Katar'a üç yıldır uygulanan abluka

6 Haziran 2020 Cumartesi, Yeni Akit

5 Haziran 2020 tarihinde, başını Suudi Arabistan'ın çektiği işbirlikçi çetenin Katar'a uyguladığı ambargo ve abluka üç yılını tamamladı. Söz konusu işbirlikçi çete 5 Haziran 2017 tarihinde Katar'ı sıkıştırmak ve onu kendi talimatlarına boyun eğmeye zorlamak, yani ihanet çetesinin bir kuklası haline getirmek amacıyla abluka kararı almıştı.

Abluka kararının ABD Başkanı Trump'ın iştirakiyle 21 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen hatta onun bayraklaştırıldığı, dolayısıyla Arap dünyasındaki işbirlikçi ihanet rejimlerine talimatlar verdiği Riyad Zirvesi'nden hemen 15 gün sonra verilmesi tesadüf değildi. Trump'ın özellikle siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmek için yeni bir sürece girmeleri, yani ilişkileri artık perdenin önüne taşımaları yönünde açıktan talimat vermesiyle çok yakından irtibatlı olduğu tahmin ediliyor.

Riyad Zirvesi'nden hemen iki gün sonra 23 Mayıs 2017 tarihinde, söz konusu çetenin yönlendirdiği bir grubun Katar Emiri Temim bin Hamed Ali Sani'ye tuzak kurması ve bu amaçla asılsız bir haberi yaymak için Katar Haber Ajansı (QNA)'nın sayfasını hacklemesi, ardından da işbirlikçi çetenin güdümündeki bütün medya organlarının Katar Emiri'ne karşı eş zamanlı bir enformasyon savaşı başlatmaları zirvede Trump'ın verdiği talimatlarla, Katar'ın sıkıştırılması kampanyasının başlatılması arasında güçlü bir irtibat olduğunu ortaya koyuyordu. Katar Haber Ajansı'nın yürütülen medya savaşına gerekçe edilen haberin asılsız olduğunu, haber sitesinin hacklendiği bir sırada yayınlandığını ve fark edildiği zaman da hemen kaldırıldığını açıklamasına rağmen işbirlikçi ihanet çetesi Katar'ı sıkıştırma faaliyetlerine ara vermeden devam etti ve sonuçta 5 Haziran 2017 tarihinde de bütün Arap dünyasının da destek vermesini istediği bir abluka kararı aldı.

İşbirlikçi ihanet çetesinin Katar'ı sıkıştırmasının birinci sebebi bu ülkenin Filistin halkına yardıma devam etmesi ve buradaki direniş hareketiyle ilişkilerini sürdürmesi, vatanları dışında yaşayan bazı direniş liderlerinin ikametine izin vermesiydi. Trump'ın yönlendirdiği çete ise İsrail işgal devletinin meşrulaştırılması amacıyla başlatılacak normalleştirme sürecinin önündeki engellerin kaldırılması için Filistin direnişinin sıkıştırılmasını, Filistin'e yapılacak insani yardımların da son derece kısıtlı hale getirilmesini ve tamamen kendi kontrolünde olmasını istiyordu.

İkinci önemli sebep Katar'ın Mısır'daki cuntadan kaçma ihtiyacı duyan İhvan liderleri başta olmak üzere, Arap Baharı sonrasında yürütülen fitne savaşlarında hedef alınan bazı hareket liderlerine ve mensuplarına kapılarını açmasıydı. İhanetçi çete bunların sınırdışı edilmesini, hatta dikta rejimlerine teslim edilmelerini istiyordu.

Üçüncü önemli sebep ise Katar'ın Arap dünyasındaki işbirlikçi rejimlerin tüm itirazlarına rağmen Türkiye'yle müspet ilişkilerini sürdürmesi hatta geliştirmesiydi.

İhanet çetesi ablukanın çok kısa süre içinde etkisini göstermesi için Arap ülkelerine talimat gönderdi ve birtakım siyasi ve ekonomik avantajlarını, bütün Arap ülkelerinin ablukaya destek vermesini sağlamak amacıyla değerlendirmeye çalıştı. Ancak Türkiye'nin Katar'a destek vermesinin yanı sıra Katar'la ilişkilerin sürdürülmesindeki çıkarların önemsenmesi bazı Arap ülkelerinin tavırlarında da etkili oldu ve abluka tahmin edildiği kadar destek görmedi. Sonuçta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır dörtlüsünün uyguladığı bir abluka boyutuna düştü.

ABD Başkanı Trump işbirlikçi çeteye Katar'ı sıkıştırma konusunda talimat vermesine rağmen ülkesinin çıkarlarına uygun görmediği için kendisi bu ülkeyle siyasi ve ekonomik ilişkileri kesmedi.

Katar'ın işbirlikçi çetenin dayatmalarına karşı dik durmasında Türkiye'nin verdiği desteğin önemli rolü olmuştur. Bu sebeple söz konusu çete ablukadan istediği sonucu elde edemedi. Ama yine de ablukanın Katar ekonomisine önemli olumsuz yansımaları olduğu da inkarı mümkün olmayan bir gerçektir.