Düşünemeyenlerin Düşünce Özgürlüğü

Aralık 2020, Ribat

Yüce Allah, bu dünya hayatında insanı bir sınavdan geçirmektedir. Bu yüzden de ona inanç ve düşünce özgürlüğü vermiştir. Kimseye din ve inanç zorla dayatılmaz. Herkes istediği gibi inanabilir ve istediği gibi düşünebilir. Ama bu dünya bir imtihan salonu olduğu için burada ortaya koyduğunun karşılığı kendisine mutlaka verilecektir.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim Tağut'u inkâr edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur. Onun kopması sözkonusu değildir. Allah duyandır, bilendir." (Bakara, 2/256)

"Biz ona yolu gösterdik; artık ya şükredici olur, ya da nankör." (İnsan, 76/3)

"De ki: "Hak Rabbinizdendir. Artık isteyen inansın, isteyen inkâr etsin." (Kehf, 18/29)

"Bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol edinir." (Müzzemmil, 73/19)

"İşte bu gerçek olan gündür. Artık dileyen Rabbine giden bir yol tutar." (Nebe, 78/39)

Yüce Allah, Hz. Peygamber'e yaptığı bir hatırlatmada da, kendisinin kimseyi belli bir inancı kabul etmeleri için insanları zorlamadığını belirterek, onları bu konuda zorlayamayacağını, onların seçim yapmakta serbest bırakıldıklarını bildirmektedir:

"Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların tümü topluca iman ederdi. Şu halde insanları mü'min olmaları için sen mi zorlayacaksın?" (Yunus, 10/99)

Bu itibarla gerçek düşünce ve inanç özgürlüğü İslam'dadır. Çünkü İslam'ın temel kitabı Kur'an-ı Kerim, hem insanlara irade özgürlüğü verildiğini, yani kimsenin önceden bir şeye mecbur edilmediğini, onlara seçim yapmada kullanabilecekleri bir özgür irade verildiğini bildirmekte, hem de bu özgürlüklerini kullanmalarına engel olunmamasını istemektedir. Tabii bu konuyla ilgili tarihte muhtelif kelam ekolleri arasında tartışmalar ortaya çıkmış ve farklı itikadi mezhepler ortaya çıkmıştır ama Kur'an âyetlerinin açık ve net bir şekilde önümüze koyduğu gerçek insanın inanç ve çizgisini belirlemede özgür olduğu, kimsenin mecbur edilmediği, zaten buna binaen imtihana tabi tutulduğu ve bu yüzden ceza veya mükafatı hak edeceği yönündedir.

Bozulmamış insan fıtratı ise doğruya meyillidir. Dolayısıyla insan fıtrata uygun bir şekilde düşünür, yaratılanlardan, tabiattan ve olan bitenlerden ibret alırsa doğruyu bulması kolaydır. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim insanı sürekli düşünmeye teşvik etmiştir.

"İşte Allah, olur ki düşünürsünüz diye ayetlerini size böyle açıklamaktadır." (Bakara, 2/219)

"De ki: "Size bir şeyi öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker durup sonra düşünmenizi." (Sebe, 34/46)

Kur'an-ı Kerim'de insanı düşünmeye sevk eden bunların dışında daha pek çok âyet var. Allah insana düşünme özgürlüğü verdiği için onu sorumlu tutmaktadır. Düşünme özgürlüğü olmasaydı mükellef olmazdı. Fakat Kur'an'ın teşvik ettiği düşünme "akıl etme, aklını kullanma" tarzındaki düşünmedir. Düşünmenin amacı doğruya ulaşmak için zihni yormaktır. Bazıları düşünmeden kendilerine başkaları tarafından telkin edilen kanaat ve anlayışları aynen kabul ederler. Bazıları da Allah'ın, insanı hayvanlardan farklı kılan bir kabiliyet olan düşünme ve akıl yürütme gücünü kullanarak neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında güçlü bir kanaat edinmeye, çizgilerini de ona göre belirlemeye çalışırlar.

Ne var ki insanın sahip olduğu fıtrî değerlerden uzaklaşarak, başkalarının saygı duyduğu varlıkları veya şahısları küçümseyerek, aşağılayarak, aslında kendilerini iyice aşağılık duruma sokanlar da gerçekte düşündüklerini zanneder, başkalarına iğrenç şekilde saldırmalarına izin verilmesini de düşünce özgürlüğü olarak görürler. Oysa bu bir düşünce özgürlüğü değil tam anlamıyla düşüncesizliktir. Kur'an-ı Kerim onların aslında akıl etmediklerini bildirmektedir.

"Yoksa sen onların çoğunun duyduklarını veya akıl ettiklerini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler belki yolca daha sapıktırlar." (Furkan, 25/44)

"Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki böylece akıl edecek kalpleri, duyacak kulakları olsun. Doğrusu gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur." (Hacc, 22/46)

"İnkar edenlerin örneği, çağırmaya ve haykırmaya karşı bağırmaktan başka bir şey yapmayan bir varlığın durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler dolayısıyla bir şeyden anlamazlar." (Bakara, 2/171)

"Allah katında canlıların en kötüsü bir şeye akıl erdiremeyen sağır ve dilsizlerdir." (Enfal, 8/22)

"İçlerinden seni dinleyenler var. Ancak sen sağırlara, üstelik akıl etmiyorlarsa, duyurabilecek misin?" (Enfal, 8/22)

Gerçekte akıl ve düşünceden yoksun olanlar, görünüşte düşünce özgürlüğünden söz etmelerine rağmen bu konuda kesinlikle samimi ve gerçekçi değil bilakis ikiyüzlü, çifte standartçıdırlar.

Bu doğrultuda Batı'nın düşünce özgürlüğü konusundaki tutumunun da çifte standartçı olduğunu artık herkes biliyor. Müslümanların en kutsal değerlerine bile saldırılmasını düşünce özgürlüğü gerekçesine dayandırarak savunan Avrupa'nın daha yakın geçmişte, uluslararası siyonizmin yıllardan beri Avrupa'yı kendi politikalarına mahkûm etmek amacıyla kullandığı holokost hikâyelerinin sorgulanmasına müsaade etmedi.

Müslüman olmadan önce el üstünde tutulan ve büyük bir düşünür olarak dünyaya sunulan ama Müslüman olmasından sonra aforoz edilip mahkemelerde süründürülen Roger Garaudy'nin holokost hikâyelerini sorgulayan "İsrail'i Kuran Efsaneler" adlı kitabı birçok Avrupa ülkesinde yasaklandı. Fransa'da da Garaudy bu kitabından dolayı uzun süre mahkemelerle uğraşmak zorunda kaldı. Oysa o bu kitabında kimseye hakaret etmiyor, kimseyi aşağılamıyor, kimsenin kutsal değerine saldırmıyordu. Sadece yalan söyleyen tarihi irdeliyor, yazılanlarla gerçeklerin birbirine uymadığını ortaya koyuyor ve uyduruk tarihin siyasi amaçlar doğrultusunda kullanıldığını gözler önüne seriyordu. Ama uluslar arası siyonizmin İsrail'e sürekli para akıtan, çıkar sağlayan, çağın güçlü devletlerini İsrail hesabına yönlendiren çarkının dişlileri arasına bir tel koymuştu. Bu, aslında Batı'nın yararınaydı. Ne var ki siyonizm Batı siyasetini öylesine esir almıştı ki o kendi çıkarına olan ve gerçeklere dayanan bir fikre bile özgürlük tanımıyor, derhal boğazını sıkıyordu.

Aynı Batı bugün Müslümanların en muhterem bildikleri insana iğrenç bir şekilde saldırmayı düşünce özgürlüğü olarak yutturmaya kalkışıyor.

Oysa ortada bir düşünce özgürlüğü değil saldırı ve sataşma özgürlüğü var. Bu ise insanî değerlere ters sadistlik ruhunun dışa yansımasıdır. Düşünce aklın ürünüdür. Akıl insanların kutsal bildiklerine saldırmaktan her zaman uzak durmayı tercih eder. Bu, insanı hayvanlardan farklı kılan aklın gereğidir. İnsanların kutsal bildiklerine iğrenç bir üslûpla yapılan saldırı aklın değil işkembenin ürünü olabilir.

Bir insan ifadeye dökmeden başkalarına hakaret edebilmektedir. Çünkü kalbinden geçenleri, Allah'tan başka kimse bilmiyor ve müdahale edemiyor. Ama bu, onurlu iş olarak nitelendirdiğimiz düşünce eylemi kategorisine girmez. Bu, düşünmek değil öfkelendiği bir konuda kendi kendini tatmin etmektir. Bazıları bunu açıktan da yapmak ister ve kendilerine bu konuda izin verilmesini isterler. Ama bunu kimse kabul etmez.

Fakat ne kadar ilginçtir ki İslam'a karşı savaş açmış olanlar İslâm'ın kutsal değerlerine, peygamberine ve öncü şahsiyetlerine çirkin bir şekilde hakaret etmenin "düşünce özgürlüğü" kategorisine dâhil edilmesini istiyorlar.

Şimdiye kadar Avrupa'da değişik yayın organlarında İslâm'ın peygamberine hakaret içeren birçok karikatür ve ifadenin siyasi liderler ve yönetimler tarafından düşünce özgürlüğü kapsamında ele alınması ciddi tepkilere neden olmuştu. Oysa hakaret özellikle de bir inanç sisteminin kutsallarına hakaret, düşünce veya ifade özgürlüğü değil seviyesizliktir. Hakaret, hakarete maruz kalanın değil hakaret edenin niteliğini ortaya koyar.

İslam düşmanlarının ortak özellikleri, kalplerinin İslam'a ve İslam'ın kutsal değerlerine karşı kin ve nefret duygularıyla dolu olmasıdır. Bu kin ve nefret duyguları bazen ağızlarından taşmakta ve İslam'ın kutsal değerlerine çirkin şekilde hakaret etmektedirler.

Elbette onların bu çirkin saldırılarıyla ve hakaretleriyle İslam'ın kutsal değerlerinin ve saygın kişilerinin, önderlerinin, peygamberinin itibarı düşmeyecektir. Tarihte hakkı insanlara tebliğ eden peygamberlerle ve onların tebliğ ettiği gerçeklerle birçok kez alay edilmiştir. Buna Kur'an-ı Kerim'de muhtelif ayetlerle dikkat çekilir.

"Aşırı sağcı" olarak tanımlanan ancak en bariz özelliği Müslüman düşmanlığı olan Danimarkalı politikacı Rasmus Paludan'ın Kur'an-ı Kerim'i yakmak için bir eylem düzenlemek amacıyla İsveç'e girmesine izin verilmemesi üzerine İsveç'te ona destek veren bir grup İslam düşmanı Malmö kentinde caddenin ortasında Kur'an-ı Kerim'i yaktı ve tekmeledi. Tabii bu, ülkede yaşayan Müslümanların tepkilerine ve eylem düzenlemelerine neden oldu. Polisin göstericileri dağıtmak istemesi üzerine de olaylar çıktı ve bazı kişiler gözaltına alındı.

Çok geçmeden Norveç'in başkenti Oslo'da yine bir grup İslam düşmanı Kur'an-ı Kerim'i yırtarak İslam'a karşı kin ve nefret duygularını ortaya koymaya çalıştı.

Avrupa'nın kuzeyinde bu olaylar yaşanırken, güneyindeki Fransa'da daha önce de İslam'a ve peygamberine hakaret içerikli karikatür yayınlamış ve bu yüzden gerginliklere ve olaylara neden olmuş Charlie Hebdo dergisi yine Hz. Muhammed'e hakaret anlamı taşıyan çirkin bir karikatür yayınladı.

Charlie Hebdo dergisi daha önce de Sorbonne Üniversitesi'nin Öğrenci Birliği Başkanı ve aynı zamanda Öğrenci Sendikası UNEF'in de sözcüsü seçilen Maryam Pougetoux'nun başörtüsüyle alay eden bir karikatürü kapak yaparak Müslümanların inançlarını ve değerlerini hafife almak suretiyle provokasyon yapmıştı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunun düşünce özgürlüğü olduğunu, buna müdahale etmelerinin söz konusu olamayacağını iddia etti. Gerçekte ise Macron'un sözünü ettiği özgürlük sadece İslam'a yönelik çirkin saldırılar içindi ve onun bu konudaki sözleri sadece Fransa'nın ikiyüzlülüğünü, çifte standartçılığını ortaya koymanın ötesine geçmiyordu.

Çünkü İslam'ın en kutsal değerlerine bile çirkince saldırılmasına, hakaret edilmesine izin veren ve bunu düşünce özgürlüğü olarak tanımlayan Fransa siyonist işgalcilerin vahşi katliamlarının bir yahudi tarafından dahi eleştirilmesine tahammül edememiş ve bunu antisemitizm olarak nitelendirmişti. Zeon ûnvanıyla tanınan yahudi asıllı bir Fransız çizeri, siyonist işgal rejiminin katliamlarını eleştiren ve bu katliam gerçeğini gayet açık bir şekilde gözler önüne seren çok anlamlı bir karikatüründen dolayı hakkında "antisemitizm" ithamıyla açılan davadan dolayı gözaltına almıştı. Oysa karikatürde kesinlikle bir antisemitizm yoktu, işgal rejiminin katliamları eleştiriliyordu. Zaten karikatürü çizen de bir yahudiydi, dolayısıyla antisemitist olması düşünülemezdi. Fransa'nın kabul edemediği, işgalci siyonist rejimin eleştirilmesiydi.