Sisi'nin kabadayılığı

25 Haziran 2020 Perşembe, Yeni Akit

Libya'da Türkiye'nin verdiği desteğin Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)'nin bileğini güçlendirmesi ve bu hükümete bağlı askeri birliklerin darbeci general Halife Hafter'in liderliğindeki fitne örgütünü sıkıştırması, kontrolündeki önemli stratejik noktaları alması ve ilerlemeye devam etmesi bu örgütün arkasında duran dikta rejimlerini ciddi şekilde rahatsız etti.

Bunun üzerine Hafter'in paralı milislerle savunma çizgisini muhafaza etmesinin çok zor olacağının iyice açıklık kazanması sebebiyle Mısır'daki cunta yönetiminin lideri Abdülfettah Sisi, Libya'daki meşru hükümete tehditler savurarak Sirte ve Cufra'nın kırmızı çizgi olduğu iddiasında bulundu ve askerlerinden sınır dışı bir operasyon için hazırlıklı olmalarını istedi.

Her şeyden önce Sisi bu konudaki açıklamalarıyla ve tehditleriyle gayrimeşru gerilla örgütünü, terörü ve fitne hareketini destekleyip Libya'nın meşru yönetimini tehdit etmekle hiçbir meşru temele dayandırılması mümkün olmayan çirkin bir tavır sergilemiştir. Ayrıca Mısır yönetiminin ve Sisi cuntasının Libya'da hiçbir hakkı yoktur ve fitne örgütünün sıkıştırılmasını gerekçe göstererek askeri müdahalede bulunmasının uluslararası platformda geçerli hiçbir dayanağı olamaz. Dolayısıyla herhangi bir askeri müdahalede bulunması durumunda kendisine engel olunması için yapılacak müdahaleler haklı ve meşru olacaktır.

Cuntacı diktatör Sisi'nin böyle bir tehditte bulunmasında, fitneci Hafter örgütüne destek veren Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'nin kışkırtmalarının önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Tabii darbeci Hafter vasıtasıyla Libya'yı kontrol altına almak ve bir bölgesel güç oluşturmak isteyen Suudi Arabistan ile onun müttefiki BAE, cepheye sürdükleri adamlarının sürekli kan kaybetmesinden rahatsız oldukları için Sisi'yi böyle bir tehditte bulunmaya teşvik etmiş olabilirler. Söz konusu tehdit açıklamalarını yapmasından hemen sonra onu destekleyen ve haklı çıkarmaya çalışan açıklamalar yapmaları da bunu gösteriyor.

Ancak diktatör Sisi'nin bu sıralarda Libya'ya askeri müdahalede bulunması çok da kolay olmayacaktır. Çünkü her şeyden önce diktatör Sisi bu sıralarda hem içerde hem dışarda çeşitli problemlerle uğraşmaktadır ve bunlara bir yenisini eklemeyi göze alamayacağını sanıyoruz. Ondan dolayıdır ki Etyopya'nın Hedasi (Diriliş) Barajı'nı doldurma konusunda Mısır'ın tekliflerini kabul etmeyerek kendi programını uygulamakta ısrar etmesi karşısında askeri tehditte bulunma seçeneğini değil BM Güvenlik Konseyi'ne başvurma yolunu tercih etmiştir. Ancak Mısır'ın yaptığı bu müracaat ve BM'yi devreye sokmaya çalışması kuvvetli ihtimalle Etyopya'nın tutumunu değiştirmeyecektir ve bu baraj konusu diktatör Sisi'nin başını önümüzdeki günlerde de ağrıtmaya devam edecektir.

Diktatör Sisi gerek koronavirüs salgınından dolayı bazı sektörlerin özellikle de Mısır için önemli bir gelir kaynağı olan turizm sektörünün ciddi şekilde etkilenmesi ve gerekse petrol piyasalarının kötüleşmesi yüzünden kendisine kaynak temin eden Suudi Arabistan ve BAE ekonomilerinin de kötüleşmesi yüzünden ekonomik açıdan da ciddi sıkıntı çekmektedir. Üstelik Mısır, tabii koronavirüs salgınını ve bunun kendisine kaynak temin edecek ülkelerin petrol gelirlerine ağır darbe vuracağını önceden göremediği için büyük külfeti olan bir "yeni başkent inşası" projesini fiilen hayata geçirmişti. Şimdi bu projeyi yürütmekte zorlanıyor. Savaş ekonomisinin getireceği külfet ise çok ağır olacağı için diktatör Sisi'nin bu şartlarda kendisine bir savaş cephesi açmaya kalkışması oldukça büyük bir aptallık olacaktır. Böyle bir aptallık yapar mı bilmiyoruz ama en azından çevresindeki akıl hocaları bu konuda onu uyarma ve bilgilendirme ihtiyacı duyacaklardır.

Bu yüzden Sisi'nin Libya'ya yönelik son tehditlerinin sadece hırlamadan ibaret olduğunu ısırma niyetinin bulunması ihtimalinin çok zayıf olduğunu tahmin ediyoruz.