Dünya Sağlık Örgütü mü Çin lobisi mi?

23 Nisan 2020 Perşembe, Yeni Akit

Uzun süreden beri koronavirüsün gerçekten vahşi hayvan pazarından mı yayıldığı yoksa bir laboratuvar virüsü mü olduğu konusunda tartışmalar var. Konunun uzmanı kişilerden farklı farklı iddialar gündeme getirildi. Bazıları Çin'in Vuhan kentindeki bir virüs laboratuvarından yanlışlıkla çıkarılmış olabileceği yönünde iddialarda bulundular. Dünya Sağlık Örgütü bu tartışmaya müdahale ederek virüsün kesinlikle laboratuvardan çıkarılmadığını, Vuhan'daki vahşi hayvan pazarından yayıldığını belirtti.

DSÖ'nün böyle açıklama yapmasını ve konuyla ilgili tartışmaya müdahale etmesini yadırgamıyoruz. Ancak ilginç olan bir yandan bunu söylerken diğer yandan bu virüsün yayıldığı vahşi hayvan pazarlarını, gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra yeniden açabileceği konusunda Çin'e yeşil ışık yakması, Çin'in bu konuda izleyeceği politikanın önünü açmaya çalışmasıdır. DSÖ, bu pazarlardan milyonlarca insanın geçinmesini sergilediği tavra gerekçe olarak gösterdi. Peki bu virüslerin yayılmasından dolayı hayatlarını kaybeden yüzbinlerce insanın, hayatları tehlikeye giren milyonlarca insanın, muhtelif ülkelerin ekonomilerinin aldığı büyük yaraların, bu yüzden milyonlarca insanın yoksullaşmasının hiçbir önemi yok mu bu örgüte göre?

Çin'e söz konusu vahşi hayvan pazarlarını yeniden açması için yeşil ışık yakan DSÖ, Avrupa ülkelerinin salgının iniş sürecine girmesi sebebiyle bir yandan normalleşme sürecine girmelerine ise şiddetle karşı çıkıyor. "Sakın acele etmeyin yeni bir hastalık dalgasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz!" diye korkutuyor. Oysa bu salgın sebebiyle birçok ülkede muhtelif sektörlerin tamamen durmasından dolayı milyonlarca insan gelir kaynağını kaybetti ve ekonomiler ağır darbeler aldı. Dolayısıyla artık bir yandan hastalıkla mücadele edilirken bir yandan da ekonomilerin düzelmesi için bir normalleşme sürecine girilmesi zorunlu hale gelmiş durumda. Bu konuda bazı ülkelerin sergilediği örnekler var ve olumlu sonuçlar aldıkları görülüyor.

Aynı DSÖ salgının başlangıç sürecinde ise tamamen Çin'in söylemlerini gündeme getirerek önce bu virüsün insandan insana bulaşmadığı iddiasında bulunmuştu. Sonra bu iddianın doğru olmadığının anlaşılması üzerine de endişe edilecek bir durum olmadığını, Çin'in çalışmalarının takdire değer olduğunu ve salgını kontrol altına almak için her türlü çalışmayı yaptığını iddia etmişti. Örgütün Etyopyalı Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus Çin'i ziyaret ederek salgının kontrol altına alınması için gereken bütün çalışmaların yürütüldüğünü söylemişti. Bulaşıcı hastalığın bir küresel salgın olduğunu açıklama işini de bayağı geciktirdi. Oysa başlangıç döneminde daha ciddi adımlar atılsaydı ve salgının kontrol altına alınması için tedbirler artırılsaydı belki dünyaya bu kadar yayılmayacak ve muhtelif ülkelerin ekonomilerinin bu kadar ağır darbeler almasına neden olmayacaktı.

Başta ABD olmak üzere muhtelif ülkeler salgının bu kadar hızlı bir şekilde yayılmasında DSÖ'nün gerekli uyarıları vakitlice yapmamasının önemli rolü olduğunu dile getirdiler.

Başlangıçta olayı ciddiye almayarak Çin'in davulunu çalan DSÖ'nün bugün ülkelerin ekonomilerini yeniden düzene sokmak için bir normalleşme sürecine girmelerine karşı yoğun lobicilik faaliyetleri yürüttüğünü görüyoruz.

DSÖ'nün bu olayda sürekli Çin'in davulunu çalmasında ve hep onun işine yarayacak adımlar atmasında, açıklamalar yapmasında Çin'in bu örgüt üzerindeki nüfuzunun büyük payı olduğu düşünülüyor. Bu nüfuzu elde etmesinde de örgütün şu anki genel direktörü Ghebreyesus'un bu göreve seçilmesinde Çin'in ve Rusya'nın önemli rol oynamasının bir payı olduğu tahmin ediliyor. Anlaşıldığı kadarıyla bu adam bütün dünyayı sarsan önemli bir olay karşısında Çin'e vefa borcunu ifa etti.