Silahlı demokrasi ve Burkina Faso

27 Ocak 2022 Perşembe, Yeni Akit

Çağımızda özellikle Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu veya küresel emperyalizmin güdümüne sokulmuş ülkelerin genelinde uygulanan uzaktan kumandalı demokrasilerin amacı, küresel güçlerin çıkarlarına hizmet edecek kadroların halklara seçtirilmesidir.

Eğer halklar onların çıkarlarının ve hesaplarının tersine bir tercih yaparsa çıkan sonuç hatalıdır. Orada demokrasiye mutlaka bir ayar verilmesi, seçenlerin kulağının çekilmesi gerekir. Gerekirse ayar için sandıklar rafa kaldırılır ve silahlı demokrasi devreye girer. Çünkü onlara göre hatalı seçim yapanların seçme hakları olamaz ve hiç kimse seçme hakkını kendisine bu hakkı verenlerin aleyhine kullanamaz. Kendilerine seçme hakkı ve özgürlüğü verilmiş olanların bunu hâkim güçler aleyhine kullanmaya kalkışmaları durumunda hâkim güçlerin de kullandırmama yetkileri olacaktır. Bunun için gerek gördüklerinde tankları, silahları devreye sokmaları yani sopanın ucunu göstermeleri mümkündür ve bu yüzden kimse onları demokrasiye aykırı davranmakla suçlayamaz. Çünkü onlar gevşeyen vidaları sıkmak, dökülen parçaları onarmak ve böylece halkın özgür iradesinden etkilenmeyecek çelikleştirilmiş demokrasiyle onun karşısına çıkmak için ayar verme haklarını kullanmaktadırlar.

Eski adı Yukarı Volta bugünkü adı ise Burkina Faso olan Afrika ülkesinde son yapılan askeri darbe, ülkenin bağımsızlığına kavuşmasından bu yana gerçekleştirilen darbelerin sekizincisi. Dolayısıyla halka pek de garip geldiğini sanmıyoruz. Zaten 2015 darbesi öncesi 27 yıl saltanatını sürdüren diktatör de halkın tercihini sormak amacıyla değil kendini halka onaylatmak amacıyla seçim yaptırıyordu.

Burkina Faso'da ilk kez 1 Aralık 1991'de gerçekleştirilen serbest cumhurbaşkanlığı seçimlerini, 1987’den beri ülkeyi yönetmekte olan Blaise Comparoe kazandı. Ama o da koltuğa yapıştı. Sürekli çeşitli oyun ve taktiklere başvurarak başkanlık süresini uzattı. Son olarak 2014 yılında başkanlık süresini anayasal bir düzenleme ile uzatmaya kalkışması üzerine halk ayaklandı. Bu ayaklanma onun saltanatına son verdi ve o da canını kurtarmak için Fildişi Sahili'ne sığındı.

Ama saltanat hırsı bir türlü sona ermedi. Saltanat yıllarında ülkede önemli stratejik noktalara yerleştirmiş olduğu elemanlarının büyük bir kısmının oralarda kalmalarını sağlamayı başardı. Bunların muhtemelen en önemli olanı da Başkanlık Koruma Alayı idi. Bu alay bir tür paralel devlet yapılanması oluşturdu ve 16 Eylül 2015'te gerçekleştirdiği darbeyle yönetimi ele geçirdi.

O zaman darbeyi gerçekleştirenler, Comparoe'nin devrilmesinden sonra başlatılan geçiş süreci için belirlenen tüm düzenlemeleri iptal etti ve bu süreç için başa geçirilmiş yöneticilerin tümünün görevlerine son verdiler. Bu darbe eski diktatörün gölgesinin ülkeye geri dönmesi anlamına geliyordu.

2015 darbesinden sonra iktidarı ele geçiren cuntanın lideri aynı zamanda halktaki tepkiyi yatıştırmak amacıyla geniş çaplı bir seçimin hazırlıklarının başlatılması için bir komite oluşturulacağını bildirdi.

Bu darbe sonrasında cunta liderleri arasında bölünme oldu ve sonuçta 29 Kasım 2015’te cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Bu seçimlerin birinci turunda Demokrasi ve İlerleme Kongresi Partisi'nin adayı Roch Marc Christian Kabore seçildi.

Askerler, son dönemde onun güvenlik konusunda başarılı olamadığından ve özellikle IŞİD yanlısı grupların ülkede güçlenmesinin önüne geçemediğinden şikayetçi olmaya başladılar. Bu konudaki söylemler ve eleştiriler halkta da Kabore aleyhtarı temayül ve tepkiler oluşmasına neden oldu. Halktaki bu temayül askerlerin onu devirmek ve iktidara el koymak için hazırlık yapmalarını kolaylaştırdı.

23 Ocak 2022’de, Kabore aleyhine düzenlenen gösterilere polisin müdahale etmesi tepkilerin artmasına ve ordu göreve çağrılarının yükselmesine sebep oldu. Bu da askerlerin devreye girmesini ve sivil yönetime karşı harekete geçmesini kolaylaştırdı. Önce askerler meydanlara çıkarak bazı stratejik noktaları ele geçirmeye başladı. Sonra da yönetime el koyduğunu duyurdu.