Libya'da Hafter'in Defteri Dürülüyor mu?

Haziran 2020, Vuslat

Arap dünyasındaki işbirlikçi dikta rejimleri, Arap Baharı sürecinde devrim gerçekleştiren halkların kazanımlarını geri almak için muhtelif oyunlara başvurdular. Mısır halkının kazanımlarını geri almak için Baltacı fitnesini çıkardılar ve bu fitneyi gerekçe olarak kullanan bir Sisi darbesinin gerçekleştirilmesine zemin hazırladılar. Libya halkına karşı oyun oynamak için de bir fitne hareketinin ortaya çıkmasını sağladılar.

Libya'daki fitnenin başını Kaddafi döneminde orduda görev yapan sonra ABD istihbaratıyla ilişkileri keşfedildiği için ordudaki görevini bırakmak zorunda kalan eski üst düzey subaylardan Halife Hafter çekiyordu. Bu kişi uluslararası mekanizmadan ve Arap dünyasında saltanatlarını sürdüren dikta rejimlerinden aldığı destekle Kaddafi döneminin ordu mensuplarını toparlayarak muhalif bir grup oluşturmaya çalıştı. Yeterli bir güce ulaştığına kanaat edince de geçici hükümeti ve onun parlamentosunu tamamen devreden çıkarıp aynen Abdülfettah Sisi'nin Mısır'da yaptığı şekilde yönetime el koymak için 11 Şubat 2014 tarihinde darbe girişiminde bulundu.

Hafter'e destek verenlerin başını çekenler de Mısır'daki Sisi darbesine destek vermiş olan ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Arap dünyasındaki dikta rejimleriydi. Tabii bu arada Avrupa'da da Fransa başta olmak üzere Arap dünyasındaki değişim sürecinden rahatsız olan muhtelif ülkeler de Libya'daki fitne örgütüne destek verenler arasında yer almıştı.

Libya'daki fitne hareketini destekleyen dikta rejimleri ve onların güdümündeki medya organları darbe planının kesin başarılı olacağına inanıyorlardı. O yüzden darbe girişimi daha sonuçlanmadan her şey olmuş bitmiş, Hafter'in adamları yönetime el koymuş gibi yansıtmaya başladılar. Fakat plan başarılı olamadı ve Hafter'in adamları başkent Trablus'tan kaçmak zorunda kaldılar.

Hafter'in fitne hareketi darbe girişiminde başarısız olmasına rağmen Libya'yı karıştırma amaçlı silahlı faaliyetlerinden vazgeçmedi. Sonra ikinci bir darbe teşebbüsünde bulundu ve bunda da başarısız oldu. Bunun üzerine Mısır'daki Sisi cuntasının desteğiyle Mısır sınırına yakın Tobruk şehrinde Tobruk Temsilciler Meclisi adını verdiği sözde bir parlamento oluşturdu ve ona bağlı olarak bir hükümet kurdu. Böylece Libya'da biri başkent Trablus'ta diğeri Mısır sınırı yakınındaki Tobruk şehrinde olmak üzere iki ayrı hükümet ortaya çıkmış oldu.

Bu aşamada halkın seçtiği meclisin kurduğu geçici hükümetin Trablus'ta bulunmasına rağmen küresel emperyalizm, Hafter'in kurduğu Tobruk hükümetini meşrulaştırmak için çeşitli oyunlara başvurdu. Onun tanınmasını sağlamak için dünya ülkelerine baskı yaptı. Ancak Trablus'taki yönetim Hafter'i darbeci bir fitne hareketinin lideri olarak gördüğünü, onun kurduğu hükümeti tanımadığını ve Libya'nın tamamı üzerinde istikrarı sağlamak için mücadele etmeye devam edeceğini ortaya koydu.

Sonrasında BM'nin arabuluculuğu ile 17 Aralık 2015 tarihinde Fas'ın Suheyrat şehrinde Trablus hükümetiyle Hafter örgütü arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmayla ilk kez Trablus'taki yönetim de Hafter örgütünü muhatap almış oluyordu. Libya'daki bazı siyasi hareketler onun muhatap alınmasına ve onunla anlaşma yapılmasına karşıydılar ve böyle bir anlaşmayla fitnenin son bulmayacağına dikkat çekiyorlardı.

Anlaşmaya göre Hafter'in de iştirak edeceği bir ortak geçiş hükümeti, biri Trablus'ta diğeri Tobruk'ta olmak üzere iki tane de siyasi meclis oluşturulacaktı. Ancak Trablus'taki meclis Hafter'in de iştirak edeceği Genel Ulusal Kongre adıyla esas meclis niteliği taşıyacak Tobruk'taki on kişilik meclis ise sadece Hafter'in denetiminde olacaktı.

Anlaşma iki yıllık geçiş sürecinden sonra seçime gidilmesini, böylece halkın seçeceği bir parlamentoyla normal döneme geçilmesini öngörüyordu. Geçiş dönemi hükûmetini kurma ve başbakanlığını yapma görevi Fayiz es-Serrac'a verildi.

Bu anlaşma uluslarası düzeyde de resmen tanındığı için anlaşmaya göre kurulan hükümet Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) olarak isimlendirildi ve Libya'nın meşru hükümeti olarak kabul edildi.

Halife Hafter anlaşmaya göre bazı önemli elemanlarıyla birlikte Trablus'a taşındı ve bir bakıma oraya kazığını çakmış oldu. Fakat onun fitne örgütü silahlarını bırakmadı ve kendisi de Trablus'ta ittifak hükümetine yardımcı olmak, onun çalışmalarının önünü açmak için değil onun ayağına çelme takmak için uğraştı. Çünkü bu yönetimi devirmek ve Libya'da hakimiyeti tamamen ele geçirmek istiyordu. Kendisini yönlendirenlerin ve finansman sağlayanların talimatları da bu doğrultudaydı.

Hafter, Suheyrat Anlaşması'nın sağladığı geçici sükûnet sürecinden Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin destekleriyle, milis güçlerini artırmak ve Libya'daki kontrol alanlarını genişletmek amacıyla yararlanmaya çalıştı. Ardından da tamamen kendi militanlarının kontrolündeki bölgenin alanını genişletmek amacıyla silahlı saldırılarını yeniden başlattı. Suudi Arabistan ve BAE'nin verdiği maddi destekle Afrika ülkelerinden paralı militan devşiren Hafter örgütü aynı zamanda Kaddafi dönemi kalıntısı askerleri de saflarına alarak önemli avantajlar elde ettiği için Libya’nın doğu bölgesinde yer alan bazı stratejik merkezleri ele geçirdi. Tobruk'tan batıya doğru ilerleyerek 2018 yılı içinde Bingazi ile Tobruk arasında kalan Derne’yi tamamen kontrol altına aldı. Hafter’in militanlarının Derne’yi ele geçirdikten sonra burayı savunan mücahitlere karşı sergilediği vahşetin görüntüleri tüyler ürperticiydi. Derne’yi savunan insanları yere yatırarak kafalarına ve bedenlerine şarjörler dolusu mermiler boşaltıyorlardı.

Derne’den sonra “petrol hilali” olarak isimlendirilen körfez bölgesine yöneldiler. Bu bölgedeki limanlar Libya’nın önemli petrol kaynaklarının ihraç edilmesinde kullanılıyordu. Hafter militanlarının saldırıları bu limanların kullanılmasını ve petrol ihracatını büyük ölçüde engelledi.

Libya'daki iç çatışmaya çözüm bulunması için İtalya'nın Sicilya Adası'nın başkenti Palermo'da Kasım 2018'de bir zirve düzenlendi. Ancak yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamadı ve çok genel kararlar alınarak zirve sonlandırıldı. Türkiye adına zirveye katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Avrupa ülkelerinin darbeci general Hafter'den yana tutumlarından dolayı zirveyi terk etti. Türkiye ile birlikte Katar temsilcisi de terk etti.

Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin ve küresel emperyalizmin desteğiyle ilerlemeye devam eden Hafter güçleri bu arada Libya'nın başkent Trablus'tan sonra ikinci büyük şehri olan Bingazi'yi ele geçirdiler. Nisan 2019 başlarında da başkent Trablus'u ele geçirmek amacıyla harekete geçtiler. Hafter bu operasyonunun terör güçlerini etkisiz hale getirme amaçlı olduğunu iddia ediyordu. Yani Libya'da uluslararası kamuoyu tarafından tanınmış ve daha önce imzalanmış anlaşmalara binaen oluşturulmuş Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)'ni bir terör örgütü, ona bağlı askeri güçleri de terör güçleri olarak nitelendiriyordu.

Onun bu derece ilerleyebilmesinde tabii Hafter'in Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin paralarıyla Afrika'dan milisler toplamasının, yine paranın gücünü kullanarak sahradaki bazı aşiretlerle anlaşmasının ve Trablus'taki hükümetin tamamen yalnızlaştırılmasının önemli rolü oldu. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler Hafter'in topladığı milislerin maaşlarını öderken, silah ve teçhizat yönünden de destek oluyordu. Hatta uçaklarını vererek hava saldırıları düzenlemesini sağlıyorlardı. Mısır da askeri eleman ve teçhizat yardımında bulunuyordu. Bunun yanı sıra Fransa ve Rusya da çeşitli şekillerde doğrudan destek veriyor ve yardımcı oluyorlardı. Buna rağmen Trablus'taki UMH'ye bağlı güçler de kararlılıkla mücadele ettiler. Bu mücadele Hafter'in milislerinin Trablus'u ele geçirme operasyonlarının başarısız olmasına neden oldu. Ancak onun milislerinin Trablus'un hududuna kadar dayanmaları çok tehlikeli bir durumdu.

UMH 2019'un sonuna doğru Türkiye ile bir ittifak anlaşması imzalayarak askeri destek istedi ve bu isteği Türkiye tarafından kabul edildi. Türkiye'nin desteği Libya'da gidişatın da tersine dönmesine neden oldu. Çünkü Hafter'in saflarında çarpışanların çoğunu paralı militanlar oluşturuyordu ve onlar paranın hatırına hayatlarını tehlikeye atacak kadar fedakâr olamıyorlardı. Dolayısıyla karada sıkıştıkları yerlerden kaçmayı tercih ediyorlardı. Türkiye'nin verdiği Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) UMH'ye bağlı askerlere, Hafter milislerinin toplandığı noktalara hava saldırıları düzenleme imkânı da verdi. Bu araçlar aynı zamanda Hafter milislerine teçhizat ve yakıt ikmali yapan araçların da vurulmasına imkan sağlıyordu. Ayrıca BAE'nin ve Suudi Arabistan'ın sağladığı uçaklarla havadan saldırılar yapılmasına karşı da bir savunma sistemi oluşturuldu. Bu savunma sistemleriyle bazen saldırı uçaklarının düşürülmesi Hafter'de ve ona hava desteği sağlayan ülkelerde endişeye neden oldu.

Türkiye'nin verdiği destekle UMH'ye bağlı güçlerin ilerleme sağlamaları üzerine Hafter ilginç bir şekilde Tobruk Temsilciler Meclisi'ni ilga ederek yönetime tamamen el koyduğunu açıkladı. Bu, Hafter'in kendi bölgesinde gerçekleştirdiği bir darbeydi. Bu darbe anlaşma yapmış olduğu bazı aşiretlerle de arasının açılmasına neden oldu.

Türkiye'yle ittifakın sağladığı avantajlardan yararlanmaya çalışan UMH, Hafter'in Trablus ile Tunus sınırı arasında kalan bölgedeki kontrol noktalarını hedef alan operasyonlar gerçekleştirerek bu bölgeyi Tunus sınırına kadar tamamen Hafter milislerinin elinden geri aldı.

Bundan sonra güneye yönelerek Hafter milisleri açısından büyük önem taşıyan Vatiyye üssünü kuşatmaya aldı. Bu üssün kuşatılması karşısında sıkışan Hafter militanları ise intikam amacıyla sivil yerleşim merkezlerine ve özellikle de hastanelere yönelik saldırılarını artırdılar. Hafter milislerinin daha önce de bir yerde sıkıştıkları zaman özellikle sivil hedeflere yönelik saldırılar düzenlemeleri bilinen bir gerçektir.

Vatiyye kampına yönelik kuşatmanın ve saldırıların devam etmesi üzerine bazı milislerin UMH birliklerine teslim olmaları dikkat çeken bir gelişme oldu. Bir diğer dikkat çeken gelişme ise güneydeki bazı bölgelerde aşiretlerin gidişatın değişmesi sebebiyle Hafter'i terk ederek UMH tarafına geçtiklerini açıklamaları oldu. Ama bu, bölgedeki yapılanmayı değiştirecek boyutta olmadığı ve UMH tarafına geçen aşiretler fiili olarak Hafter'e karşı herhangi bir hareket içine girmedikleri için genel anlamda durumu çok fazla etkilemedi.

Bununla birlikte UMH'nin Vatiyye kampı etrafındaki kuşatması bizim bu yazıyı yazdığımız sırada devam ediyordu. Bu kampın düşmesi darbeci Hafter'e ağır bir darbe olacaktır.

Diğer yandan Libya'yla ilgili hesaplarını Hafter'in fitne hareketine bağlamış olan destekçi ülkelerin de artık ondan ümit kesmeye başladıkları ve bu fitne hareketine yeni kan vermek amacıyla liderini değiştirmeyi planladıkları da muhtelif haber kaynaklarında dile getiriliyor. 77 yaşındaki emekli general Hafter'in fitne hareketi liderliğinden de emekli edilmesi ve daha genç bir liderle yola devam edilmesi planları yapıldığı dile getiriliyor. Destekçi ülkelerden Rusya'nın eski diktatör Kaddafi'nin oğlu Seyfulislam Kaddafi'yi alternatif olarak düşündüğü haberlerde belirtiliyor.

Hafter bir karizma değildir. Sadece bir maşadır. Onun üzerinden oyun çevirenlerin ellerindeki maşanın artık koru tutamaz hale geldiğini gördüklerinde değiştirmeleri hiç de zor olmaz. Ancak fitne hareketinin kontrol ettiği alanın da azımsanamayacak boyutta olduğunun ve bu hareketi bitirmek için kararlılıkla yola devam edilmesinin gerekli olduğunun da gözden uzak tutulmaması gerekir.