Arap Birliği, Libya'da hizaya geldi mi?

12 Haziran 2020 Cuma, Yeni Akit

Arap Birliği teşkilatı Genel Sekreter Yardımcısı Husam Zeki bir süre önce yaptığı açıklamada "Ankara'nın Libya, Suriye ve Irak gibi Arap ülkelerine müdahalesinin arttığını gözlemliyoruz. Bu müdahale endişe yaratıyor. Zira iyi komşuluk ilkeleriyle örtüşmüyor" ifadelerine yer vermişti. Zeki, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz Serrac'ın ülkede ateşkes sağlanması ve kapsayıcı siyasi sürece geçişi öngören ve Libya'yı mevcut durumdan çıkaracak olan Kahire inisiyatifine olumlu yaklaştığını da iddia etmişti. Bu arada Libya'da Suriye senaryosunun tekrar edilmesini istemediklerini belirtmişti.

Aynı Husam Zeki aradan çok fazla zaman geçmeden Mısır'daki bir yerel kanala yaptığı açıklamada Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)'nin Fas'ta imzalanan Suheyrat Anlaşması gereği Libya'nın meşru hükümeti olduğunu itiraf etme ihtiyacı duydu. Bu hükümetin Arap Birliği, Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler tarafından Libya'nın meşru temsilcisi olarak kabul edildiğini dile getirdi.

Fakat Zeki'nin söz konusu tv bağlantısında dile getirdiği en önemli husus, tv sunucusunun Türkiye'nin Libya'daki varlığını işgal olarak nitelemesi üzerine Türk güçlerinin meşru hükümet ile vardığı anlaşma sonucunda Libya topraklarına girdiğini hatırlatmasıydı. Fakat tabii bu arada Suriye'de sergilediği iki yüzlü ve sahtekar tutumunu tekrar etmekten çekinmedi. Türkiye'nin Suriye'de Beşşar Esed rejiminin zulmünden dolayı mağdur edilen insanlara yardım ve oradaki boşluktan yararlanarak terör faaliyetlerini artıran PKK'nın önüne geçmek için yaptığı müdahaleye karşı çıktığını, Rusya'nın katil Baas rejiminin katliamlarına destek amacıyla yaptığı müdahaleyi ise onayladığını belirtmek amacıyla "Libya'daki Türk varlığı Suriye'de varlığından farklıdır. Aynı şekilde Rusya'nın Suriye'deki varlığı Beşşar Esed rejimi ile sağlanan anlaşmanın bir sonucudur" ifadesini kullandı.

Gerçekte ise Rusya'nın Suriye'deki varlığı Türkiye'nin Libya'daki varlığına kıyaslanamayacağı gibi Suriye'deki müdahalesinin rejimle anlaşmaya dayanmaması da bu müdahalenin meşruiyetini ortadan kaldırmaz. Suriye'de rejim bütün insani değerleri ayaklar altına alarak korkunç bir katliam gerçekleştirmekte ve insanlarını topluca sürgün etmektedir. Bu vahşet ve katliama engel olunması insanlık gereğidir. Böyle bir zulüm ve vahşetin devam etmesi için verilen destek de her ne kadar rejimle anlaşmaya dayalı olarak gerçekleştirilse de haklı ve meşru değildir. Çünkü bu destek zulme, katliama, tehcire ve vahşete destektir. Libya'da Hafter örgütü bir fitne örgütüdür ve meşru temellere dayalı olarak oluşturulmuş bir yönetimi devirmek için darbe girişimlerinde bulunmuş, başarılı olamayınca da dikta rejimlerinin destekleriyle paralı milis güçlerle bir gerilla savaşı başlatmıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin buradaki müdahalesi sadece meşru hükümetle anlaşmaya dayanmakla kalmamakta aynı zamanda darbeci bir fitne örgütünü yani bir tür terör örgütünü etkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Arap Birliği teşkilatı aslında Suriye konusunda tamamen iki yüzlü bir politika sergilemiş ve zulüm rejimlerine destek veren devletlerin müdahaleleri karşısında bir tavır ortaya koymazken Türkiye'nin zulmün son bulması için yaptığı müdahaleye itiraz etmiştir. Aynı ikiyüzlülüğü Libya'da da sergilemek istediği Husam Zeki'nin yukarıda verdiğimiz ilk açıklamasından anlaşılıyordu. Fakat burada bir yandan Suriye'de sergilediği tutumla çeliştiğini dolayısıyla iki yüzlülüğünün iyice gün yüzüne çıktığını gördüğü bir yandan da darbeci Hafter militanlarının sürekli mevzi kaybetmesinden dolayı telaşa kapıldığı için tavır değiştirme ihtiyacı duymuştur. Asıl amacı ise Hafter'in tamamen sahanın dışına atılmaması için bir an önce ateşkese gidilmesini ve siyasi çözüm sürecinin başlatılmasını sağlamaktır. Bu itibarla her ne kadar görünüşte UMH'yi Libya'nın meşru hükümeti olarak tanıdığını söylese de arka planda yine kendisine yön veren dikta rejimlerinin talimatları doğrultusunda hareket ederek Hafter'i kurtarmanın telaşı içindedir.