İdlib'de Yaşanan Kriz

Mart 2020, Ribat

İdlib, Suriye'nin kuzeybatısında Türkiye sınırına yakın bölgede yer alan bir vilayettir. Bu vilayetin merkezi durumundaki şehre de İdlib adı verilir. Vilayet toprakları kuzey ve batı sınırından Türkiye'nin Hatay vilayetiyle toprak komşusudur. Suriye içinde Halep vilayeti İdlib'in kuzey doğusunda yer alır ve İdlib'in merkezi Halep şehrine 60 km. mesafededir.

Halep'in rejim güçleri ve onlara destek veren dış güçler tarafından aylarca kuşatma altında tutulmasından sonra direniş güçleri Halep ahalisinden isteyenlerin serbestçe burayı terk etmesine ve canlarını güvenceye almalarına imkan tanınması şartıyla buradan çekilmeyi kabul etmişlerdi. O zaman Halep ahalisinin ve Suriye'nin diğer bölgelerinden buraya gelmiş dahili mültecilerin büyük çoğunluğu İdlib'e geçmişti.

Bu göçten sonra İdlib, kapasitesinin çok üstünde bir nüfusu barındırmaya başladı. Tabii bu nüfusun önemli bir kısmını dahili mülteciler yani Suriye'nin başka bölgelerinden buraya göç edenler oluşturuyordu.

Rejim güçleri Halep, Doğu Guta ve Der'a'da kontrolü ele geçirmelerinden sonra İdlib'i tehdit etmeye başladılar. Buraya karşı bir yandan kara saldırıları için hazırlıklar yapıldığı mesajları verilirken bir yandan da hava saldırıları tehditlerinde bulunuluyordu. Fakat İdlib bölgesine sığınan mültecilerin artık buradan sonra Suriye içinde gidebilecekleri bir yer yoktu. Onların buradan da çıkarılmaları durumunda Türkiye'ye sığınmaları gerekiyordu. Türkiye ise Suriye'den dört milyon civarında mülteci kabul etmişti ve daha fazla mülteci gelmesi durumunda bunun yükünü kaldırması çok zor olacaktı. Avrupa ilkeleri ise Türkiye'den, gelen Suriyeli mültecileri kendi taraflarına göndermemesini, kendi toprakları içinde barındırmasını istiyordu. Avrupa Birliği bunun karşılığında Türkiye'ye birtakım yardım vaatlerinde de bulundu. Ancak vaat ettiği yardımların az bir kısmını gönderdi. Bu yardımlar, gelen mültecilerin ihtiyaçlarının bile çok az bir kısmını karşılayabiliyordu. Suriye'den yeni bir göç dalgası gelmesi durumunda Türkiye'nin onların ihtiyaçlarını karşılamasının ağır bir yük yükleyeceği, uluslararası yardım olmadan bu yükü kaldırmanın kolay olmayacağı kesindi. O yüzden Türkiye, sorunun Suriye sınırları içinde çözülmesi, İdlib'deki göçmenlerin ülkelerini terk emeye zorlanmamaları için siyasi çözüm arayışına girdi.

Hem Suriye'deki çatışmalara son verilmesi, siyasi çözüm formülü üretilmesi hem de İdlib'de yaşayanlar için can güvenliği sağlanması, buranın silahlı saldırıların hedefi olmaması için Astana Görüşmeleri süreci etkin hale getirildi. Bu süreçte Suriye'nin bazı bölgeleri çatışmasızlık bölgeleri ilan edildi. Türkiye, Rusya ve İran'ın garantör ülkeler olarak katıldığı Astana Görüşmeleri'nin Altıncı Turu'nda İdlib'in dördüncü çatışmasızlık bölgesi ilan edilmesi konusunda ittifak sağlandı. İdlib'in çatışmasızlık bölgesi kabul edilmesi konusunda Türkiye Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ve Rusya Başkanı Viladimir Putin arasında Soçi'de düzenlenen zirvede de ittifak sağlandı.

Ama ne yazık ki Suriye'deki Baas rejimini ayakta tutmak için doğrudan müdahalede bulunan Rusya ve Baas rejimine destek vermek için dünyanın değişik ülkelerinden topladığı Şii milislerle Suriye içinde özel milis güçleri oluşturan İran, Astana'daki ittifakta verdikleri sözleri yerine getirmediler ve İdlib'in saldırıların hedefi olmaması konusundaki taahhütlerine uymadılar. Yani masa başında verilen sözler uygulamada karşılık bulmadı.

Astana Görüşmeleri'nin Altıncı Turu'nda sağlanan anlaşmanın üzerinden iki gün geçtikten sonra hem Baas rejiminin hem de Rusya'nın hava kuvvetleri bölgeye yönelik saldırılar düzenlediler. Bu saldırılarda üç hastane hedef alındı ve hastanelerde büyük tahribat meydana geldi. Saldırılar sonra da çeşitli şekillerde devam etti. Saldırıları düzenleyenlerin başında Astana'daki ittifakın garantör devletleri arasında yer alan Rusya geliyordu.

Bu saldırılar her şeyden önce çatışmasızlık bölgeleri oluşturulması konusunda Astana'da kabul edilen anlaşmaya olan güveni ortadan kaldırıyordu. Zaten Suriye'deki direniş grupları da bütün bu saldırılardan sonra "çatışmasızlık bölgeleri" konusunda kabul edildiği söylenen anlaşmanın bir itibarının olmadığına dikkat çektiler.

Rusya İdlib'e yönelik saldırılarında sivilleri değil teröristleri vurduğunu iddia etti. Her şeyden önce terörist tanımlaması Rusya'nın ve onunla aynı safta yer alanların kendi tanımlamalarıdır. Fakat böyle bir tanımlamayla Suriye'deki Baas rejimine karşı direnenlerin tümünü kastettiklerini varsaysak bile vurulanların, öldürülenlerin büyük çoğunluğunu bunların dışında kalanlar, herhangi bir direniş grubuyla ilgisi bulunmayan sivil vatandaşlar oluşturuyordu. Ayrıca saldırılarda özellikle hastanelerin hedef alınması iddianın tamamen tutarsız, geçersiz olduğunu ortaya koyuyordu.

Ayrıca "terörist" tanımlamasından yararlanılmasının amacı çatışmasızlık bölgeleri olarak ilan edilen bölgelere ihtiyaç duyulduğunda saldırıda bulunulması kastıyla arka kapının açık bırakılmasıydı. Eğer direniş gruplarının mensupları terörist olarak tanımlanacak ve onlara yönelik saldırılar anlaşmanın kapsama alanının dışında tutulacaksa o zaman çatışmasızlık anlaşmasının ne anlamı kalır? Çünkü çatışma silahlı taraflar arasında olur. Sivil halkın Baas rejimiyle ve onun arkasında duran işgal güçleriyle zaten herhangi bir çatışması yok. Böyle bir uygulama rejim ve destekçilerinin keyiflerine göre saldırabilmelerine fırsat verilmesi diğerlerinin ise kendilerini savunmalarına bile fırsat verilmemesi anlamına gelir. Bu durum karşısında "çatışmasızlık anlaşması"nın ne anlamı kalır?

İdlib'e yönelen tehlike bu bölgede büyük bir yekün oluşturan mülteci kesimin Türkiye'ye doğru harekete geçmek zorunda kalması ihtimalini yeniden gündeme getirdi. Bu yüzden Türkiye "çatışmasızlık bölgesi" oluşturulması konusunda sağlanan ittifakın uygulanması ve çatışmaların önlenmesi için bölgede bir gözlemci askeri güç oluşturulması konusunda gayret sarfetti. Bu amaçla Türkiye, İdlib'in bazı yerlerinde gözlem noktaları oluşturarak buralara gözlemci askerler yerleştirdi. Bu gözlem noktalarının oluşturulmasının amacı tamamen masa başında kabul edilen anlaşmaların pratikte de bir karşılığının olmasını sağlamak ve çatışmaların önüne geçilmesi yönünde bir ilerleme kaydetmekti. Ayrıca bu gözlem noktalarının oluşturulması tamamen Astana Görüşmeleri'nde ve Soçi Zirvesi'nde varılan anlaşmalara dayanıyordu.

Çatışmasızlık bölgesi oluşturulması ve bazı bölgelerin ağır silahlardan arındırılması konusundaki ittifaka rağmen rejim güçleri ve onun arkasında duran dış güçler İdlib'e yönelik saldırılarını sürdürdüler. Bu saldırılarda çoğunlukla siviller ve sivillerin yaşadığı merkezler hedef alındı. Sivillerden birçok kişi hayatını kaybetti.

Baas rejimine bağlı güçler 3 Şubat 2020 tarihinde işi ileri götürerek gözlemci Türk askerlerini hedef alan bir saldırı düzenledi ve 5 askerin, 3 de sivil görevlinin hayatını kaybetmesine neden oldular. Bu olay Türkiye'nin ciddi tepkisine neden oldu. Çünkü dediğimiz gibi söz konusu gözlem noktalarının oluşturulması tamamen Astana ve Soçi görüşmelerinde sağlanan mutabakata dayanıyordu ve Türk askerleri rejim güçleriyle herhangi bir çatışma halinde değillerdi.

Rejim güçlerinin amacı Türkiye'yi sıkıştırmak ve onu, gözlem noktalarını tamamen kaldırmaya zorlamaktı. Çünkü İdlib'de de aynen Halep'te uyguladığı gibi kuşatma ve aç bırakma yöntemini uygulamak ve böylece buranın tamamını kontrol altına almak istiyordu. Ancak Türkiye'nin oluşturduğu gözlem noktaları kuzeyden ve batıdan kuşatma gerçekleştirilmesine engel teşkil ediyordu. Ayrıca rejim güçleri ve destekçi dış güçler sivil halkı iyice sıkıştırabilmek için keyfi saldırılar düzenlemek amacıyla Türkiye'nin gözlem noktalarının tamamen kalkmasını istiyordu. Türkiye ise bunu kabul etmek istemiyor, "çatışmasızlık bölgesi" konusunda kabul edilen mutabakatın geçerli kılınmasını istiyordu. Çünkü daha önce de ifade ettiğimiz üzere bu bölgenin rejim güçlerinin kontrolüne geçmesi durumunda en az bir milyon kişilik bir mülteci kesiminin Türkiye sınırlarına dayanması söz konusuydu. Zaten İdlib'e yönelik saldırıların yoğunlaşmasıyla birlikte yüz binlerce kişi yerini terk ederek Türkiye sınırlarına yakın yerlere geçmişlerdi ve buralarda çok zor şartlarda, mülteci kamplarında hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı.

Türkiye rejim güçlerinin saldırılarına rağmen bölgedeki gözlem noktalarını kaldırmayacağını ortaya koyarak saldıran rejim güçlerine karşılık verdi. Türkiye'nin karşı saldırılarında rejim güçlerinden birçok kişi hayatını kaybetti. Ancak birçok yorumcunun da dile getirdiği üzere bunların çoğunluğunu İran'ın Şii toplulukların içinden toplayıp getirdiği milis güçler oluşturmaktadır ve gerek İran, gerekse Suriye bunları, hayatlarını gözden çıkararak cepheye sürmüştür. Dolayısıyla onlardan verdikleri kayıpları askeri yönden çok fazla önemsemiyorlar. Onlar için önemli olan elde edecekleri stratejik kazanımlar ve İdlib'deki hakimiyet alanlarını genişletmekti. Dolayısıyla Türkiye'nin saldırılara karşılık vermesine ve rejim güçleri saflarında önemli kayıplara neden olmasına rağmen aradan sekiz gün geçtikten sonra 11 Şubat tarihinde Türk askerlerine yönelik yeni bir saldırı gerçekleştirdi ve 5 askerin hayatını kaybetmesine 5 askerin de yaralanmasına neden oldular. Türkiye bu saldırılara da karşılık verdi ve rejim güçleri saflarında önemli kayıplara neden oldu. Bu saldırılar üzerine Rusya, Türkiye'yi uyararak saldırıları durdurmasını istedi. Ayrıca Astana ve Soçi görüşmelerinde kabul edilen anlaşmaların üzerine adeta çizgi çekerek Türkiye askerlerinin Suriye'de davetsiz bir şekilde bulunmalarından dolayı bu saldırılara maruz kaldıkları açıklaması yaptı.

Bugün İdlib'de yaşanan olaylar Baas diktasının ve onun arkasında duran müdahil dış güçlerin silahın gücünü kullanarak Suriye'nin tamamında yeniden Baas diktatörlüğünün kontrolü sağlayabilmesi ve insanların siyasi özgürlüklerine kavuşacakları bir değişim süreci üzerinde pazarlığa mahal verilmemesi için sürdürdükleri savaşta hakimiyet alanını genişletme çabasıdır.

Türkiye'nin İdlib'de gözetime son vermek zorunda bırakılması durumunda buradaki direniş güçlerinin çok fazla dayanamayacaklarını ve Halep'te uyguladıkları kıskaca alma ve aç bırakma yöntemiyle teslim olmaya zorlama formülünün burada da sonuç vereceğini düşünüyorlar.

Rusya umuma yönelik açıklamalarında, Soçi mutakabatına bağlı olduğunu söylüyor ama arka planda Baas rejimi güçlerinin Türkiye'nin murakıp askerlerini hedef alan saldırılarda son derece cüretkar davranabilmesi onun desteği sayesinde mümkün olabiliyor. Rusya aynı zamanda hava sahasını da kontrol ederek Baas rejimine bağlı milis güçlerinin karada daha rahat ve serbestçe hareket etmelerine imkan sağlıyor.

Baas rejiminin ve arkasındaki güçlerin İdlib üzerindeki planları ve oyunları son derece tehlikelidir ve bundan doğacak olumsuz sonuçlar sadece Suriye halkını ve Türkiye'yi değil Avrupa'yı ve genelde dünyayı da etkileyecektir.