz Nil'dir. Bu göle farklı ırmaklar aktığı gibi aynı zamanda gölün dibinden de su çıkmakta ve bu sulardan da Beyaz Nil oluşmaktadır. Diğeri ise Etiyopya topraklarından çıkan Mavi Nil'dir. Bu ikisi Sudan'ın başkenti Hartum'un kenarında birleşmekte ve tek bir ırmak halinde Mısır topraklarına doğru ilerleyerek Akdeniz'e akmaktadır. Bazı araştırmacılar; "Eğer Mavi Nil, Beyaz Nil'e karışmasaydı sadece Beyaz Nil'in suları kuvvetli ihtimalle Mısır topraklarına ulaşmayıp çölde kaybolurdu" diyerek bu iki ırmağın birleşmesinin Mısır'ın temel su kaynağının oluşması açısından önemine dikkat çekiyorlar.

Nil’in yılda taşıdığı su miktarı 90 milyar metreküp civarındadır. Bunun %85’lik kısmını Etiyopya topraklarından çıkan Mavi Nil’in taşıdığı sular oluşturmaktadır. Beyaz Nil’in getirdiği su miktarı ise %15’lik kısmını oluşturuyor.

1902 ve 1929’da İngilizlerin gözetiminde, Nil sularının Sudan ile Mısır arasında paylaşımı konusunda bazı esaslar belirlendi. 1959’da ise Mısır’da Cemal Abdünnasır cuntasının Sudan’da da yine Abdünnasır’a yakınlığıyla bilinen İbrahim Abbud cuntasının hüküm sürdüğü sırada bir anlaşma imzalanmış ve Nil sularının 18.5 milyar metreküpünün Sudan tarafından kullanılması, Mısır’ın payının da 55.5 milyar metreküp olması kararlaştırılmıştı.

1959 Anlaşması’na göre Sudan ve Mısır’ın aralarında paylaştığı miktar toplamda 74 milyar metreküpü buluyor. Nil sularının %85’ini taşıyan Mavi Nil havzasında ise bu ikisinden başka Etiyopya ve Eritre de yer alıyor.

Etiyopya önceden Mavi Nil’in sularının sadece %3’lük bir kısmını kullanıyordu. Ancak 2011'den bu yana bu ırmağın üzerine Hedasi, Diriliş, Rönesans veya Nahda Barajı diye zikredilen bir baraj inşa ediyor. Tamamlandığı zaman Afrika'nın en büyük barajı olacak. Etiyopya bu barajla ülkesinin kalan elektrik ihtiyacını karşılamayı, hatta bir miktar da elektrik ihraç etmeyi hedefliyor. Ayrıca barajda birikecek suların bir kısmını tarım alanında kullanmak için de sulama düzeni kurmak istiyor. Böyle bir barajın doldurulması ve Mavi Nil'in Etiyopya tarafından kullanılacak payının artırılması tabii ki Sudan ve Mısır'ın su kaynaklarının azalmasına neden olacak. Bu belki arada kaldığı için Sudan’ı çok fazla etkilemeyecektir. Hatta Sudan’daki taşmaların sebep olduğu doğal felaketlerin de önüne geçebileceği düşünülüyor. Fakat Mısır’a giden miktarda ciddi azalma olacaktır. Sudan’ı etkilemesi belki Mısır’a giden miktardaki azalmanın çok olmaması için kendi payını azaltmak zorunda kalması suretinde olabilir. O yüzden suların paylaşımı konusunda bir ittifaka varılması Sudan’ı da birinci derecede ilgilendiriyor.

Mısır, Nil'in sularının paylaşılması konusunda Sudan ile Mısır arasında 1959'da imzalanan ve Mısır'ın payının 55.5 milyar metreküp olmasını hükme bağlayan anlaşmanın esas alınmasını, bu doğrultuda Etiyopya'dan da 1902, 1929 ve 1959'da imzalanan anlaşmaları kabul etmesini istiyor. Ancak Etiyopya kendisinin bu anlaşmalarda taraf olmadığını söyleyerek düzenlemenin mevcut şartlara göre yeniden yapılmasını talep ediyor.

Bilindiği üzere sınır aşan ırmaklar hakkında uygulanan bir uluslararası hukuk var ve bu tür ırmaklar üzerindeki haklar sadece çıkış noktasındaki topraklara hâkim ülkelere değil aynı zamanda geçtiği topraklara sahip ülkelere ve halklara aittir. Dolayısıyla Etiyopya'nın Mısır ve Sudan'da hayatı olumsuz yönde etkileyecek derecede Nil sularının azalmasına neden olacak bir programı uygulama hakkı bulunmuyor. Fakat sözünü ettiğimiz anlaşmaların hiç birine iştirak etmemiş. Dolayısıyla kendisi için bağlayıcı olmadığını söylüyor. Anlaşmalarda Nil sularının paylaşımı konusunda belirlenen miktarların, Etiyopya’nın payının çok düşük olmasına sebep olduğunu iddia ederek bu payların yeniden belirlenmesini istiyor.

Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşılması ve Etiyopya’nın inşa ettiği Hedasi Barajı’nın doldurulması konusunda bir ittifak sağlanması için 3-4 Nisan 2021 tarihlerinde Afrika Birliği’nin gözetiminde Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da bir üçlü toplantı yapılması kararlaştırılmıştı. Belirlenen tarihlerde söz konusu üç ülkenin temsilcileri bir araya geldi ve yapılan pazarlıklarda neticeye varılamaması üzerine görüşmelere üçüncü gün yani 5 Nisan’da da devam edildi. Ama üç gün süren görüşmelerde bir anlaşmaya varılamadı.

Mısır yönetimi Kinşasa’da yapılacak pazarlığın bir “son fırsat” olduğunu iddia ederek, kendi açısından Nil sularıyla ilgili haklarının korunması için bütün kapıların açık olduğunu dile getirmişti. Görüşmelerden bir sonuç çıkmaması üzerine de Etiyopya’yı suçlayarak, onun çözüme yanaşmak istemediği gibi konuyu zamana bırakmaya da razı olmadığı iddiasında bulundu. Anlaşıldığı kadarıyla zamana bırakma ile kastettiği Hedasi Barajı gölünün sularının doldurulması işlemlerinin, mesele üzerinde kesin bir ittifak sağlanıncaya kadar ertelenmesiydi. Ama Etiyopya bunu kabul etmiyor ve yaptığı yatırımı bir an önce değerlendirmek amacıyla baraj gölünü doldurmak için ikinci doldurma aşamasına geçmek istiyor.

Mısır ise baraj gölünün doldurulması sürecinin yürütülmesi için kendisinin istediği su miktarının garanti edilmesini, dolayısıyla sürecin, kendisi için garanti edilecek su miktarını azaltmayacak şekilde yürütülmesini istiyor. Ama Etiyopya yönetimi, Mısır’ın istediği kadar suyun gönderilmesinin garanti edilmesi durumunda baraj gölünün doldurulması işlemlerinin çok uzun bir zaman alacağını vurguluyor; o yüzden daha önce İngiltere, Mısır ve Sudan’ın ittifaklarıyla imzalanan anlaşmalarda Mısır’a gönderilmesi garanti edilen su miktarının azaltılmasını istiyor.

Kinşasa’daki görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine bir yandan Etiyopya yönetimi artık görüşmelerden ve pazarlıklardan ümidini kestiğini belli ederek, barajın ikinci doldurma aşamasını başlatma kararı verdiğini kamuoyuna açıkladı. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in açıklamalarında ikinci doldurma aşamasının önümüzdeki yaz aylarında tamamlanacağı dile getirildi.

Buna karşılık Mısır yönetimi de su hakkının bir damlasından bile vazgeçmeye niyetli olmadıklarını, gerek görürlerse sularını almak için kanlarını verebileceklerini dile getiren açıklamalarda bulundu.

Cunta lideri Sisi de, Nil’in sularının azaltılması durumunda çözüm için bütün kapıların açık olduğunu dile getirerek gerekirse askeri operasyon düzenlemekten de çekinmeyeceklerini belli etmeye çalıştı. Ancak Sisi’nin bu tür tehditlere daha önce Libya’daki maşası Halife Hafter’in köşeye sıkışması üzerine de başvurduğu, ama Hafter’in bu tehditlere güvenerek sırtını sağlama aldığını düşünemediği, bilakis görüşme masasına oturmak ve anlaşmaya razı olmak zorunda kaldığı biliniyor. O yüzden Sisi’nin sadece elleri kolları bağlanmış mazlumlara karşı dişini gösteren, ama er meydanından her zaman kaçan bir korkak canavar olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Dolayısıyla onun tehditleri Etiyopya Başbakanını kararından vazgeçmeye zorlayamadı ve Hedasi Barajı’nı doldurma işlemlerinin ikinci aşamasını başlatma konusundaki kararlarından vazgeçmeyeceklerini dile getirdi. Tabii baraj projesinin finansmanı için Çin bankaları başta olmak üzere muhtelif dış bankalardan krediler almış olması ve projenin hayata geçirilmesinde de yine en başta Çin’den destek alması Etiyopya’nın bileğini biraz güçlendiriyor.

O yüzden Sisi cuntasının meseleyi askeri tehdit yoluyla çözmesinin kendi açısından ağıra oturacağını tahmin edeceği ve böyle bir yola başvurmaya kolay kolay cesaret edemeyeceği kanaatindeyiz.

Bu durum karşısında tek çözüm kapısı olarak geriye uluslararası hukuk mekanizması kalmaktadır. Mısır yönetimi 2011'de Etiyopya'nın baraj projesini gündeme getirmesiyle birlikte bu konuda uluslararası hukuk organlarına başvurarak projenin durdurulması talebinde bulunmuş, yargı mekanizması da projenin sınır aşan ırmaklarla ilgili haklara tecavüz mahiyeti taşıdığından dolayı durdurulması gerektiğine hükmetmişti. Ancak kararın uygulaması için herhangi bir baskı veya fiili engelleme olmadı.

Sonrasında Afrika Birliği başta olmak üzere muhtelif uluslararası kurumlar tarafları anlaşmaya ikna etmek için çaba sarf etti. Bu çabalar da sonuç vermedi. Bu arada Mısır, projenin durdurulması için BM Güvenlik Konseyi’ne de başvurdu.

Ancak Etiyopya, yukarıda sözünü etiğimiz anlaşmaların hiçbirinde taraf olmadığından bu anlaşmaların kendisini bağlamayacağını söylüyor ve uluslurarası yargının bu anlaşmalara binaen Etiyopya’yı bir şeye zorlaması söz konusu olamaz. Bu durumda “sınır aşan ırmak” veya “uluslararası nehir” tanımlaması içinde yer alan akarsularla ilgili uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde bir yargılama ve paylaşım yapılmasına ihtiyaç duyulacak. Fakat bu konuda da çok farklı bakış açıları ve yorumlamalar bulunduğundan yapılacak yargılamanın sonuçlanması zaman alabilir. Ayrıca belirtilen anlaşmalarda Mısır’ın garanti edilmesini şart koştuğu miktar Nil Nehri’nin taşıdığı su miktarının önemli bir kısmını oluşturduğundan yapılacak yeni düzenlemede onun payı azaltılabilir. Bununla birlikte Etiyopya’nın Sudan’da ve Mısır’da hayatı tehdit edecek miktarda suyu azaltmaya da hakkı olmayacaktır.