Mısır Meclisi'nin Sisi'ye yetki vermesi

25 Temmuz 2020 Cumartesi, Yeni Akit

Diktatörün parmak işaretleriyle oturup kalkan ve yine onun parmak işaretleriyle kafa sallayan sözde bir meclisin diktatöre, ülkenin ulusal güvenliğini koruma iddiasıyla sınır dışına askeri harekat yapma konusunda yetki vermesi gülünç tabii. Bu meclis gerçekte halkı temsil eden, halkın iradesini yansıtan ve siyasi iktidarı ellerinde bulunduranların yetkilerinin sınırlarını belirleyen bir meclis değil. Diktatörün bütün zulüm uygulamalarını yasal çerçeveye oturtmak amacıyla oluşturduğu bir meşrulaştırma mekanizması.

Mısır'daki cunta yönetimi insanlara sırf siyasi düşüncelerinden ve tercihlerinden dolayı verilen idam cezalarını da ülkenin müftüsüne onaylatarak kendince İslam şeriatının onayından da geçirmiş oluyor. Tarihte "murtezika" olarak nitelendirilen Türkçedeki en isabetli karşılığıyla "besleme" diyebileceğimiz bir müftünün onayından geçen, ama gerçekte tamamen zulüm üzere verilen bir idam cezası İslam şeriatının onayından geçmiş olur mu? Ama zulüm rejimlerinin gölgesinde bu olabiliyor.

Mısır'daki cunta rejiminin zulmü yasallaştırma mekanizması olarak çalışan parlamentosu güya Mısır'ın ulusal güvenliğini tehlikeye sokan gelişmeler karşısında Mısır ordusunun sınır ötesine harekat yapabilmesi konusunda cunta lidreri Abdülfettah Sisi'ye yetki verdi.

Bazı Mısırlılar göstermelik seçimle ve sadece cunta rejiminin meşrulaştırma mekanizması olarak çalışmak üzere oluşturulan meclisin gerçekte Mısır halkını temsil edemeyeceğine ve onun verdiği yetkinin de bu halkın verdiği bir yetki anlamına gelemeyeceğine dikkat çekmek amacıyla sosyal medyada "Ben yetki vermedim" "Nil meselesi daha önemlidir" gibi muhtelif başlıklarla tepki kampanyaları başlattılar.

Aslında Mısır'daki cunta yönetiminin, mevcut şartlarda Libya'ya askeri müdahaleye kalkışmanın kendisi için kolay olmayacağının ve bunun ağıra oturacağının farkında olduğunu tahmin ediyoruz. Fakat bazı yorumcuların dile getirdiklerine göre bu konuda Sisi'yi öne çıkaranlar Rusya, Fransa, İsrail gibi devletlerin yanı sıra Arap dünyasındaki dikta rejimleri. Özellikle Arap dünyasının dışındaki güçlerin Sisi'nin bir aptallık yapıp Libya'ya müdahale etmesi durumunda Türkiye'yle karşı karşıya geleceğini ve bunun her iki ülkenin ordusunu da zayıflatacağını bekledikleri yorumlarda dile getiriliyor. Bu yorumculara göre İsrail zaten Mısır ordusunun zayıflamasını ve kendi ordusunun bölgedeki en büyük tehdit gücü olmasını istiyor.

Ancak biz Mısır cuntasının, darbeci Hafter'in köşeye sıkışmasından dolayı böyle operasyon tehditlerinde bulunmasının bir psikolojik savaşı niteliği taşıdığını tahmin ediyoruz. Çünkü zaten kötü durumda olan Mısır ekonomisi koronavirüsün sebep olduğu tahribattan en fazla etkilenen ekonomilerden biridir. Mısır ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından, bilhassa döviz getiren sektörlerinden biri turizm sektörüdür ve bilindiği üzere koronavirüs sürecinde bu sektör tamamen pasif konuma geçmiştir. Bunun yanı sıra Etiyopya'yla Mavi Nil suları üzerine inşa edilen Diriliş Barajı'nın doldurulması ve Mavi Nil sularından Etyopya sınırları içinde kullanılan miktarın artırılması sebebiyle yaşanan sorun da henüz çözüme kavuşturulamamıştır ve bu sorundan dolayı cunta lideri Sisi silah göstermekten çekiniyor. Çünkü bu meselenin askeri güç kullanımına başvurulması suretiyle çözülmesinin kolay olmayacağını ve böyle bir yönteme başvurmanın kendine maliyetinin ağır olacağını biliyor.

Türkiye, Libya'daki meşru hükümete ve Libya halkına yönelik bir tecavüz karşısında bu hükümete ve halka desteğini sürdüreceğini ortaya koydu. Sisi'yi öne sürenlerin beklentisi Mısır ordusunun Türkiye ordusuyla doğrudan karşı karşıya gelmesidir. Ancak Türkiye'nin desteğinin Hafter'in militanlarına karşı verilen savaşta yapıldığı gibi Libya'daki meşru yönetimi savunanların bileğini güçlendirmek şeklinde olacağını tahmin ediyoruz ve böyle bir yöntem karşısında Sisi'nin Libya'da içine düşeceği durum Suudi Arabistan'ın Yemen'de içine düştüğü durumdan çok daha kötü olacaktır.