ABD'de ırkçı terör

5 Haziran 2020 Cuma, Yeni Akit

ABD'nin Minnesota eyaletinin Minneapolis şehrinde George Floyd isimli bir zenci vatandaşın polis tarafından kasıtlı şiddet uygulanarak öldürülmesi günlerden beridir devam eden olaylara ve çalkantalara neden oldu. Bu çalkantıların daha ne kadar devam edeceği ise bilinmiyor. Tabii bu olaylarla ABD'de sistem değişmeyecektir ve her ne kadar zaman zaman olaylar hakkında "Amerikan baharı" isimlendirmesi kullanılsa da meydanlara çıkanların, eylemler düzenleyenlerin amaçları yönetimi düşürmek ve ülkedeki hakim sistemin değişmesini sağlamak değil ülkede bugün hâlâ değişmediği anlaşılan ırkçı zihniyetten kaynaklanan devlet terörünün daha fazla can almaması için gereken tedbirlerin alınması, ırkçı şiddetin tehdit ettiği kesimin canlarının güvenceye kavuşturulmasıdır.

Her şeyden önce Floyd'un öldürülmesi olayı bir hatadan, ihmalden veya irade dışı kusurdan kaynaklanan ölüme sebep olma olayı değil tamamen kasıtlı bir şekilde işlenen vahşi bir cinayettir. Polis normalde yakaladığı kişiyi kontrol altına aldığı ve eline de kelepçe vurduğu halde yere yatırıp boynuna diziyle bastırarak dokuz dakikaya yakın bir süre böyle bekletiyor. Bu esnada yakalanan kişi nefes alamadığını defalarca söylemesine rağmen polis tutumunu değiştirmeyerek diziyle bastırmaya devam ediyor. Bıraktığı zaman ise artık iş içten geçmiş oluyor ve Floyd maruz kaldığı uygulamadan dolayı boğularak ölüyor.

Çevrede olaya şahit olanların çektiği videoların sosyal medyada yayınlanması ve kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşması ABD'deki zenci kitleyi ve genelde ırkçılığa karşı kesimi galeyana getirdi ve bunlar yapılan muameleyi protesto amacıyla meydanlara çıktılar.

Eğer ki olay ortaya çıkarılmış ve kamuoyuna bütün detayıyla yansımış olmasaydı ABD yönetimi belki olayı polisin bir kişiyi kontrol altına almaya çalışması esnasında, takip edilen kişinin tepkisinden kaynaklanan bir kaza olarak yansıtacak ve ölüme sebep olan polisi de sadece basit bir sorgulamadan geçirdikten sonra serbest bırakacaktı. Çünkü bu olay Amerikan polisinin özellikle zencilere yönelik olarak gerçekleştirdiği ilk cinayet değil ve bundan önce gerçekleştirilen cinayetlerden detayları gün yüzüne çıkarılmamış olanların çoğunun üstü bu şekilde örtüldü. Zaten eğer ki daha önce işlenen cinayetlerin hesabı gereğince sorulmuş ve polis şiddetinin önüne geçilmesi için birtakım talimatlar verilmiş olsaydı, George Floyd'u yere yatırıp boynuna diziyle dokuz dakika bastıran Derek Michael Chauvin de bu cüreti gösteremezdi. Onun böylesine korkunç bir cinayeti gerçekleştirme cesareti göstermesinin arkasında yönetimin izlediği ve yine ırkçı politikaya dayalı ihmalkar tutumun büyük rolü var.

Ama her şey bütün açıklığıyla gün yüzüne çıktığından ve kamuoyuna yansıdığından, bunun etkisiyle de büyük kalabalıklar meydanlara çıkarak tepkilerini ortaya koyduklarından yönetim bu kez polisi görevden almak, tutuklamak ve yargılamak zorunda kaldı. Eğer ki bu protestolar olmasaydı yönetim belki yine olayı basite alacak, çok fazla üzerine gitmeyecekti.

Amerikan polisinin işlediği korkunç cinayet bazı Avrupa ülkelerinde de protestolara ve gösterilere neden oldu. Ama şu da bir gerçek ki ırkçılık ve ırkçı terör sadece ABD'nin değil aynı zamanda Avrupa'nın da en önemli meselelerinden biridir. Avrupa ülkelerinde de ırkçı terör daha çok Müslümanları hedef almaktadır.

Aynı ırkçı ve ayrımcı şiddetin Filistin'de de siyonist işgal tarafından icra edildiğini hatırlatmakta yarar görüyoruz. Amerika'da Floyd'un öldürüldüğü günlerde Kudüs'te de 32 yaşında, İyad Hayri Hallak adında zihinsel özürlü bir Filistinli, işgalci polislerden kaçıp çöp konteynerlerinin arkasına saklandığı sırada işgalci polislerin üzerine adeta mermi yağdırmaları suretiyle vahşice katledildi. Ama siyonist katillerin Filistinlileri böyle korkunç bir şekilde katletmeleri bir bakıma "rutin" olay olarak algılandığından bu korkunç cinayet dünya kamuoyunda yeterince yankı bulmadı.