Fitne Stratejisinin Libya'da Çırpınışı

Ağustos 2020, Ribat

Libya'da 17 Şubat 2011 tarihinde dikta rejimine karşı gerçekleştirilen devrimin arkasından ortaya çıkan fitne hareketi ve onunla bağlantılı gelişmeler hakkında Ribat dergisinin Eylül 2016 sayısında "İstikrara Kavuşamayan Libya" başlığıyla bir dosyamız yayınlanmıştı. Orada dile getirdiğimiz hususları burada tekrar etmeyeceğiz. Onun için bu yazımızda ele alacağımız hadisenin gelişme süreci ve arka planı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere Ribat dergisinin arşivinden veya kişisel web sitemiz www.vahdet.info.tr'deki arşivimizden bulup okumalarını tavsiye ediyoruz.

Libya'da dikta rejiminin devrilmesinin üzerinden dokuz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu ülkenin tam bir istikrara kavuşamamasının ve başkentteki yönetimin tüm ülkeye hakim olamamasının sebebi Arap dünyasındaki dikta rejimleri başta olmak üzere muhtelif zulüm yönetimlerinin desteklediği fitne hareketinin bugün hâlâ bu ülkede varlığını sürdürebilmesidir.

Bu fitne hareketi gücünü Libya halkından değil bu ülkede zulme karşı devrim gerçekleştirmiş olan halkın kazanımlarını geri almak isteyen dikta rejimlerinden ve küresel güçlerden almaktadır. Libya'da halkın iradesini temsil edecek bir yönetimin ülkede siyasi iktidarı ele geçirmesini istemeyen bu dikta rejimleri ve küresel güçler Mısır'da olduğu gibi bu ülkede de totaliter dikta rejiminin geri dönmesini sağlamak ve halkı da ona boyun eğmeye zorlamak amacıyla bu fitne hareketini çıkardı.

Zulüm rejimleri Halife Hafter adındaki bir ihanetçinin liderliğinde oluşturduğu fitne hareketinin ülkede hakimiyeti ele geçirebilmesi için bütün imkanlarını seferber ettiler. Öncelikle eski rejimin kalıntılarını ihanet örgütünün saflarında toplayabilmek için onlarla irtibata geçmeye çalıştı ve ulaşabildiklerinden ikna edebildiklerini tüm faaliyetlerinin maddi külfetini üzerlerine almayı ve kendilerine belli bir miktar maaş bağlamayı taahhüt ederek Hafter komutasında oluşturulan ihanet hareketine dâhil ettiler.

Ancak bu şekilde toplayabildikleriyle oluşturdukları milis gücünün sayıca çok az olduğunu ve bu kadarlık bir milis güçle planlanan siyasi hakimiyeti gerçekleştirmenin mümkün olamayacağını gördükleri için Afrika'nın yoksul toplumlarından paralı militanlar topladılar. Afrika'da gelir düzeyi çok düşük olduğu için küçük miktarlarda maaşlarla paralı militan toplamaları mümkün oldu. Bazılarını da iş vaadiyle kandırıp Libya'da cepheye sürdüler.

Dolayısıyla söz konusu dikta rejimlerinin Hafter komutasında oluşturduğu silahlı milis gücünün büyük çoğunluğunu belli bir ideal için değil sadece aldığı maaşın hatırı için savaşan lejyoner güçler oluşturmaktadır. Bu özelliğinin savaşın stratejisi üzerinde nasıl bir etkisi olduğu hakkında aşağıda bilgi vereceğiz. Ancak ondan önce diğer bazı hususlara da dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Başlarında Arap dünyasının ve Arap kavmiyetçiliğinin yeni lideri olmayı arzulayan Suudi Arabistan'ın, onun şeytanı olarak nitelendirebileceğimiz ve bir mafya çetesi lideri gibi çalışan Birleşik Arap Emirlikleri'nin, bu iki ülkeden destek alarak darbe gerçekleştiren Sisi'nin hüküm sürdüğü Mısır'ın, bölgesel ve küresel çıkarları için insan doğrumakta hiçbir sakınca görmediğini Suriye'de de ispat etmiş olan Rusya'nın ve Avrupa'nın akıl hocalığını yapmaya kalkışırken en başta Avrupa'ya rezil olduğunu bugün hâlâ görmek istemeyen Fransa'nın yer aldığı zulüm rejimleri tarafından desteklenen Hafter örgütü gerçekte herhangi bir ahlâkî boyutu olmadığını bildiği ve kendisine ihale edildiği için sürdürme ihtiyacı duyduğu savaşta ihtiyaç duyduğu yardımları bu ülkelerden ve onların arkasında duran diğer ülkelerden aldı.

Hafter'in arkasında yer alan ülkelerin bazıları paralarıyla, bazıları teknik imkânlarıyla, bazıları silahlarıyla, bazıları askeri birikimleriyle ve tecrübeleriyle, bazıları diplomatik bağlantılarıyla bu örgüte destek vererek onun Libya'da iktidarı ele geçirmesi ve zulüm rejimini bu ülkeye yeniden hakim kılması için çalıştılar. Suudi Arabistan'ın en büyük desteği finansman yani mali destek oldu. Mali destek sadece savaşçı militanların maaşlarının karşılanması, malzemelerin satın alınması vs. gibi doğrudan savaşla irtibatlı faaliyetler için değil aynı zamanda kendilerine takdim edilen para karşılığında tavır belirleyen yani siyasi tavırlarını satan bazı aşiret liderlerinin satın alınması gibi stratejik faaliyetlerle ilgili alanlarda da kullanılıyordu. Birleşik Arap Emirlikleri mali desteğin yanı sıra elindeki askeri araçları, savaş uçaklarını ve teknik malzemeleri de fitne örgütünün hizmetine verdi. Mısır'daki Sisi cuntası bir yandan askeri teçhizat temini ve eğitim alanında yardımcı olurken bir yandan da toplanan paralı militanların sokulması, lojistik destek sağlanması vs. gibi değişik alanlarda yardımlarda bulundu. Rusya'nın desteği başta askeri tecrübe, uzmanlık ve eğitim alanında oldu. Ama bunların ücretini tabii ki Arap dünyasındaki dikta rejimlerinden tahsil etmeyi ihmal etmedi. Yine söz konusu dikta rejimlerinden ücretini tahsil etmek suretiyle birtakım askeri araçlar, füze sistemleri ve muhtelif teçhizat temin etti. Sonrasında Rusya'nın ünlü Wagner şirketi masraflarının Arap dünyasındaki dikta rejimlerinden karşılanması şartıyla Hafter örgütüne paralı militan ve uzman asker temin etme işini de yaptı. Wagner şirketinin gönderdiği paralı askerlerin bazıları Rusya'dan bazıları da Suriye'deki Baas rejiminin şimdilik kendilerine ihtiyaç duymadığı Şebbiha çetelerinden sağlanıyordu. Fransa önceleri uzmanlık ve eğitim alanında yardımcı oluyordu. Ancak Rusya'nın devreye girmesinden sonra Fransa'nın elemanlarına pek fazla ihtiyaç kalmadığı için o elemanlarını çekti. Fakat Fransa bu sefer bir yandan diplomatik alanda Hafter'in çığırtkanlığını yapma, bir yandan da onu etkisiz hale getirmeye çalışanlara sopa gösterme görevini üstlendi.

Bütün bu gerçekler gösteriyor ki Trablus'taki Ulusal Mutabak Hükümeti (UMH) adı verilen meşru hükümet karşısında Hafter'in arkasında sadece dünya çıkarları uğruna toplanmış korkak militanlar değil küresel ve bölgesel zulüm güçlerinin oluşturduğu bir ittifak cephesi savaş veriyordu. Bu cephe hem parasıyla, hem silahıyla, hem uzmanıyla, hem askeriyle, hem de diplomatıyla bilfiil savaşın içinde yer alıyordu. Tabii bu arada fitne savaşının savunulması görevini yürütmeleri için birtakım medya elemanlarını ve sosyal medya trollerini seferber etmek üzere de organizasyon oluşturuldu.

İhanetçiler ve zulüm güçleri ittifakı karşısında sıkışan ve zorlanmaya başlayan UMH, Türkiye'yle irtibatını güçlendirdi ve Türkiye'nin doğrudan yardım etmesine imkan sağlamak için, uluslararası hukukun belirlediği çerçevede anlaşmalarını yaptı. Türkiye, UMH'ye daha çok askeri malzeme temini ve uzmanlık alanında destek verdi. Cephede savaşanlar yine UMH'nin kendi askeri güçleriydi. Ama bu destek Hafter'in çemberini yarmak ve onun militanlarını kaçmaya zorlamak için yeterli oldu.

Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Hafter militanları paranın hatırına savaşıyorlardı. Herhangi bir idealleri ve manevi altyapıları yoktu. Her şeyleri maddi gelirle bağlantılıydı. Ama elde edecekleri maaş ve gelir canlarından daha kıymetli olmadığı için hayatlarının tehlikeye girdiğini gördükleri yerlerden hızla uzaklaşmayı tercih ettiler. Öte yandan yukarıda sözünü ettiğimiz ihanet cephesinin teknik araçlarına ve füze saldırı sistemlerine karşı Türkiye'nin sağladığı silahlı insansız hava araçları yani SİHA'lar önemli başarı gerçekleştirdi.

Bu durum karşısında Trablus'un çevresindeki kuşatma çemberi yarıldı ve Hafter'in militanları bölgeden uzaklaştırıldı. Ardından Trablus'un güneybatısında yer alan ve Hafter militanları açısından son derece büyük öneme sahip olan Vatiyye Hava Üssü hedef alındı. Hafter militanları bu üssü de çok fazla savunamadılar ve kurtuluşu üssü teslim ederek kaçmakta buldular. Hafter'in yardımcısının bu kaçışı taktik olarak nitelendirmesi ve tekrar dönecekleri iddiasında bulunması ise son derece gülünçtü.

Fitne örgütünün paralı militanlarının Trablus çevresinden uzaklaşmaları üzerine UMH'ye bağlı askeri güçler yine büyük stratejik öneme sahip Sirte ve Cufra kapılarına kadar dayandı.

Bunun üzerine paralı militanlarla bu işin halledilmesinin mümkün olmayacağını anlayan ihanet cephesi Mısır'daki cuntanın lideri Sisi'yi öne sürerek onun askeri müdahale tehdidinde bulunmasını sağladı. Diktatör Sisi de Sirte'nin kendileri için kırmızı çizgi olduğu iddiasında bulunarak UMH güçlerinin buraya girmesi karşısında müdahalede bulunabileceklerini ileri sürdü. Bu konuda inandırıcı olmak için de bir askeri üssü ziyareti esnasında yaptığı konuşmada askerlerden sınırdışı operasyon için her an hazırlıklı olmalarını talep etti. Suudi Arabistan ve BAE de hemen ona destek vererek Sisi'nin böyle bir operasyonda haklı olacağını iddia etti. Hafter'in sözde parlamentosu Tobruk Meclisi de hemen Sisi'yi Libya'ya davet etti.

Ama bu son derece etkisiz ve gerçekçi olmaktan uzak bir psikolojik savaş taktiğiydi. Çünkü herkes biliyor ki Sisi'nin bu tehditleri zulmün Libya'daki vekili olması için öne çıkarılan Hafter'in iyice sıkışmaya başlamasından kaynaklanan bir çırpınıştan ibaretti. Gerçekte Mısır cuntasının Hafter'i kurtarmak amacıyla sınır dışı operasyon yapması için içinde bulunduğu şartlar hiç de elverişli değildir. Bunu belki UMH'nin arkasında herhangi bir destek olmadığı zaman düşünmesi muhtemel olabilir. Ama Türkiye'nin Trablus yönetimine desteğinin devam etmesi durumunda düşünmesi çok da kolay değildir. Çünkü Mısır hükümeti ekonomik yönden büyük ölçüde Arap yarımadasındaki dikta rejimlerinin destekleriyle ayakta durmaktadır. Fakat koronavirüs salgını petrol piyasalarını iyice alt üst ettiği için bu ülkelerin ekonomileri de ciddi şekilde yara almıştır. Buna ek olarak Mısır ekonomisinin en önemli gelir kaynağı olan turizm sektörü de koronavirüs salgını karşısında en büyük yara alan sektörlerin başında gelmektedir ki bu da Mısır ekonomisini ciddi şekilde sarsmıştır. Savaşın ise ciddi bir ekonomik külfetinin olacağı çok açıktır. Dolayısıyla Mısır bu şartlarda Türkiye'nin destek vereceği bir askeri gücü karşısına alarak savaşa teşebbüs edebilecek durumda değildir. Böyle bir şeye teşebbüs ederse o zaman sadece Sisi'nin değil ona akıl verenlerin de akıllarından iyice şüphe etmek gerekir.

Bunun yanı sıra Mısır zaten Sina bölgesinde IŞİD'in uzantısı olduğu iddia edilen örgütle uğraşmakta ve baş edememektedir. Buna bir de son zamanlarda Etiyopya'nın Mavi Nil üzerine inşa ettiği barajı doldurmaya başlama niyetinden kaynaklanan kriz eklenmiştir ki bu kriz karşısında Sisi zaman zaman Etiyopya'ya horozlansa da askeri bir çözümü asla göze alamayacağını çok açık bir şekilde belli etmiştir.

Hafter'in Libya'da içine düştüğü durum arkasındaki Rusya'yı biraz sıkıntıya soktu. Ama Suriye'de Türkiye'yle bir uzlaşma içine girmek zorunda kalan Putin yeni bir ihtilaf mevzusu oluşturmaktan çekindiği için Libya konusunda Arap diktatörler gibi "gözü kara davranma" imajı vermeyi tercih etmedi. Fransa'nın lideri Macron da kendi ülkesinin yorumcuları tarafından Libya'da yanlış ata oynamaktan dolayı ciddi şekilde eleştirildi.