Hafter'in işkence hücreleri

10 Temmuz 2020 Cuma, Yeni Akit

Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin, Rusya'nın ve Fransa'nın doğrudan desteğiyle ve yardımlarıyla, muhtelif Afrika ülkelerinden derlenen paralı milis güçleri kullanarak Libya'yı karıştırmaya devam eden darbeci general Halife Hafter'den kurtarılan Terhune başta olmak üzere muhtelif bölgelerde toplu mezarlar ortaya çıkarıldı. Libya'nın meşru yönetimi durumundaki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin bu toplu mezarların tetkik edilmesi ve Hafter'in arkasındaki rejimlerin gerçekte nasıl bir canavara destek verdiklerinin ortaya çıkarılması için BM'ye ve bazı uluslararası kurumlara yaptığı çağrılar maalesef henüz karşılık bulmadı. Çünkü bazı açıklamalar yapılsa da fiili olarak henüz herhangi bir adım atılmış değil. Bunda Hafter'in arkasında duran güçlerin engellemelerinin rolü olduğunu tahmin ediyoruz.

Sözünü ettiğimiz Terhune'de ayrıca Hafter'in militanları tarafından kullanılan bir işkence hapishanesi ortaya çıkarıldı ve bu hapishanedeki işkence hücrelerinin görüntüleri medya organlarına gösterildi. Bu görüntüler değişik medya kaynaklarında ve sosyal medyada yayınlandı.

Benzerlerini, Güney Lübnan'ın siyonist işgal güçlerinden kurtarılmasından sonra bu bölgeye yaptığım bir ziyarette görmüştüm. Orada da siyonist işgal güçlerinin hakimiyeti ellerinde tuttukları dönemde kurdukları bir işkence hapishanesi vardı. İşgalcilerin çekilirken bir kısmını yıktıkları bu hapishane, bölgenin kurtarılmasından sonra tamamen imha edilmemiş, siyonist vahşetin ne boyutlara ulaştığının bölgeyi ziyaret edenlere gösterilmesi ve işgalci siyonizmin gerçek yüzünün ifşa edilmesi için bir müzeye çevrilmişti. O hapishanede tutulmuş bazı eski esirler de bu müzeyi ziyaret edenlere maruz kaldıkları uygulamalar hakkında bilgi veriyorlardı.

İşte bu hapishanenin içinde bir de metalden yapılma işkence hücreleri vardı. Bu hücrelerin içine ancak bir kişi dizlerinin üstüne çömelerek sığabiliyordu. Ayağa kalkma, ayaklarını uzatma veya yatma imkanı yok. Hücreler metalden yapılmıştı. Dolayısıyla tavanı da metaldendi. Siyonist işgalciler işkence edecekleri kişileri çömelerek bu hücrelere girmeye zorluyorlarmış. Sonra da kapılarını dıştan sıkıca kapatıp tavanlarına üstten tokmaklarla vurarak gürültü çıkarıyorlarmış. Ve bu işkenceyi bazen saatlerce sürdürüyorlarmış.

Hafter'in militanlarının Terhune'de kurmuş oldukları işkence hapishanesindeki işkence hücrelerini gördüğümde de daha önce Güney Lübnan'da gözlerimle gördüğüm söz konusu hücreler aklıma geldi. Hafter'in adamlarının yaptığı hücreler de aynı boyutlarda. Bir kişinin çömelerek içeri girmesine imkan veriyor. Ama siyonistlerin hücrelerinden bir farkı vardı. Onlar metalden yapılmaydı, Hafter'in işkence hücrelerini ise betondan yapmışlar. İşkence tarzlarında da bir farklılık varmış, ama Hafter'in uyguladığı yöntem çok daha vahşice. Siyonistler hücrelerin tavanlarına tokmaklarla vurarak gürültü çıkarmak suretiyle işkence ediyorlarmış, Hafter'in adamları ise betondan dökme tavanların üstünde ateş yakarak hücrelerin içine kapattıkları insanları şiddetli sıcak ortamda bırakıyorlar. O yüzden bu işkence hücreleri, Hafter'in işkence fırınları olarak da adlandırılıyor.

Böylesine korkunç bir vahşeti icra eden zihniyet eğer Libya'da siyasi hakimiyeti ele geçirirse bunun Libya halkı açısından nasıl bir sonuç doğuracağını tahmin etmek zor değildir. İnsana, insan haklarına ve insanî değerlere zerre kadar saygısı olanın, bu vahşete karşı çıkması, bu vahşete karşı savaşanlara destek vermesi gerekir. Bu vahşeti tanımamız aynı zamanda kimin nerede durduğunu ve hangi anlayışa sahip çıktığını bilmemiz açısından da önemlidir.

Libya'da ortaya çıkarılan bu hücrelerle ilgili manzaralar bize aynı zamanda muhaliflerini, düşmanlarını tasfiye etmek ya da cezalandırmak için vahşette sınır tanımayan anlayış sahiplerinin birbirlerinden yararlandıklarını, birbirlerinden yöntem öğrendiklerini, keşiflerini birbirlerine verdiklerini ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.