Korona virüsünün gölgesinde gündem

20-21 Mart 2020 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Birkaç haftadan beri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gündemi korona virüsü meşgul ediyor. Buna gündemin birinci maddesi diyemiyoruz çünkü insanların gündeminde neredeyse bu konudan başka bir şey yok. Sanki insanlar farklı haberlere ve gündem maddelerine karşı kulaklarına ve gözlerine maske takmış durdumdalar. Oysa virüs bulaşacak olsa içinde korona virüsü bulunan haberlerden bulaşır diğerlerinden bulaşmaz. Ama tabii insanın algılama kapasitesi sınırlı. Zihinler tamamen korona virüsüne odaklandığı için diğerlerine yer kalmıyor. O yüzden gündemdeki diğer gelişmeleri de ilgi alanımıza alabilmemiz, onlara da yer açabilmemiz için biraz korona virüsüyle ilgili haber ve değerlendirmelere sınırlama getirmemiz gerekiyor.

Bu konuyla ilgili dile getirmek istediğimiz bir husus da meselenin çok fazla abartıldığı ve çok fazla panik havası oluşturulduğudur. Evet, hastalığın yayılmasını önlemek için tedbirler alınmasına itirazımız yok. Ama adeta büyük bir tufan olayı yaşanıyormuş gibi panik havası içine girilmesinin tedbirle ilgisi olmadığı gibi korona virüsünden daha tehlikeli sonuçlara neden olabiliyor. Bunlardan biri de stokçuluk. Burada "ben" merkezli düşünme gerçeği de karşımıza çıkıyor. Açık konuşayım, biz stok falan yapmıyoruz. Ama üç gün önce bazı gündelik ihtiyaçlarımızı sadece ihtiyacımız miktarınca almak için süpermarkete gittik birçok şeyin kalmadığını görünce şaşırdık. Şu an herhangi bir kıtlık tehlikesi olmamakla birlikte gerçekte olsa bile yine böyle stokçuluk yapmamak, var olan imkanların paylaşılması için adalete uymak, başkalarına da mevcuttan yararlanma hakkı tanımak gerekirdi.

Biz de bugünkü ve müteakip yazımızda korona virüsünün gölgesinde kalan ama yine dikkatten kaçmaması gerektiğini düşündüğümüz bazı gündem maddelerine kısa notlarla temas etmek istiyoruz.

Filistin'in Gazze bölgesinde Allah'ın izniyle bizim bu yazıyı yazdığımız vakte kadar herhangi bir korona virüsü vakasına rastlanmamıştı. Ama bununla birlikte girmesi ihtimaline karşı da tedbirlere başvuruldu. Fakat işin ilginç tarafı böyle bir olay karşısında bile insanlık görevinin yerine getirilmemesi ve Gazze'ye hâlâ zorunlu tıbbi malzemelerin girmesini bile engelleyen insanlıkdışı ablukanın korkunç bir şekilde sürdürülmesidir. En azından yayılan veba karşısında bu bölgenin insanlarının hazırlıklı olabilmesi için gerekli tıbbi malzemelerin sokulmasına izin verilmesi konusunda çağrı yapıldı. Fakat görüldüğü kadarıyla işgalci siyonist rejime bu konuda herhangi bir baskı yapılmadı. Tabii bu sıralar herkesin kendi derdiyle meşgul olmasının da bunda etkisi var.

Gazze üzerindeki ablukasını insafsızca uygulamaya devam eden işgal rejimi korona morona tanımadan bir yandan vahşi saldırılarını, baskınlarını ve tutuklamalarını da sürdürüyor. Gazze'nin bazı bölgelerine işgal güçleri tarafından saldırılar düzenlendi. Gazzeli balıkçıların çok kısıtlı bir alanın dışına çıkmalarını engellemek için işgal güçlerinin saldırıları sürüyor. Bu arada Batı Yaka bölgesinde ve Kudüs'te gündelik olarak evlere baskınlar ve tutuklamalar da devam ediyor. Hemen her gece sabaha karşı düzenlenen baskınlarda işgal güçleri evlere girip eşyaların altını üstüne getirerek aramalar yapıyor ve gündelik ortalama yirmi kişiyi gözaltına almaya devam ediyorlar.

Netanyahu'nun seçim zaferi ilan etmesine rağmen işgal cumhurbaşkanı Reuven Rivlin hükümeti kurma görevini Mavi Beyaz İttifakı'nın lideri Benny Gantz'a verdi. Bunun sebebi ise Liberman'ın Netanyahu'yla değil Gantz'la ittifaka girmeyi tercih etmesi. Gantz'ın Arap milletvekillerinin oluşturduğu Ortak Liste'nin de dışarıdan desteğini alarak bir azınlık hükümeti kurabileceğini söylemesi üzerine Rivlin de hükümeti kurma görevini ona verdi.

Bütün dünyanın korona ile savaştığı bu dönemde Suudi Arabistan ile Rusya arasında da bir petrol fiyatı savaşı var. Suudi Arabistan petrol üretiminde önemli bir konuma sahip ve dünya petrol piyasalarını dengelemede de etkili. Dünyada korona virüsünden kaynaklanan piyasa dalgalanmalarından dolayı petrol satışlarında düşme görülüyordu. Bunun üzerine Suudi Arabistan, Rusya'ya petrol üretimini azaltma ve böylece fiyatları koruma teklifinde bulundu. Ancak Rusya, onun bu teklifini kabul etmedi ve petrol üretiminde azaltma yoluna gitmedi. Bunun üzerine Suudi Arabistan fiyatı düşürerek ve üretim kapasitesini artırarak Rusya'yla rekabete girdi. Bu fiyat savaşı petrolün varil fiyatının 30 doların altına düşmesine neden oldu. Bu da petrol fiyatlarının 1996'dan bu yana en düşük rakama inmesi anlamına geliyordu. Şimdilik Rusya bu fiyat savaşında Suudi Arabistan karşısında yenik düşmüş görünüyor. Çünkü, Rusya ne kadar indirim yapsa Suudi Arabistan daha aşağı çekerek piyasaya petrol sürüyor. Fiyatı daha fazla indirmenin Rusya'nın ekonomisini ciddi şekilde vuracağı düşünülüyor. Ancak Suudi Arabistan aynı derecede etkilenmiyor.

Petrol piyasasındaki bu fiyat savaşının ABD'nin hoşuna gittiği, Trump'ın sergilediği tavırdan anlaşılıyor. Şimdilik bu rekabete müdahale etmeye gerek görmediğini söylüyor. Petrol fiyatlarındaki düşme aslında dünya piyasalarını genel olarak etkiledi. Ancak dünya kamuoyunun gündeminde korona ile savaş olduğundan petrol piyasasındaki bu fiyat savaşı çok fazla öne çıkmadı.

Yemen'de çatışmalar yeniden ateşlendi ve Husi örgütüne bağlı militanlar Suudi Arabistan hedeflerine yönelik çok sayıda roket attıklarını açıkladılar. Yemen içindeki çatışmalar da kızıştı. Bir yandan Husiler ile Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon arasında çatışmalar olurken bir yandan da Birleşik Arap Emirlikleri'nin yönlendirdiği ve desteklediği ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı militanlar Aden hükümetine bağlı hedeflere yönelik saldırılar düzenliyorlar. Son günlerde bu ayrılıkçı örgütler yine Sokotra limanını hedef alan saldırılar düzenlediler. Yemen'de çatışmaların alevlenmesi tabii ki ülkenin bir istikrar ve huzura kavuşmasını engelliyor.

ABD ile Taliban arasında yapılan anlaşma Kabil'deki hükümet ile Taliban arasında karşılıklı esir takasını da içeriyordu. Ancak Kabil'deki hükümet anlaşmanın kendileriyle yapılmamış olmasını gerekçe göstererek bu konudaki ittifakın kendileri için bağlayıcı olmayacağını söylemişti. Bununla birlikte Kabil hükümetinin yine de bir yakınlaşmanın sağlanması amacıyla ve aynı zamanda ABD'nin güdümünde olmasından dolayı bu konudaki şarta uyacağı bekleniyordu. Ancak bu konuda henüz bir ilerleme kaydedilemedi. Taliban da ABD'nin bu konudaki taahhüdünü yerine getiremediğini belirtti. ABD'nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad esirlerin serbest bırakılması için Kabil hükümetine çağrı yaptı. Bu arada Taliban tarafından da zaman zaman Kabil hükümetine ait hedeflere yönelik saldırılar olması bu iki taraf arasında gerginliğin sürmesine neden oluyor. Esir takasının gerçekleşmesi muhtemelen gerginliğin azalması ve bir yakınlaşmanın sağlanması için etkili olacaktır. Halilzad da yaptığı açıklamada esir takasının Taliban'la Kabil hükümeti arasında yakınlaşmaya vesile olacağını söylemişti.

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih, yeni hükümeti kurma görevini eski Necef Valisi Adnan Ez-Zurfi'ye verdi. Hükümeti kurma görevi daha önce eski İletişim Bakanı Muhammed Tevfik Allavi'ye verilmiş, ancak Meclis'te güvenoyu toplantılarının gerçekleşmemesi sebebiyle o, görevi iade etmişti. Şimdi Ez-Zurfi'nin hükümeti kurma konusunda başarılı olup olamayacağı merak ediliyor. Bazıları onun da Allavi'nin durumuna düşebileceğini söylüyorlar.